Yanlış beslenme kansere yol açabilir
12 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

Kansere yakalanmayla yeme alışkanlığı arasındaki ilişkinin kuvvetli lduğu ortaya çıktı.
Kanserin oluşumunda sigara içmek kadar beslenme alışkanlıklarının da etkisi büyük. Oysa bu besinleri doğru seçerek de kanser riskini önlemek çok zor değil.
Dünyada en önemli ölüm nedenlerinden biri kanser hastalığı. Sebebi sanıldığı gibi sadece genetik faktörler değil. Aynı zamanda sigara tüketimi ve yanlış beslenme de kansere yol açabiliyor. Hatta uzmanlar tüm kanserlerin yüzde 35 oranında besinler ve akciğer kanserinin yüzde 80-90’ının sigaradan oluştuğunu söylüyor. O halde kanserden korunmanın birinci yolu sigarayı bırakmak, ikincisi ise doğru ve dengeli beslenmek. Beslenmenin risk oluşturduğu kanser türleri yemek borusu, mide, kolon ve rektum, karaciğer, pankreas, böbrek, meme ve prostat.
Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatoş Özcan “Kansere yakalanmayla yeme alışkanlığı arasındaki ilişki kuvvetli” diyor ve ekliyor: “İnsanın yediklerini kontrol etmesi, kansere yakalanma riskini azaltabilir. Gençliğinde sadece doyma amacıyla beslenenler, genellikle 35-40 yaşından sonra hatalı beslenmenin cezasını çekmeye başlar. “Yaşamak için yemeli” ilkesi gerektiği kadar enerji, protein, vitamin ve minerallerin alınması anlamına gelir.”
Besinler ve Kanser
Peki yediklerimiz kansere nasıl neden olabiliyor? Besinler sindirilmek için bir dizi reaksiyona uğruyor. Bu sırada “serbest radikaller” adı verilen ve hücreyi oksidasyonla hasara uğratan oksidanlar oluşuyor. Sonrasını Fatoş Özcan şöyle anlatıyor: “Vücudun bu zararlı maddelere karşı savunma sistemi (bir anlamda “bedenin silahlı kuvvetleri”) vardır ve bu sistem enzimlerdir. Enzimlerin etkinliğini sağlayan maddelerse “antioksidant” olarak bilinir ve antioksidanlar vücuda doğal olarak besinlerle alınır. Besinlerdeki A, C, E, B2, B6 vitamininin yanı sıra folik asit, selenyum, çinko, mangan ve bazı proteinler gibi vitamin olmayan antioksidanlar da enzim sistemlerinin etkisini arttırır. Bu grup antioksidantlar yeterli ve dengeli beslenme çerçevesinde alınırlarsa yararlı olurlar. Tuzun iyotlu olması önerilir. Ayrıca flavonoidler, kükürtlü maddeler, koku ve tat veren maddeler, protez engelleyiciler, kanserden koruyan zel maddelerdir. En çok sebze, meyve, kurubaklagil ve soğan, sarımsak ve kuruyemişlerde bulunur. Tüm antioksidantlar ve çok posalı gıdalar kanser riskini azaltırken, yağlı ve posasız besinler bu riski arttırır. Yağın kanser riskini arttırması yağ alınmayacağı anlamına gelmez. Anti-kanser grupta bulunan vitaminlerin vücuda alınması ve gerekli hormon yapımı için yemek ve salatalarda mutlaka zeytinyağı, soya, mısırözü gib yağ karışımları kullanılmalıdır.”
Katkı Maddeleri Zararları
Yaşam tarzlarının değişmesine bağlı olarak hazır gıdaların daha çok tüketildiği bir gerçek. Bu gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracağı ise henüz bilinmiyor. Katkı maddeleriyle ilgili dikkat çekilen önemli noktalar var: Buna göre örneğin katkı maddelerinin en çok kullanıldığı gıda yağlar olarak tanımlanıyor. Acımayı önlemek için E vitamini ve BHT, renk verici olarak da karotenoidler kullanılıyor. Hazır çorba, et-tavuk suyu içine katılan M.S.glutamat adlı madde bebekler ve tuzu az alması gerekenler için sakıncalıdır. Renk ve dayanıklılık için et ürünlerine nitrat, küflenmeyi önlemek için meyve sularına sorbat tuzları eklenyor. C vitamininden zengin doğal besinlerle birlikte, işlenmiş besinleri daha az ve seyrek tüketirsek katkı maddelerinden korunmaya gerek yoktur.
