100 kalorinin altındaki besinler

Yazan: admin 23 Mart 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Artık yemek yerken kalori hesabı yapmanıza gerek kalmadı.

Diyet yaparken rahatlıkla tüketebileceğiniz, kalori değerleri düşük besinler atıştırmanız veya öğünlerinizi renklerdirmeniz için size yardımcı olacaktır.

Yağsız süzme peynir: Kraker veya kızarmış ekmek üzerine sürerek; acıktığınızda süzme peynir yiyebilirsiniz. 100 gr süzme peynir sadece 98 kaloridir.

Haşlanmış makarana: 100 gramı yaklaşık 110 kalori değerindedir. Domantes soslu bir tabak haşlanmış makarna sadece 330 kaloridir.

Baharatlı karides: Soya ve acı biber gibi Asya baharatlarıyla tadlandırılmış bir porsiyon karides toplam 180 kaloridir.

Fasulye: 100 gr fasulye sadece 80 kalori civarıdır.

Ev yapımı krema: Meyvelerinizi ve keklerinizi renklendirmek için ev yapımı düşük kalorili kremalar kullanabilirsiniz. 100 gr krema 100 kaloridir.

Patates salatası: Salata sosları, sirke ve taze otlarla süslenmiş patates salatası tok tuttuğu kadar kalori değeri açısından düşük bir yemektir. Bir porsiyon yani yaklaşık 200 gr patates salatası, 200 kalori değerindedir.

Nohut: Sulu nohut yemekleri veya humus besin değeri yüksek ama kalori değeri düşük yemeklerdir.

Ton balığı: Salatalarınızda bol bol ton balığı kullanabilirsiniz. 100 gr ton balığı tam 100 kaloridir.

Kırmızı veya beyaz şarap: Bir bardak sek şarap 100 kalorinin altındadır. Yemek yerken size eşlik etmesi için gönül rahatlığıyla içebilirsiniz.

Bu gıdalar ömrü uzatıyor

Yazan: admin 18 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Ünlü beslenme uzmanları uzun ve sıhhatlı yaşamak için gerekli 7 gıdayı açıkladı. İşte o sıhhatli gıdalar.

ABDli ünlü beslenme uzmanı David Zinczenko uzun yaşamak için gerekli 7 gıdayı sıraladı.
Buna göre, ilk sırada yer alan yoğurt bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

İkinci sıradaki domates, çeşitli kanser türlerine karşı etkili.

Cevizin enfeksiyon giderici niteliği bulunuyor.

Ispanak kalp rahatsızlıklarına karşı etkili.

Yulaf da kalbi koruyor. Havuç kansere karşı etkili.

Yaban mersini ise kalp-damar rahatsızlıklarına,kanser ve bunamaya karşı yararlı.

Dereotu kolestrolü azaltıyor

Yazan: admin 08 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Biz onu daha çok salata, çorba ve soslarda yeşillik olarak kullanırdık ama meğer ne çok marifeti varmış…

Salata, çorba, sos, balık ve et yemeklerinde kullanılan dereotunun tam bir şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı.

Yrd. Doç. Dr. Atnan Uğur, gaz söktürücü, yatıştırıcı ve hazmettirici özellikleri bulunan dereotunun nefes açmak ve kötü ağız kokulardan arınmak için yarım ya da bir çay kaşığı tohumunun çiğnenmesinin yeterli olacağını belirtti.

Dereotunun mide krampları ve spazmlarında da oldukça etkili olduğu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Atnan Uğur, tohumlarının kusma, hıçkırık ve karın şişmesi gibi rahatsızlıklara da iyi geldiğini kaydetti.

Dereotu tohumunun bal ile şerbet yapılarak içilirse kusmayı kolaylaştıracağını dile getiren Yrd. Doç. Uğur, “Tohumlarından yapılan çay, bağırsak yanmaları, karın ağrıları ve idrar yapamama gibi durumlarda fayda sağlamaktadır. Dereotu çayı yapmak için, ezilmiş 2 çay kaşığı dereotu tohumunu, kaynamakta olan suya atarak 2-3 dakika kaynatılması yeterlidir. On dakika kadar çayın demlenmesi beklendikten sonra, her yudumda nefesin açıldığı hissedilecektir. Çocuklara, gaz ve sancı durumlarında, seyreltilmiş çaydan daha az miktarlarda verilebilir” dedi.

