A Diet to Go Review For You
The Diet to Go is actually a diet delivery program that makes fresh meals and then flash freezes them before shipping the, on dry ice. So you can be sure that this food is certainly better than the regular frozen food that you get at your local supermarket. No doubt the price is a bit higher too. But then nothing comes free. So how does the Diet to Go food taste? Check out the Diet to Go review here.
For my initial week of Diet to Go, I thought of ordering an entire week’s food including all three meals with a low fat menu. They also have the carb menu which is a bit more expensive as compared to the low fat menu. Besides, they have the low fat vegetarian menu but people who like meat and poultry shouldn’t be ordering that one. You can read many a Diet to Go review before you decide to order one.
For breakfast in the Diet to Go low fat menu they give you mostly starch that could be pancakes, bagels or granola. They taste fine but then you could just buy these at the supermarket as they don’t really need much preparation. The egg dishes too were nothing out of the way. Next time, I have decided I can skip ordering breakfast from Diet to Go and save myself some money as it takes me just about five minutes to scramble eggs. And since Diet to Go gives you the option to order only lunch and dinner, it suits me fine. So this Diet to Go review will help you avoid mistakes that I might have made.
I found that the lunch and dinner were much better; actually they were quite tasty. And since I am not much of a cook I wouldn’t be bothering to make these cooked dishes myself. There are simple dishes that Diet to Go provides you like Fettuccine and Italian meatballs and also gourmet dishes like Lobster Ravioli and curry chicken salad. This Diet to Go review should give you a fair idea of what to expect in case you decide to go in for the Diet to Go meals.
You can also order your Diet to Go meals for just 5 days in a week. So if you like to cook on weekends, then you can have the Diet to Go food during your work days. As most of their meals do not require refrigeration and are shelf stable, it is a handy way to bring your diet meal to the office. You just leave it in your desk till it is lunch time when you just have to pop it in the microwave for heating. There is many a Diet to Go review on the Net which will tell you the advantages of this kind of ready meals can bring you.
1 milyar kişi domuz gribi tehlikesinde
05 Aralık 2009 admin
Kategori: Sağlık haberleri

Dünya üzerinde büyük korku yaratan domuz gribi salgını tüm hızıyla yayılmaya devam ederken, salgın uzmanları da bir yandan hastalık hakkında senaryolar geliştiriyor.
Harvard Üniversitesi’nden Dr. Marc Lipsitch “Hastalık ocak ya da şubat aylarında en yaygın noktasına ulaşacak. Mevsimsel grip de her yıl aynı dönemde yaygınlaşır. Havalar soğudukça grip virüsünün yayılması da hızlanıyor” dedi. Ocak ayının büyük risk taşıdığına dair Türkiye’den de görüşler var. Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Akın, “Toplam ağır vaka sayısında artma olabilir. Çok soğuk aylarda A gribi çok hızlı bulaşma eğilimi gösterecek, ağır vaka sayısında da artma görülebilir. Ocak salgın tehlikesinin başlangıcı olabilir” diye konuştu. Reuters haber ajansına göre bilim adamları domuz gribi salgını için 2 olasılık sunuyor:
Şiddetli salgın: Bilim adamlarına göre her 30-40 yılda bir yeni bir grip virüsü ortaya çıkarak hızla tüm dünyaya yayılıyor ve yüz binlerce insanın ölümüne yol açabiliyor. Bunun en kötü örneği son olarak 1918’de yaşandı. Dalgalar halinde yayılan İspanyol gribi virüsü 18 ay içinde yaklaşık 50 milyon insanın ölümüna yol açtı. Ancak günümüzde böylesi büyük bir salgın için endişelenmeye gerek yok. Çünkü 1918’deki salgında antibiyotik kullanılmıyordu ve suni solunum cihazı henüz yoktu. Aşılar hem yeterince gelişmemişti hem de yaygın olarak kullanılmıyordu. Basit bir enfeksiyon ölüme yol açabiliyordu. Her şeye rağmen bilim adamları 1918 benzeri salgın durumunda iş gücünün yüzde 40’ının kaybedilebileceğini hesaplıyor. Bu durumda üretim durma noktasına gelebilir, dünyada ticaret durabilir ve birçok ülkede ekonomi tamamen çökebilir.
Hafif salgın: Bunun son örneği 1968’de yaşandı. H3N1 virüsü yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Aşılama, ilaçlara rağmen her yıl 250 ile 500 bin kadar kişi grip yüzünden zaten ölüyor. Salgının hafif olması durumunda en büyük risk grupları arasında bebek ve küçük çocuklar, yaşlılar ve gribe karşı daha savunmasız olan hastalar yer alabilir. Enfeksiyonlar, dünyada ticaret ve dolaşımı olumsuz etkileyebilir. Üretim yavaşlar, ilaç ve aşı sıkıntısı yaşanabilir. Hastanelerin kapasitesi yetersiz kalır. İşte senaryolar:
1 Salgının Şiddeti
En iyi senaryo: Salgın hafiftir ve sıradan grip sezonunda olduğu gibi 250 ile 500 bin arasında insanın ölümüne yol açar.