Alkol ve alkollü içecekler özellikle sigara ile birlikte içildiğinde ağız, baş, boyun ve kolorektal kanser türleri riskini artırıyor. Yağlı ve yaşlı hayvan etlerinde, tuzlanmış veya tütsülenmiş ya da nitrit ve nitrat eklenmiş etlerde, salam, sosis, sucuk ve hamburger gibi hazır gıdalarda kanser yapıcı kimyasallar daha çok biriktiğinden kanser oluşma riski daha fazla. Kanserden korunmak için içlerinde mineral, vitamin, posa ve antioksidant barındıran sebze, kurubaklagiller, meyve, kuru yemiş, yumurta ve yağı azaltılmış süt, peynir ve yoğurdu daha çok tüketmek gerekiyor.
Bunların besin değerini korumak için ise bazı kurallara uymak gerekiyor. Örneğin sebzeler suda bekletilmeden önce, vitamin kaybını engellemek için yıkanıp sonra doğranmalı ve yağda kızartılmamalı. Kurubaklagiller iyice yıkandıktan sonra haşlama suları dökülmemeli. Taze meyveler iyice yıkanmalı, kesildikten sonra bekletilmemeli. Etler, hafif sıcaklıkta uzun sürede pişirilmeli. Besinler nemli ortamda saklanmamalı.
Kanser Riskini Azaltan Anti Oksidanlar
1. Avitamini ve Karotenoidler
2. B Vitaminleri
3. C Vitamini
4. E Vitamini
5. D Vitamini
Kaynağı
1. Yeşil sarı meyveler, karaciğer, süt yağı, yumurta sarısı, havuç, kayısı, bal kabağı, domates, protakal, greyfurt
2. Tahıl ürünleri, bulgur, maya, karaciğer, et, yumurta, süt ve ürünleri, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler
3. Taze sebze ve meyveler (Kuşburnu, maydanoz, tere, roka, karnabahar, turunçgil, portakal, greyfurt, mandalina, limon, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates, çilek, patates)
4. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı, sebzeler, fındık, fıstık, ceviz gibi kuru baklagiller, et, süt, yumurta
5. Balık yağı, karaciğer, yumurta sarısı, süt, düzenli güneşle temas
Yararları
1. Solunum ve yemek borusu, idrar yolları, mide, prostat, akciğer ve kolerektal kanser riskini azaltır. Reaktif türleri etkisizleştirerek kanser oluşum riskini azaltırlar.
2. Yeterli düzeyde alımı vücudun savunma sistemlerini iyi çalıştırır. Böylece mikropları etkisiz hale getirir. Ayrıca yeni oluşmuş kanser hücrelerinin çabuk tahriş olmasını sağlar.
3. Solunum, yemek borusu, mide, kolektara kanserleri önler. Vücuda giren kimyasal kanserojeni etkisiz hale getirir.
4. Toksik maddelerin etkisini azaltır. Yağların oksidasyonunu ve hücrenin oksijenli bileşiklere tahribini önler. Kanser oluşum riskini azaltır.
5. Kemik kanseri riskini azaltır. Yağların oksidasyonları ve hücrenin oksijenli bileşiklere tahribini önler.
Zararları
1. Fazla alımı, yağda eriyen vitaminlerden olduğu için vücutta toksik etki yapar.
2. Fazla alımı kanser oluşumunu önlemez.
3. Normalde fazla alımı, suda eridiği için idrarla atılacağından fonksiyonel değildir.
4. Yağda eriyen tüm vitaminler giib fazlası zararlıdır.
5. YOK
Öneri
1. Sigara içen erkeklerde ek A vitamini verilmesi akciğer kanserinin önlenmesine yardımcı olur.
2. Özü alınmamış tahıllardan yapılantahıllar ( Kepek, çavdar, yulaf, bulgur ) önerilir.
3. Sigara içenler günlük C vitamini gereksiniminden daha fazlasını alırlarsa kanser riski azalır.
4. Toksik maddelere fazla teması olanlar, sigara içenler gereksiniminden fazla E Vitamini alabilirler.
Günlük beslenme ile D vitamini ihtiyacı karşılanmaz. Yeterli kalsiyum alımı ile düzenli güneşlenme önerilir. Derinin aşırı ve bir seferde güneşte yanması, D vitamini etksinin kaybolmasına ve deri kanseri riskinin artmasına neden olur.
Kaynak: Superonline
Çalışırken doğru beslenmek
11 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

Çalışırken doğru beslenmek ve kilo almak yerine fazla kilolardan kurtulmak mümkün.