ANNE SÜTÜNÜ ARTIRIYOR

Dereotunun aynı zamanda sindirime yardımcı ve idrar söktürücü özelliğinin de bulunduğunu belirten Uğur “Düzenli tüketilmesi durumunda, emzikli kadınların sütünü arttırma gibi özellikleri ile de halk reçetelerine girmiştir. Çürüme, ezilme, sancı, öksürük, uykusuzluk, sarılık, iskorbüt, ağrılı yerler, karaciğer, safra ve bağırsak problemleri, böcek sokmaları gibi rahatsızlıklarda kullanılmaktadır.

Tohumları, sindirim sisteminde ishale neden olan birçok bakteriye karşı vücudu koruyor. Lapası rahimdeki enfeksiyonları temizliyor. Hayvanlar üzerindeki denemelerde, damarlarda genişlemeyi arttırdığı ve kan basıncını düşürdüğü, solunumu teşvik ettiği ve kalp atış hızını azalttığı belirlenmiştir. Yine fareler üzerinde yapılan denemelerde, dereotu yapraklarından çıkarılan coumarin (vanilyaya benzeyen koku) 14 günlük kürü ile farelerin kan serumunda trigliserit seviyesinde yüzde 50, toplam kolesterol seviyesinde ise yüzde 20 azalma belirlenmiştir”

Gıdada hijyen dönemi

Yazan: admin 08 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Tarım Bakanlığının hazırladığı yeni gıda yasasına hijyen de girdi. Yiyeceklerin standartı belirlendi.

Tarım Bakanlığı, AB ile başlayan Tarım ve Çevre müzakereleri çerçevesinde yediğimiz içtiğimiz her şeyi içine alan yeni yasal düzenlemeyi Başbakanlıka gönderdi. Veteriner hizmetleri, bitki sağlığı, gıda ve yem konusunda devrim niteliğindeki düzenlemelerle ilk kez hijyen konusu da yasalara girdi. Sadece sebze ve meyvelerdeki hormon, zirai ilaç, kansorejen etki tartışmalarına son verecek düzenlemeler değil, hayvan yetiştiriciliğinden kasaptaki ete varıncaya kadar yiyecek ve içecekle ilgili standartlar yeniden düzenlendi. Buna göre; üretim yapan gıda ve yem işletmecileri, bakanlıkça belirlenen hijyen kurallarına uymak zorunda kalacak. Sonraki aşamada işletmeler de, tehlike analizine dayanan güvenilirlik sistemini kurmakla yükümlü olacak. Ürünün üretim, işletme veya dağıtım aşamalarında yapılan değişiklikleri, tehlike analizi sistemine göre gözden geçirip, gerekli değişiklikleri yaparak, kayıt altına alacak. Bakanlık, şartlara uygun faaliyette bulunmadığını belirlediği işletmelerin faaliyetini durdurabilecek. Hijyen kurallarına uymayan üreticilere bin ile 10 bin lira arasında para cezası verilecek.

İlaç kalıntısı görülen sebze imha edilecek

Yasal düzenleme ile birlikte, sebze-meyve işiyle ilgilenenler bitki pasaportu bulunduracak. Tarım Bakanlığı, sebzemeyvelerde ilaç kalıntısına rastlandığında, ürünlerin hasadını geciktirecek veya imha ettirecek. Bu durumda üreticiye herhangi bir tazminat ödenmeyecek. Gıda ve yemlere ilave edilecek her türlü maddeye ilişkin takip sistemi kurulacak. Ürünler, izlenebilirliği sağlayacak şekilde etiketlenecek. Gıda yle ilgili işlemler, insan sağlığının azami korunmasını sağlamak için risk analizine dayanacak. Tarım Bakanlığı kriz birimi oluşturacak. (Takvim)

Kansere karşı en etkili sebze

Yazan: admin 06 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Anavatanı Akdeniz olan kırmızı pancar içerdiği vitamin ve mineraller bakımından sayıa bir enerji deposu.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Diyetisyenlerinden Özgen Arı, AA muhabirine, ıspanakgiller ailesinden olan kırmızı pancarın, bünyesinde barındırdığı özellikleri ve vücuda sağladığı faydaları ile sayıa mucize bir sebze olduğunu söyledi.