En kötü senaryo: Virüs mutasyona uğrayarak ilaç ve aşıya dirençli hale gelir. insanların D vitamini eksikliği çektiği ocak ve şubat aylarında güçlenir. Dünya çapında 1 milyarın üzerinde insana bulaşır ve milyonlarca kişi ölür.
Olası senaryo: Virüs dünyada 1 milyarın üzerinde insana bulaşabilir. Ölüm oranları tam olarak hesaplanamıyor. Ancak gelecek 2 kış içinde 1 milyon kişinin yaşamını yitirmesi mümkün.
2 AŞININ GÜVENİLİRLİĞİ
En iyi senaryo: Aşı, gerçekten de ilaç şirketlerinin öne sürdüğü gibi hiç kimseye zarar vermeden insanları domuz gribinden korur.
En kötü senaryo: Aşı domuz gribinden daha da tehlikelidir. İnsanları hastalıktan korumanın tersine binlerce kişinin ölümüne yol açabilir.
Olası senaryo: Aşının test edilmesi için yeterince zaman olmadı. İlk olarak aşı yapıldıktan sonra 48 saat içinde meydana gelen ölümler tartışılacak. Ancak aşının uzun vadede sağlığa etkisi ancak yıllar sonra anlaşılabilecek.
3 OKULLARDA GÜVENLİK
En iyi senaryo: Okullarda az sayıda vakaya rastlanır, maske zorunluluğu getirilir. Enfeksiyonlar hafiftir ve ölüm oranı düşüktür.
En kötü senaryo: Hastalık milyonlarca çocuğa bulaşır ve birçok ölüme yol açar. 2009/2010 eğitim yılına ara verilir.
Olası senaryo: Birkaç okul grip salgını yüzünden geçici süreliğine kapatılır. Birçok öğrenci aşılamadan gribin neden olacağından fazla zarar görür.
4 TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
En iyi senaryo: Az sayıda insan hastalanır, iyileştikten sonra işlerine döner böylece enerji, su, güvenlik, gıda malzemeleri ve diğer ihtiyaçların karşılanmasında sorun yaşanmaz.
En kötü senaryo: Hastaların sayısı arttıkça sorunlar da ortaya çıkmaya başlar. Hastalık ve açlık yüzünden nüfus giderek azalır.
Olası senaryo: 2010’un başında hastalıkların artmasıyla geçici sıkıntılar ve sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak bunlar yıkıcı değildir.
5 SAĞLIK HİZMETLERİ
En iyi senaryo: Enfeksiyonlar azalır ve hastanelerin kapasitesi bunları karşılayabilecek durumdadır. İlaçlar ve aşı planlanan şekilde etki eder.
En kötü senaryo: Hastaneler giderek artan hasta sayılarıyla başa çıkamaz. Virüs mutasyon geçirerek daha da dirençli hale gelir.
Olası senaryo: Domuz gribine yakalanan hastalar hastanelere akın ettikçe sıkıntı giderek artabilir. Sağlık personeli de domuz gribine yakalanabilir. Hastalara evden çıkmamaları tavsiye edilir.
Türkiye’nin domuz gribi senaryosu
SAĞLIK Bakanlığı tarafından Dünya Sağlık Örgütü’nün domuz gribi salgını uyarısı üzerine yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin domuz gribi senaryosu hazırlandı. Önlem alınmazsa yalnızca sağlık hizmetleri bakımından domuz gribinin Türkiye’ye maliyeti 1.1 milyar TL’ye kadar çıkabilir. İşte sonuçlar:
Virüs için önlem alınmazsa;
- Hastalığa yakalanması beklenen insan sayısı 21 milyon.
- Bunların 8 milyonu hastaneye başvuracak.
- 96 bini hastaneye yatırılacak.
- Bunların 15 bin 500’ü yoğun bakıma alınacak.
- Sonuç olarak 5 bin 300 kişinin hayatını kaybetmesi mümkün.
Önlem alınırsa;
- Enfeksiyon sayısı 1.8 milyonla sınırlanacak.
- 750 bin kişi hastaneye başvuracak.
- Bunların 7 bin 500’ü hastaneye yatırılacak.
- 1200’ü yoğun bakımda tutulacak.
- 400 ölüm yaşanabilir.
Kaynak: Mynet
Bel fıtığı nasıl önlenir?

Bel fıtığı, karın ve bel kaslarının güçlendirilmesi ile önlenebileceği bildirildi.
Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği Başkanı ve aynı zamanda Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Ataman, yaptığı açıklamada, her 100 kişiden yaklaşık 65-80′inin yaşamının bir döneminde bel ağrısından şikayet ettiğini söyledi.
Ataman, kas gücünün zayıf olmasının ve genetik yatkınlığın hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir risk faktörü olduğuna işaret ederek, “Vücuttaki bel ve karın kaslarının güçlü olması, bel fıtığının önlenmesinde bir avantajdır” dedi. Vücut kaslarının kuvvetlendirilmesi için düzenli egzersiz yapılmasının önemli olduğunu belirten Ataman, her sağlıklı bireyin haftada 3 gün aktif spor yapması, her gün işe gitmeden önce vücudu ısıttıktan sonra karın kaslarını kuvvetlendirmek için 20-30 kez mekik çekmesini önerdiklerini söyledi.