Pek çok insan, çalışırken doğru beslenmeye fırsat bulamadığından yakınır. Fazla kiloların yegane suçlusu da, çoğunlukla uzun süren çalışma saatleri olarak gösterilir. Oysa çalışırken de doğru beslenmek ve kilo almak yerine fazla kilolardan kurtulmak mümkün.
Diyetisyen Seçil Kenar, “Ofis yaşamında sağlıklı beslenmenin yolları” hakkında bizleri bilgilendiriyor.
Son yıllarda obezite artışının en büyük nedenlerinden biri de, egzersiz yapma alışkanlıklarınızdaki ve günlük hareketlerinizdeki azalmadır. Teknolojinin gelişimi ile özellikle iş yerlerinizde, masa başında geçirdiğiniz zaman her geçen gün artarken, bununla doğru orantılı olarak uzun saatlerini masa başında geçiren ofis çalışanları için obezite riski de artıyor.
Ofis çalışanlarında obezite görülme sıklığının artış nedenleri arasında, uzun süre hareketsiz masa başında oturmanın yanı sıra, abur-cubur atıştırmak, öğle yemeğini, masada fast food tarzı yağlı ve kalorili besinlerden oluşan bir menüyle yapmak; masada su yerine, sürekli çay, kahve, meşrubat tarzı besinleri tüketmek, ofis içerisinde ara öğün bulundurmamak, toplantıların sık ve uzun saatler alması sonucunda ara veya ana öğünleri atlamak gibi birçok neden sayılabilir. Eğer siz de bir ofis çalışanıysanız, bu belirtilen konularda önlem al• Mümkünse öğle yemeğinizi telefon ile sipariş etmeyin, yakın bir restorana giderek öğle yemeği saatinde hareketinizi artırabilirsiniz.
• Öğle yemeğinde ofis dışına çıkamıyorsanız, telefonda vereceğiniz yemek siparişinde, yemeklerin yüksek yağ ve kalori içermemesine dikkat edin; kepekli sandviç, ton balıklı salata, ızgara köfte, salata, kepekli tost, ayran tarzında menüler tercih edin. Pizza, hamburger tarzı yemekler, hem yüksek kalorilidir hem de öğleden sonra iş veriminizi düşürür.
• Her on beş dakikada bir; omuz, kol ve bacaklarınızı hareket ettirin. Mümkünse, ofiste yapılabilecek egzersizleri, gün içinde birkaç kez uygulayın.
• Çay, kahve, meşrubat tarzı içecekleri tüketmek yerine, masanıza şık bir sürahi alın ve bol bol su tüketin. Çay içmek isterseniz, bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.
• Evrak gibi malzemeler gerekli olduğunda, masadan kalkarak siz alın, telefonla halledeceğiniz şeyleri, masadan kalkarak kendiniz arkadaşınıza söyleyin. Bu tarz davranışlar, gün içinde harcadığınız enerjinin artmasına sebep olacaktır.
• İş yerine gelip-giderken, varsa özel aracınızı değil servisi kullanın ve servisten, iki ya da üç durak önce inin, evinize giderken yapacağınız on beş, yirmi dakikalık yürüyüşler, günlük egzersizinizin artmasını sağlar. Sabahları da aynı şekilde, servisinize iki ya da üç durak ileriden binin. Böylece sabah yürüyüşleriyle de hareketinizi artırmış olursunuz.
• Çekmecenize kuru kayısı, incir, galeta, kepekli bisküvi, ceviz, fındık gibi bozulmayan ve koku yapmayan gıdalar koyun. Bunlar, metabolizmanızın hızlanmasını sağlayan ve çok acıkıp, bir sonraki ana öğünde fazla miktarda yemenizi engelleyen ara öğünlerdir. Bu nedenle, üç ya da dört saatte bir, bu tür besinleri atıştırabilirsiniz.
• Toplantı esnasında veya ofiste bir şeyler yemeniz mümkün değilse, ara öğün olarak, tam sütten yapılmış, kafeinsiz kahve tercih edebilirsiniz.
• İş arkadaşlarınızın size çikolata, bisküvi gibi ikramlarını geri çeviremediğinizi düşünüyorsanız, onları size ikramda bulunmamaları ve sizi sağlıklı beslenme konusunda desteklemeleri konusunda uyarabilirsiniz.
• Öğle yemeğiniz şirkette servis ediliyorsa; karbonhidratlı, ağır gıdalar yerine, hafif ve düşük kalorili yemekleri tercih edin. Özellikle salata ve protein içeren bir besin sizi uzun süre tok tutacak, atıştırmanızı engelleyecek ve öğleden sonra daha verimli çalışmanızı sağlayacaktır.