Kırmızı pancarın toprak içindeki yumrularının kırmızı renkte olduğunu belirten Arı, Meyve ve sebzelerdeki kırmızı renk, bu bitkinin antioksidan özellik taşıdığını gösterir. Antioksidan da güç, sıhhat demektir. Kırmızı pancara rengini veren pigmentler kansere karşı savaşta etkili bir sebze olmasını sağlıyor dedi.

Kırmızı pancarın, vitamin ve mineral zengini olmasına karşın, tüketiminin çok yaygın olmadığını anlatan Arı, şu şekilde konuştu:

Kırmızı pancar A, B, C ve P vitaminlerinden zengindir. İştah açıcı, besleyici özelliği vardır. Bileşiminde bulunan ve radyoaktif bir eleman olan rubidyumun sindirim üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Pancar aynı zamanda fosfor, demir, bakır, potasyum, magnezyum, kalsiyum, brom, çinko ve manganez bakımından da zengindir. Bitki, beta karoten ve folat bakımından zengin yapısıyla bağışıklık sistemini güçlendirip kan yapımına destek verir. Kırmızı pancarın suyu en güçlü kan düzelticilerden biridir. Havuç suyu ile yarı yarıya karıştırılan kırmızı pancar suyu, içildiğinde alyuvarların sayısını kısa zamanda yükseltir. Özellikle soğuk algınlığı enfeksiyonlarının arttığı kış aylarında kırmızı pancarın tüketilmesi, vücudun direncini artırır.

BİR BARDAK PANCAR SUYU HİPERTANSİYONA KARŞI ETKİLİ

Arı, genellikle elma, havuç gibi meyvelerle kokteyl yapılarak içilmesini önerdiği kırmızı pancar suyunun hipertansiyona karşı da etkili olduğunu bildirdi.

Kırmızı pancar suyunun kan basıncını düşürücü etkiye sahip bir sebze olduğunu belirten Arı, Yüksek oranda potasyum içerdiği için günde bir bardak kırmızı pancar suyu içmek yüksek tansiyonu düşürür. Kırmızı pancar suyunu yoğurtla karıştırıp yemek ise vücudun enerji depolarını doldurur dedi.

Arı, kırmızı pancarın taze sıkılmış suyunun yanında, taze, çiğ ve rendelenmiş şekilde de tüketilebileceğini kaydetti.

Kırmızı pancarın salatalarda tüketilmesinin alışkanlık hale getirilmesini öneren Arı, demir eksikliği olanlar için de önemli bir sebze olduğunu bildirdi.

Kepekli gıdalar kısıra neden olabilir

Yazan: admin 05 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Yapılan yeni bir araştırmaya göre lif yönünden zengin yiyecekler kısırlığa neden olabiliyor. Araştırma sonuçlarına göre kepekli ekmek ve makarna kadınların hormon dengesini bozuyor. Kadınlar bu tür besinleri ne kadar çok tüketirse üreme organlarındaki sorunlar o kadar artıyor.

Amerika’da çocuk sahibi olma yaşındaki 250 kadın arasında yapılan araştırmada lifli gıdaların hormonlardaki seviyeyi düşürdüğü ve aynı zamanda yumurtlamada da sorun yarattığını ortaya çıkardı. Buna göre menstrüal dönemde kadınların yumurtlamasında bu gıdalar nedeniyle düşüş yaşanıyor. Daha önce çok fazla egzersiz, stres ve sinirin bu duruma sebep olduğu açıklanmıştı fakat ilk defa sıhhatlı bir beslenme biçiminin de buna sebep olabileceği belirtilmiş oldu.