Bel ağrılarının kısa dönemde geçmediğini, en az 1-2 hafta sürebildiğini ifade eden Ataman, yapılan çalışmalarda bel ağrılarının yüzde 50′sinin ilk hafta, yüzde 90′ının da 2. hafta sonunda geçtiğinin gözlendiğini söyledi. Ataman, bel ağrısı şikayetinde bulunan hastaların yüzde 10′unda ise sorunun devam ettiğini belirterek, “Bu vakaların bir kısmına bel fıtığı tanısı konuluyor. 2 haftayı geçen bel ağrısı şikayeti halinde vakit kaybetmeden fizik tedavi ve rehabilitasyon ya da ramatoloji uzmanına başvurulması gerekiyor” dedi.
Ataman, bel ağrısı şikayeti sonrasında ağrının farklı bölgelere yaygınlık göstermesinin ciddiye alınması gerektiği uyarısında bulunarak, “Kalça ve bacaklara doğru yayılım gösteren bel ağrısı durumunda, bel fıtığı düşünülmelidir. Eğer ağrıya bacaklarda uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük gibi bulgular eşlik ediyorsa sinir basısından şüphelenmelidir” diye konuştu.
Bel fıtığının görülme sıklığının meslek gruplarına göre değişiklik gösterdiğini dile getiren Ataman, “Daha çok ağır iş yapanlarda bele binen yükün fazla olmasından dolayı sık görülüyor. Obezlerde de vücut ağırlığın fazla olması, kas ve yağ dağılımının değişmesine bağlı olarak kas gücünün yetersiz kalması bel fıtığının oluşumunu arttırıyor” dedi.
Ataman, iki omur arasında amortisör görevi gören jel kıvamındaki nükleus denilen sert maddenin çok zorlama olduğunda yırtılarak dışarı taştığını ve bel fıtığını oluşturduğunu anlattı. Ataman, “Bu bel fıtığı adı verilen oluşumun omuriliğe veya bacaklarımıza giden sinirlere bası yapması sonucu kalça ve bacaklarda ağrı ve kuvvet kayıpları görülebilir, siyatik siniri sıkışabilir ve hatta kısmi felçler ortaya çıkabilir” dedi.
Bel fıtığının en önemli belirtisinin bel ve bacak ağrısı olduğuna dikkati çeken Ataman, ilk olarak belde hissedilen ağrının zamanla bacağa yayıldığını ve genellikle tek taraflı olduğunu söyledi. Ataman, ağrının bazen iki taraflı hissedilebileceğini de belirterek, şunları kaydetti:
“Kimi zaman hastalar sadece bacak ağrısı şikayeti ile gelir. Bel ağrısından çok bahsetmeyebilirler. Bu durumda da yine fıtık açısından değerlendirilmesi gerekir. Hastaların bir kısmı size daha önce bel ağrısının olduğunu, zaman zaman belinde tutulma olduğunu ve hareket etmede zorlandığını söyler. Hastada ayrıca bacakta uyuşma, bel hareketlerinde de kısıtlanma görülebilir. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme gibi eylemler ağrıyı arttırır.
Skolyoz adı verilen sırtın ve belin bir tarafa doğru eğilmesi de sık rastlanılan bir durumdur. Çeşitli nedenlere bağlı gelişebilir. En sık 10 yaşından sonra kızlarda daha sık gözükür ve genellikle bu tip skolyozun nedeni bilinmez. Şekil bozukluğu, sırtta ve belde ağrı ve bazen nefes darlığına yola açabilir. Bazı hastalarda ilerleme gösterebilir.”
Ataman, bel fıtığının hafif seyrinde istirahat ve egzersizin yeterli olabildiğini, kaplıcanın önerildiğini söyledi. Kısa süreli yatak istirahatinin, hastanın en rahat ettiği pozisyonda ve iyi bir yatakta olması gerektiğini dile getiren Ataman, tedaviye ilişkin şu bilgileri verdi: “Yatak ortopedik ve düzgün olmalı, vücut ağırlığı ile çökmemelidir.
Sırtüstü uzanarak bacakların altına yastık koymak en iyi dinlenme şeklidir. Ağrı kesici, kas gevşetici, ilaçlar kullanılabilir. Kronikleşmiş hastalarda antidepresan ilaç tedavi uygulanabilir. Bel fıtığına bağlı skolyoz (omurganın yana eğriliği) varsa korse kullanılabilir, ancak bu uzun süreli olmamalıdır.
Yüzeysel ve derin ısıtıcılar, düşük frekanslı akımlar ve traksiyon gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri uygulanabilir. Tıbbi ve fizik tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar ve ilave olarak nörolojik kuvvet kaybı olanlar ise mutlaka cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Hastaların büyük çoğunluğunda 4-6 hafta içinde iyileşme sağlanır. Yapılan bütün tedavilere rağmen kronik ağrılı hasta oranı oldukça yüksektir.”
Kaynak:A.A