• Öğle yemeğinde, kan şekerini hızla yükselten, glisemik indeksi yüksek gıdalardan uzak durun. Örneğin; makarna yerine bulgur pilavı, beyaz ekmek yerine kepek ekmeği gibi tercihler yapın.
• Özellikle hamurlu tatlıları tüketmeyin. Tatlı yemek isterseniz, bir-iki bisküvi ya da meyve tarzı besinlerle tatlı isteğinizi geçiştirin.
Kaynak: Superonline
Yağ zihni açar
08 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

ABD’de yapılan bir araştırma sonucunda yağın, zihni açtığını ve refleksleri güçlendirdiğini ortaya koydu.
Alman Bild gazetesinde yer alan habere göre, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı bir araştırmaya göre, oldukça kötü bir namı olan yağ, özellikle reflekslerin hızlandırılmasına büyük katkı sağlıyor.
Araştırma için Kuzey Dakota Üniversitesi bilim adamlarının, eğitimdeki genç pilotları değişik diyetlere tabi tuttuğu ve sonuçta bu şaşırtıcı sonuca vardığı bildirildi.
En yağlı yiyeceklerle beslenen genç pilotların, sadece psikolojik testlerde en hızlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda zor şartlar altındaki uçuşlarda en az hatayı yaptıkları belirlendi. Karbonhidrat ağırlıklı beslenen pilotların ikinci sırada yer aldıkları, protein ağırlıklı beslenenlerinse sonuncu olduğu görüldü.
Kilo vermek için sadece meyve ile beslenmeyin

Kilo vermek için yapılan en büyük hatalardan biri, tüm gün yemek yemek yerine meyve yiyerek daha az kalori almaya çalışmaktır.
Oysaki, gün boyu tüketilen meyve de, günlük almanız gereken kaloriyi karşılamaya yetebilir. Yani sadece meyve yiyerek kilo verme isteği hüsrana dönüşenler tartı ibresinin düştüğünü kolay kolay göremez.
Mevsim gereği birbirinden güzel yaz meyveleri sofralarımızı süslemeye başladı. Canlı canlı renkleri ile sıcakların arttığı şu günlerde içimizi ferahlatan yaz meyvelerinin sağlığa katkıları da saymakla bitmiyor. Özellikle yaz meyvelerinin kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin oluşumunu engellediği biliniyor. Meyveler aynı zamanda iyi birer vitamin, mineral ve enerji kaynağıdır. Büyüme ve gelişmeye yardım eder, hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlar. Unutulmaması gereken bir nokta, meyvenin yeterli miktarlarda tüketilmesi gerektiğidir. Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, kilo vermek için iyi bir seçenek gibi görünen, ancak yanlış uygulandığında aksine kilo alımına neden olan meyve diyeti ve kilo kontrolü için meyve tüketirken, dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi:
Meyveler, gereksinimden fazla tüketildiğinde, fazladan enerji alımına sebep olacağından, kilo kontrolüne ters etki yaratabilir. Çünkü basit karbonhidrat içeren besinlerdir. İçinde fruktoz denilen meyve şekeri vardır. Meyveler fazla yendiğinde, fazla kalori alınmasına neden olur. Bu fazla kalori de kilo olarak geri döner. Bu yüzden meyve tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Bir kişinin bir günde yemesi gereken meyve miktarı, üç-beş porsiyon arasında değişir. Bunu değiştiren faktör kişinin yaşı, cinsiyeti ve alması gereken kalori ile ilgilidir. Bu porsiyon miktarını gün içine dikkatlice dağıtmak gerekir. Çocuklarda ve büyüme çağında meyvenin günde en az 3 porsiyon yenmesi gerekir. 1 porsiyonu gösteren örnek miktar; 1 küçük boy elma, armut, şeftali veya 1 çay bardağı kiraz, erik veya çilektir. Karpuz, kavunun 1 porsiyonu 2 parmak kalınlığında kesilmiş 1 ince dilim miktarıdır. Yetişkinlerde ise 2-3 porsiyon alımı yeterlidir.