Tereyağı Ve Tereyağının Faydaları

Yazan: admin 04 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

TEREYAĞI yıllardır tıp çevrelerince hep suçlandı.
Kolesterolü yükselttiği;
dolayısıyla hipertansiyon, enfarktüs, felç gibi hastalıklara zemin hazırladığı iddia ediliyordu.

Halbuki atalarımızın yaygın kullandığı yağ, tereyağıydı. Özellikle kırsal bölgelerde
bol tüketilmesine rağmen insanlarımızın sıhhatlı olduğu biliniyordu. Bu yüzden
tereyağının zararlı olduğu görüşü tıbbi mantığıma hiç uymuyor, soranlara “hakiki
tereyağı ve sızma zeytinyağından vazgeçmeyin” diye ısrarla söylüyordum.

Tabi bunun esas gerekçesi, kâinatın yüz akı Efendimizin, “Sığırın sütünde deva,
yağında şifa vardır” hadisiydi.

Ayrıca tereyağının oldukça besleyici muhtevası vardı: A vitamininin en iyi
kaynağıydı. Lesitin’den zengindi. Yüksek oranda antioksidan (dinçleştirici) maddeler
ihtiva ediyordu. İyi bir iyot kaynağıydı. Konjuge linoleik asiti bol bulundurduğu
için iltihap kurutucuydu, alerji ve kansere karşı koruyucuydu. Diş çürükleri ve
osteoporoz riskini düşürüyor, hafıza ve öğrenme kapasitesini artırıyordu. Yeterli
miktarda kalsiyum, fosfor, demir ve çeşitli vitaminler (A1, B1,,B2, nikotinik asit,
C gibi) içeriyordu.

Yine tereyağının sindirimi kolaydı, mideyi yormuyordu. Kokusu güzel, tadı ise
oldukça lezzetliydi. Çiğ olarak da yenebiliyor, yemek ve unlu mamullere
katılabiliyordu. Tereyağıyla pişmiş yemeğin, böreğin veya baklavanın kokusu ve tadı
ulaşılmaz haz veriyordu.

Çabuk eridiği için margarinlerin yaptığı gibi kan pıhtılaşmasını kolaylaştırarak
çeşitli hastalıklara da yol açmıyordu.

Tıp ve bilim adamlarının da kafası karışık olmalı ki yeni araştırmalara gerek
gördüler. Kanadalı bilim adamları, tereyağının kalp krizi riskini ve kolesterolü
yükseltmek bir yana aksine düşürdüğünü, ayrıca şeker hastalığı ve obezitenin
tedavisine yardımcı olduğunu gösterdiler.

Alberta Üniversitesi’nden Prof. Dr. Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang
çalışmalarının sonucunu şu şekilde açıkladılar:

“Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, bugüne kadar zararlı
etkilerinden korktuğumuz doğal yağların, aslında sağlığımız için son derece faydalı
olduğunu görmemizdi. Tereyağının kalp krizi riskini düşürdüğü, şeker hastalığı ve
şişmanlık tedavisine yardımcı olduğu, kolesterole iyi geldiği artık tespit edilmiş
bir gerçek.”

Evet, tıp önemli bir yanlışından daha vazgeçti ve 14 asır öncesinden gelen şu
tavsiyeye uydu: “Tereyağı şifadır.”

Doc. Dr. Sefa Saygılı

Cevizli helva vücut Direncini Artırır

Yazan: admin 03 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Sadece Safranbolu ilçesinde üretilen 40 katlı cevizli helva soğuk kış günlerinin enerji deposu. Safranbolu halkı tarafından tüketilen helvaya yerli ve yabancı turistler de ilgi gösteriyor.

Sadece Safranbolu’da üretilen yapraklı cevizli helva, kış aylarının vazgeçilmez enerji kaynağı. Toz şeker ağdası ve çöven suyu ile beyazlatılarak, çok ince olarak açılan ve 40 kat yapılan cevizli yaprak helvaya yerli yabancı turistler de ilgi gösteriyor.

Safrantat firması Üretim Müdürü Eda Yetimoğlu, hiçbir katkı maddesi kullanılmadan üretilen cevizli helvanın tam bir enerji deposu olduğunu ifade etti. yetimoğlu, şöyle dedi:

“Cevizli helva kış aylarında Safranbolu halkının tercih ettiği bir helva çeşitidir. Bu helva Safranbolu’ya özgü ve sadece Safranbolu’da üretilir. İçinde hiçbir katkı maddesi yoktur. Toz şeker ağdası çöven suyu ile beyazlatıp çok ince açıldıktan sonra 40 kat olarak ve katında Safranbolu cevizi dökülerek yapılan yapraklı cevizli helvaya yoğun ilgi var. Safranbolu halkının yanı sıra ilçeye gelen yerli ve yabancı turistler ilgi gösteriyorlar.İçinde ceviz ve şeker olduğundan kışın hem insanların üşümelerini önlüyor, hem de enerji veriyor.”

Yağsız yemek sağlıksızdır

Yazan: admin 02 Şubat 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Yağsız yemekler, hatta sıfır yağlı beslenmek doğru bir şey zannedilir. Ama bu, beslenme hatalarının en önemlilerinden biridir.

Sağlığımız için son derece önemli olan yağları fazla miktarda kazanmamız zararlı olabilir ama onları eksik kazandığınız zaman da bazı problemler ortaya çıkabiliyor.

Burada önemli olan, aşırısından kaçınmak ve zararlı yağlar yerine zararsız ya da faydalı olma ihtimali yüksek olan yağları kullanmaktır. Mesela doymuş yağları, yani tereyağı, tam yağlı süt, peynir, yoğurt, ayranı, yağlı sığır etini, kanatlı hayvanların derilerini azalttığınız zaman sağlığınız için önemli bir adım atmış olursunuz. Bitkisel yağları seçerken de zeytinyağı ağırlıklı bir seçim yapabilirsiniz.

Omega-3 zengini balığı daha fazla yer, omega-3 yüklü ceviz, öğütülmüş keten tohumu, fındık, semizotu ve yumurtaya beslenme planınızda sık sık yer verirseniz de iyi bir iş yapmış olursunuz. Yani sorun sadece yağları azaltmakla bitmiyor, “iyi-kötü yağ” kavramını bilmek de önemli.

Önemli bir nokta da şu: Beslenmenizdeki yağ miktarını azaltmanız, genellikle daha fazla karbonhidrat yemeniz anlamına geliyor. Az yağlı yemek iddiasında olanlar farkına varmadan daha çok beyaz pirinç, unlu besin, şeker ve nişastalı besinler yemeğe başlıyor.

Özellikle doymuş yağları azaltıp yerine karbonhidratları koyduğunuz zaman, ne kilonuz ne de toplam kolesterol düzeyiniz zannettiğiniz kadar azalıyor. Azalsa bile arzu edilen hedefe varılamıyor. Ayrıca yağları azaltıp karbonhidrat ağırlıklı bir beslenmeye geçmek önce trigliseridi yükseltiyor, bir süre sonra da iyi kolesterol HDL’yi düşürüyor.

Ayrıca yağı azalttığınız için doymuyorsunuz. Bu durumda daha fazla yiyip kilo almaya başlıyorsunuz. Bir başka önemli nokta da fark edilmeden yoğunlaştırılan karbonhidrat kazanımı pankreasınıza insülin üretmesi için baskı yapmaya başlıyor. Bu baskı hem kilo almanızı kolaylaştırıyor hem de insülin direncine yol açarak bir süre sonra şeker hastalığına sebep olabiliyor.

Amerika, obezite ile savaşa başlarken yağ tüketiminde ciddi sınırlamalar yaptı. Amerikan halkı 20 yıl öncesine oranla yüzde 5-10 daha az yağ tüketiyor. Ama obezite sorunu gerileyeceği yerde patlama yaptı. Çünkü azalan yağ tüketiminin yerini şekerli meşrubatlar, unu, yağı bol atıştırmalıklar aldı.