Meyvenin çok çabuk acıktırdığını unutmayın
Meyveler, içeriğindeki karbonhidratın türü basit olması sebebi ile daha bilinçli tüketilmelidir. Çünkü basit şeker içeren besinler kan şekerini hızla yükseltip hızla düşüren etkiye sahiptir. Bu bağlamda meyvelerin glisemik indeksi göz önünde bulundurulmalı. Örneğin incir, muz, karpuz, kavun ve üzümün glisemik indeksi diğerlerine oranla daha yüksektir ve daha çabuk acıktırırlar. Elma, armut ve şeftali gibi meyveler ise glisemik indeksi düşük olanlarıdır. Glisemik indeksi yüksek olan meyvelerin tüketilmesi yasak değildir ama miktarını iyi ayarlamak gerekir. Unutmayın; meyvelerin, sıklığını ve miktarını doğru ayarladığınız sürece vücuda olumlu getirileri vardır.
Sindirimi zor yiyecekler nelerdir?
03 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

İnsan, hayatının belli bir döneminde sindirim güçlüğü yaşayabilirler. Bu sorunu gidermek için de olmadık yollara başvurulur.
Oysa tükettiğimiz gıdalarla ilgili birkaç küçük bilgi ile sindirim sorununu en aza indirebilirsiniz.
- Acı biberler yiyeceğe muhteşem bir baharat tadı katsa da, mideye inerken yemek borusunu tahriş edebilir. Sonuç: yedikten sonra hoş olmayan bir mide yanması.
- Uzmanlar “Sıcaklığı ekşi krema ekleyerek dindirmeye çalışsanız bile hala tüm baharatı yemiş olursunuz ve aynı ölçüde yemek borusunda tahriş olur” diye uyarıda bulunuyor. Bu yüzden baharatı çok yağlı krema ile maskelemek yerine, eğer rutin olarak yan etkilerden şikayetçi iseniz daha makul versiyonlarda tüketmeyi deneyin.
- Bu lezzetin ardından ortaya çıkan kötü sonuçların çoğu sadece çikolata yemekten kaynaklanmaz. Çikolatayı aşırı tüketmekten kaynaklanır.
- Klasik tarifte bir küçük browni muhtemelen kabul edilebilir; ama üç browni kabul edilemez. Gastro-esophageal reflü hastalığından (GERD) şikayeti olanlar çok küçük bir porsiyon çikolatada bile problem yaşayabilir.
- Bir yiyeceği, aldığınız bir sosa buladığınız ve yoğun bir biçimde kızarttığınız vakit, o yiyeceği midede sert bir kıvama dönüştürmüş olursunuz. Kızarmış yiyecekler kaçınılmaz olarak yağlıdır ve yağ içeriği yüksektir. Bu iki özellik de mide için sorundur.
- Uzmanlara göre, iltihaplı bağırsak hastalığından şikayetçi iseniz yağlı yiyecekler özellikle problem yaratır ve mide bulantısı ile ishale neden olabilir. Daha sağlıklı bir yemek elde etmek için dondurulmuş tavuk göğüsleri üzerinde kendi ekmek kırıntılarınızı kullanın ve kızartmak yerine onları fırınlayın.
- Her sabah portakal suyu içmek oldukça faydalı görünebilir Ancak bu türden asitli içecekler yemek borusunu tahriş edebilir. Midede asit reflüsü hissi yaratsa da bu sadece bir tahriştir. Midede, içeceğin ekstra asidi başka problemlere neden olabilir.
- Eğer sabah kalkar kalkmaz hiçbir şey yememişseniz mideniz zaten asitle doludur ve ekstra asit eklemeniz midenin ağrımasına neden olur. Yüksek früktozlu mısır şurubu ile tatlandırılmış limonata içiyorsanız dikkatli olun, çünkü yüksek miktardaki şeker istilası ishale neden olur.
- Bir kase kremalı patates püresinden daha masum görünemez hiçbir şey. Her şeyden önce, patates ezmesinin sözde ‘uygun yiyecekler’ listesinde en üst sıralara yakın olmasının nedeni budur.
- “Eğer laktoz toleransı olmayan biriyseniz, bu patateste hiçbir uygunluk göremezsiniz; çünkü çoğu süt ve hatta yoğun krema ile doludur. Patates püresinin yan etkilerini ortadan kaldırmak için evde laktoz içermeyen tam yağlı süt kullanarak yapabilirsiniz.
- Laktoza karşı toleransının olup olmadığını test etmek için büyük bir kase dondurma ile oturtmaktan daha hızlı bir yol yoktur. Şişkinlik, kramp ve gaz açık mesajlardır. Böylelikle sisteminiz bu tür zengin süt ürünlerinden uzak durmanızı size anlatmaya çalışır. Eğer durum böyleyse, tek çare laktoz içermeyen dondurulmuş yiyeceklere (soya ya da pirinç sütünden yapılanlar gibi) geçmektir.
- Fakat laktoza karşı toleranssız olmasanız bile yarım litrelik bir dondurmayı bir defada yemek midenizde problemler yaratacaktır. Bunun nedeni sindirilmeden önce tüm yağların ve yağ artıklarının midede diğer yiyeceklerden daha uzun süre kalmasıdır.
- Soğan ve sarımsak, pırasa ve arpacık soğanı gibi gıdalar (kalbi koruyucu etkilerine karşın) mide ağrısına neden olurlar. Bu gıdaları pişirnek problem yaratan bileşenlerin kimilerini etkisiz hale getiriyor gibi görünür. Fakat pişirerek aynı zamanda vücuda yararlı maddeleri de etkisiz hale getirirsiniz. Bu nedenle diyetisyen Mary Ryan, hem pişmiş hem de çiğ soğanı bir arada kullanmanızı öneriyor.
- Bu lif ve besin zengini sebzeler oldukça sağlıklıdır; ancak midede gaz yapıcı yiyeceklerden oldukları çok iyi bilinmektedir. Neyse ki, çözüm basittir. “Onları pişirmek -ya da en azından-kabuğunu soyarak hafifçe kaynatmak gaza neden olan sülfür bileşenlerini etkisiz hale getirecektir” diyor Ryan.
- Fasulyenin gastrik rahatsızlıklara ne¬den olduğuna dair kötü bir ünleri vardır. Bunun bir kısmı da doğrudur. Fasulyeleri parçalamak için gerekli enzim sadece mide bakterilerimizde bulunur. Ve düzenli olarak fasulye yemezseniz bunları rahat bir biçimde sindirmek için gerekli enzimlere yeterli derecede sahip olamazsınız. Sonuç, tabii ki, gaz ve şişkinliktir.
- Fasulyeleri sulu pişirmek işe yarayabilir. (Ekstra sıvı, fasulyelerin içerdiği liften çok miktarda sindirmenize yardımcı olacaktır ve ekstra pişirme süresi fasulyeleri yemeden önce bile parçalamaya başlayacaktır.) Fasulyeleri diyetinize kademeli olarak dahil etmek, sindirmeniz için gerekli enzimleri oluşturmanıza yardım edecektir.
- Sorbitol (Şeker, sakız, şekerleme ve diyet çikolatalarda bulunan içerik malzemesi) midede gaza neden olabilir. Sorun yaratan, şeker yerini tutacak maddelerden daha az kullanan şekersiz ürünleri görmek için almadan önce etiketini kontrol edin. Çoğu insan iki ya da üç gramı sorun yaşamadan tüketebilir fakat 10 ya da daha fazla gram içeren bir ürünü sindirmek şüphesiz zor olacaktır.
Sütün önemi
01 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

Yarım litre sütte bulunan kalsiyum miktarının, 5 kilogram etle eşit değerde olduğu açıklandı.
Sütün birçok besin öğelerini birleşimlerinde bulundurması nedeniyle insan yaşamının her devresinde tüketilmesi gereken temel besinlerin başında yer aldığı, bebeklik döneminden büyüme gelişme çocukluk ve ergenlik döneminden her yaşta süt tüketimin gerekli olduğu belirtildi.
Ordu Tarım İl Müdürlüğü Kontrol Şube Müdürü Şaban Akpınar Süt proteinlerin vücutta büyüme-gelişmeye katkısı doku farklılaşmalarındaki etkinliğinin yanı sıra, kalsiyum eminimi ve immün fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri olduğu kan basıncını ve kan şekeri riskini azalttığı, vücut ağırlığının kontrolünde etkin olduğu diş çürüklerine karşı koruyucu olduğu bilinmektedir” dedi.
Süt hiçbir besinde olmadığı kadar fazla ve kullanılabilirliği yüksek kalsiyum minerallerini içerdiğini belirten Akpınar,”Süt kalsiyum, fosfor, iyot, sodyum, magnezyum gibi minerallerce zengindir. Kalsiyum fosfor ve magnezyum kemik dokusunun temel bileşenidir. Çocukların 20-25 yaşlarına kadar dengeli beslenme ile kemik mineral dokusu artar.
Yaşlılıkta ise hareketsizlik ve hormonal dengenin bağlı olarak kemik mineral dokusu azalır. Kalsiyum fosfor ve protein içeriği zengin olan süt, çocukluk ve gençlikte kemik dokusunun gelişimini sağlar, yaşlılıkta ise kaybı azaltır. Süt proteini kalsiyum emilimini azalttığı gibi kemik dokusu hücrelerinin oluşumunu sağlar. Süt karbonhidratı olan laktoz da ince bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttıran önemli bir faktördür. Yarım litre sütte bulunan kalsiyum, 5 kilogram et, 2.6 kg ekmek, 6.3 kg patates, 8.5 kg elma, 1.6 kg marul, 1.7 kg havuç veya 0.2 kg peynirde bulunan kalsiyuma eşdeğer miktardadır” diye konuştu.