Benim tavsiyem, günlük enerji ihtiyacınızın en fazla 1/3’ini yağlardan kazanmanız, bu miktarı 1/5’in altına da düşürmemeniz.

Eğer yağlar nedeniyle oluşabilecek bir sağlık zararından korunmak istiyorsanız, doymuş yağ yerine (tereyağı, iç yağ, kuyruk yağı, tam yağlı etler, süt ve süt ürünleri) doymamış yağları (bitkisel yağlar: ayçiçeği yağı gibi) ve özellikle de tekli doymamış yağları (zeytinyağı) kullanmanız.

Bir kez daha hatırlatayım: Yağlardan tamamıyla uzak bir beslenme planı yapmaya kalkarsanız sağlığınızı iyileştirmez, tersine kötüleştirirsiniz. Özellikle bazı yağların (omega-3, tekli doymamış yağlar) bedeniniz için ilaç değerinde olduğunu, yağda eriyen vitaminleri (A, D, E, K) sadece yağlarla birlikte kazanabileceğinizi unutmayın.

Amacınız, vücudunuza gereği kadar yağ kazandırmak ama ihtiyacınızdan fazla yağın daha çok kilo, daha hızlı sertleşen damarlar olduğunu unutmamak olmalıdır.

Kötü yağların yerine iyi yağları geçirmeye odaklanmalısınız. Bunun için kurabiye, börek, poğaça pişirirken margarin yerine sağlıklı sıvı yağlar kullanabilirsiniz. Tam yağlı etler yerine yağsız etler tercih edebilirsiniz.

Tereyağı ile yemek pişirmeyi seyrek başvurulan bir ağız tadı haline getirip zeytinyağı ağırlıklı bir beslenme planı yapabilirsiniz. Margarin kullanırken trans yağlardan arındırılmışları tercih edebilirsiniz.

Mangalda et közlerken yağlı kısımlarını ayırabilir, zararlı yağların kullanılması ihtimali yüksek olan fast food’lardan uzak durabilirsiniz. Kısacası sağlıklı yağlarla beslenme konusunda alabileceğiniz kolay birçok önlem var.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu / Hürriyet

Yanlış beslenme depresyona neden olabilir

Yazan: admin 28 Ocak 2010  
Kategori: Sağlıklı beslenme

10 yıl süren araştırmaların ardından, sağlıksız beslenmenin depresyonu da tetikleyebildiği bildirildi.

Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nde yapılan araştırma, depresyondaki kadınların beslenme şekillerini gözden geçirmelerini ve işlenmiş gıdaları yememelerini tavsiye ediyor.

Araştırma sonuçları, 10 yaşından sonra çoğunlukla işlenmiş, yüksek yağ içeren gıdalarla beslenen 20-93 yaşları arasındaki kadınlarda duygu durumu bozukluklarının daha çok görüldüğüne dikkat çekiyor.

Çalışmayı hazırlayan ekipte yer alan Dr. Felice Jacka, “Mucize bir diyet yok” demekle birlikte, sebze, meyve, tam tahıllı gıdalar, az yağlı süt ürünleri ve yağsız et ağırlıklı beslenmenin ve işlenmiş ve şekerli gıdaları “bazen yemenin” fizik ve ruh sağlığına iyi geldiğini belirtiyor.

10 yıl boyunca 1046 kadına diyet uygulanarak ve psikiyatrik testler yapılarak yürütülen çalışmada, sağlıklı beslenen deneklerde duygu durumu bozukluğu görülmediği kaydedildi.

Amerikan Psikiyatri dergisinde yayımlanan çalışma, Batı tarzı beslenmede sıklıkla tüketilen hamburger, beyaz ekmek, pizza, cips, aromalı sütlü içecekler ve şekerli gıdaların depresif bozukluklara sebep olma olasılığını yüzde 50 artırdığını ortaya koyuyor.

Sağlıklı beslenen kadınların depresyona girme ihtimalinin ise sağlıksız beslenenlere göre yüzde 30 daha az olduğu belirtiliyor.

Sonraki sayfa »