Sütün içeriğinde bulunan biotinin saç ve deri hastalığında önem taşıdığını ifade eden Akpınar,”Süt büyüme ve gelişmeyi, besin öğelerinin vücutta elverişli kullanılması, sinir sistemi fonksiyonlarını yerine getirilmesi, vücut direncinin gelişmesini ve kan yapımında fonksiyonu olan çok sayıda vitaminleri içerir. Sütte bulunan A vitamini göz ve diş sağlığına, E vitamini bağırsak sisteminin güçlenmesine B vitamini iştah sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesine D vitamini ise özellikle çocuklarda diş ve kemiklerin büyümesine etki etmektedir. Bunun yanı sıra sütün içeriğindeki biotin, saç ve deri hastalığı için önem taşırken, B2 vitamin büyümeyi hızlandırmaktadır.Ancak büyüme döneminde yeterli kalsiyum ve D vitamini alınmazsa iskelet sisteminde gelişme geriliği olması kaçınılmaz olmaktadır. Özellikle büyüme dönümünde okul çocuklarının beslenmesinde gerekli kalsiyumun büyük bir bölümü süt ve süt ürünlerinden karşılanabilir” şeklinde konuştu.
Kaynak: İHA
Sabah kahvaltısının önemi
01 Ekim 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

Diyetisyen Elmas Kara, ailelerin çocuklarıyla birlikte sabah kahvaltısı yapmasını önerirken okul çağındaki çocukların büyüme ve gelişmelerinin devam ettiğini hatırlatarak, “Bu yaşlarda öğretilecek doğru beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları sayesinde vücut ağırlığının kontrolü, kemik, kas gelişimi, beklenen büyüme ve gelişme sağlanabilmektedir. Gerek ülkemizde, gerekse yurt dışında yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların yüzde 80′inin sabah kahvaltısı yapmadan okula gittiği saptanmıştır.
Açlık sebebiyle kan şekeri düşen çocukların dersleri algılamada zorlandıkları, konsantrasyon ve performanslarında düşüş yaşadıkları gözlenmiştir. Bu yüzden ailelerin kahvaltıyı alışkanlık haline getirmelerini, kahvaltıyı çocuklarıyla birlikte yapmalarını öneriyoruz” dedi.
Sabah kahvaltısının 1 bardak süt yada taze sıkılmış meyve suyu, 1 dilim peynir, 3-4 zeytin, 1-2 dilim ekmek, bir tatlı kaşığı tereyağı, yumurta, 1 tatlı kaşığı bal yada pekmezden oluşabileceğini belirten Kara, “Öğün aralarında gereksiz cips, çikolata, şekerleme verilmemelidir. Bunların yerine meyve ve evde yapılmış kek verilebilir. Çocuklar fiziksel aktiviteye de teşvik edilmeli, uykularının düzenli olması sağlanmalıdır” diye konuştu.
Kaynak: İHA
Domates yiyin mutlu olun
28 Eylül 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

Domates inde çikolata gibi mutluluk hormonunu harekete geçirdiğini biliyormusunuz?
Uzmanlar tarafından domatesin birçok faydasını anlatılırken, özellikle doğal ortamda yetişen kimsayal materyallerden uzak duran kendi doğasında yetişen domateslerin tüketilmesini öneriliyor.
Ziraat mühendisi Ayfer Akbaba ise yaptığı açıklamada, domatesin beslenmedeki olumlu etkilerini vurgulayarak;
“İyi beslenen insanın mutlu insan olduğunu hepimiz biliyoruz. Sağlıklı bir beden, sağlıklı besinler ülkemizde yoğun tempo ile yaşanan sıkıntıların akabinde insanımızın mutlu olma ihtiyacına itiyor. Bazı besinlerinde bu konuda uyarıcı olduğu çok açıktır. Çünkü her besin farklı bir maddeyi, farklı bir materyali en iyi bir şekilde içinde barındırıyor. Çikolata gibi farklı besin türlerinden biriside domatestir. Mutlu olmak istiyorsanız bol bol domates yiyin diye bilirim. Özellikle kimyasal materyalden daha uzak dura bilmiş, kendi doğasında yetişmiş domatesin çok daha açık olduğu açık bir gerçektir. Sağlıklı domatesi sağlıkla yiyin sağlıkla gülümseyin” dedi.
Akbaba, domatesin C ve A vitamini, potasyum ve folik asidin bulunduğu birçok faydalı madde içerdiğini konunun uzmanları her defasında dile getirdiğini belirterek; domatesin gribi önlediğini, cildi koruduğunu, kolesterolü kontrol ettiğini, yaşlanmaya karşı etkili olduğunu, romatizmal sorunları azaltarak, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de sözlerine ekledi.
D vitamini kalbin dostu
25 Eylül 2009 admin
Kategori: Sağlıklı beslenme

D vitamini eksikliği, özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarında ölüm riskini arttıyor.
İtalyan La Stampa gazetesinde yayınlanan bir habere göre, ABD’deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araştırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki inceledi.
Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.
Araştırma ekibinde yer alan Doktor Adit Ginde, D vitamini takviyesinin kolaylığına dikkati çekerek, bu şekilde daha sağlıklı bir yaşam sürülebileceğini söyledi.
Kaynak: AA
Kansere karşı doğal besinler
30 Ağustos 2009 admin
Kategori: Bitkisel ürünler, Sağlıklı beslenme

Çağımızın en büyük vebasından korunmak ve onunla savaşmak için en etkin yol doğal besinlerdir.
Flavonlar kansere karşı etkili olduğu kanıtlanan bitkisel koruyucular. Yaklaşık 4 bine yakın meyve, sebze ve bitki türünde bulunuyor. En bol bulundukları meyve ise kara üzüm.
Çağımızın vebasından korunmak ve onunla savaşmak için en etkin yol doğal besinler. Birçok bitki meyve sebze türünün içlerinde barındırdıkları flavonların en bol bulunduğu meyve türü ise kara üzüm.
Günde bir salkım kara üzüm yemenin kanserden korunma konusunda yardımcı olduğu, bu hastalığa yakalananların tedavilerinde de son derece etkin rol oynadığı söyleniyor. Kara üzümde bulunan flavon miktarı 150 cıvarında… Beyaz üzümde ise 30…
DOMATES: Domatesin içinde bulunan likopen ve selenyum özellikle prostat, meme, kolon ve mide kanserinde koruyucu olarak büyük rol oynuyor. Bunun dışındaki bir çok kanser türü için de aynı etkiyi gösteriyor. Hastalığa yakalananların ya da risk
taşıyanların özellikle günde 4-5 domates yemeleri büyük fayda sağlıyor.
HAVUÇ: Domates kadar etkili bir başka sebze ise havuç. İçerdiği betakarontenlerle havuç DNA hasarını önleyici etkiye sahip. Bu bektakarotenler, genellikle kırmızı sebze ve meyvelerde, örneğin havuçta bolca bulunuyor. Betakarotenlerin en önemli özelliği DNA hasarına mani olmaları ve vücudun direncini artırarak bağışıklık sistemini uyarmalarıdır.
FLAVONLAR: Kanserin tedavi ve korunmasında son derece etkili olduğu bilinen bir başka bitkisel madde ise flavonlar. Yaklaşık 4 bin civarında flavon deposu bitki tesbit edilmiş. Bu tür meyve sebze ve bitkileri tüketmek kansere karşı insan vücudunda doğal bir bir kalkan oluşturarak çağın vebasına karşı koruyucu etki oluşturuyor. Bunların aralarında en etkin olanları ise asmalı bitkiler.
SELENYUM: Minerallerden selenyum, prostat kanseri başta olmak üzere bir çok kanser türünden korunmada etkili rol oynuyor. Yapılan araştırmalar yüzde 40 oranında prostat kanserini azalttığını ortaya çıkardı. Bunun dışında rahim, mide, ağız içi kanser türlerinde de etkin olduğu tesbit edildi. Selenyum en az 200 ünite alındığında etkinliği artan bir mineraldir.
C VİTAMİNİ: Meyve ve sebzelerde bolca bulunan C vitamini hem kanserden korunmada, hem de yüksek dozlarda kullanılarak hastalığın tedavisinde barışla kullanılıyor.
OMEGA 3: Özellik Kuzey Denizi balıklarında bol olarak bulunan Omega 3 kanserden koruyucu özelliği saptanmış maddelerin başında geliyor. Başta meme kanseri, prostat kanseri ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere koruyucu bir etki sağlıyor. Yeterli Omega 3 tüketilebilmesi içinde haftada en az üç kez balık yemek gerekiyor.


