İlaçta karekod uygulaması başlıyor
Yazan: admin 27 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Karekod sistemiyle Türkiyede üretilen ve ithal edilen herhangi bir ilaç üretildiği andan sonra bir kimlik numarasına sahip olacak. Karekodsuz ilacın piyasaya verilmesini Mayıs ayından sonra yasaklayacağız dedi.
Dinçer, Grand Cevahir Otelinde gazetecilerin sorusu üzerine, yıl başından sonra ilaç sektörü ve eczacılarla ilişkilerde karekod denilen yeni bir uygulamaya geçmeye başladıklarını söyledi.
Türkiyede ilaç sanayini daha rasyonel bir zemine oturtmak, ilaç sektöründeki kayıt dışılığı ve yolsuzluğu önlemek için bir çaba içerisine girdiklerini anlatan Dinçer, karekod uygulamasının vatandaşların ilaç ve tedavi güvencesini sağlama alacağını vurguladı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dinçer, şöyle konuştu:
Karekod sistemiyle Türkiyede üretilen ve ithal edilen herhangi bir ilaç üretildiği andan sonra bir kimlik numarasına sahip olacak. Şimdiye kadar ilaçlarda barkod sistemi ya da ilaç fiyat kupürü bulunuyordu veya her ikisi beraber vardı. Karekod, barkod bilgilerini, kimlik numaralarını, üretim seri numaralarını ve üretim tarihini içine alan bir muhteviyata sahip. Kimlik numarası olmayan hiçbir ilaç eczanelerde satılamayacak. İlaç, depolara giderken kimlik numarasıyla gidecek, bu numara ile eczane rafına konacak ve tüketicinin eline geçecek ve o kimlik numarasıyla başka bir ilaç satılamayacak. Bu açıdan bakıldığında çok önemli ve ciddi bir tedbir aldık. Yoğun bir şekilde tüm Türkiyede eczacılarla bu sistemi uygulamaları konusunda görüşmeler yaptık ve yapıyoruz.
-ECZACILARA ERKEN ÖDEME-
Karekod sistemine geçen eczacıların ücretlerini bir ay önce ödeme taahhüdünde bulunan Dinçer, Bunun da gerekçesi şu; karekod sistemine geçmek için az da olsa yatırım yapmak gerekiyor. Yatırımları finanse etmek için ek para ödeme imkanı yok, ama alacaklarını daha erken ödeyerek onlara bu fırsatı vermek istiyoruz. Buradan bütün eczacılardan, ilaç deposu işletenlerden ve ilaç sanayicilerinden bu konuya destek vermelerini istiyorum ve daha güvenli bir sektör oluşturmak için yardım etmelerini bekliyorum dedi.
Bir gazetecinin, Eczacıların karekod sistemine geçmesi zorunlu mu? sorusu üzerine Dinçer, şu anda bir yaptırım düşünmediklerini, eczacaları sadece teşvik ettiklerini belirtti.
Karekodsuz ilacın piyasaya verilmesini Mayıs ayından sonra yasaklayacağız diyen Dinçer, şu anda ilaç sanayinin karekodlu ilaçları eczanelere göndermeye başladığını, Mayıs ayına kadar da barkodlu ve fiyat kupürlü ilaçların piyasaya sunulmasına izin verileceğini bildirdi.
Dinçer, Türkiyede 2010 yılından sonra hiçbir şekilde karekodsuz ilaç satılmayacak dedi.
Bir gazetecinin, karekod sisteminin eczacılara maliyetini sorması üzerine Dinçer, 300 ile 1000 lira arasında maliyet olacak. Eczacıların sadece karekod okuyacak bir makineye ihtiyaçları olacak. Bilişim altyapısını Sosyal Güvenlik Kurumu karşılayacak diye konuştu.
Dinçer, sistemle, hasta sağlığını teminat altına almayı ve denetimden çıkmamış hiçbir ilacın satışına izin vermemeyi hedeflediklerini ifade etti.
Kanseri haber veren 7 sinyal
Yazan: admin 16 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Dünyada ve ülkemizde ölümlerde ikinci sırada yer alan kanserin tanı ve tedavisiyle ilgiyle her şey bu haberde…
Kanser, dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada görülen ölüm sebebi. Ancak kafaları kurcalayan bir soru var. O da; “Tedavi edilebilir mi?” şeklinde… Erken tanı ve doğru tedavi ise çok önemli:
Evet… Tıp alanındaki ilerlemeler ve keşifler sayesinde kanser artık tedavi edilebilir bir hastalık. Yine de kaba bir deyişle, her üç kişiden biri hayatının bir döneminde kanserle karşılaşıyor ama yaklaşık sekiz kişiden biri kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Yani her kanser ölümle sonuçlanmadığı için, kanserden ölüm sıklığı, kanser görülme sıklığını yansıtmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde kanser görülme oranı yüz binde 400 civarındadır. Bizde ise bu oran yüz binde 200 civarında tahmin edilmektedir. Bu da her yıl yaklaşık 150 bin yeni kanser hastası demektir. Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Güven Atasoy, kanser hakkında merak edilenleri yanıtladı:
Kanser nasıl oluşur?
Normalde, canlıların vücudundaki hücrelerin pek çoğu, çoğalır, ömürleri tamamlanınca da ölüp yerlerini yeni hücrelere terk eder. Bu düzen, hücrelerin çekirdeklerinde bulunan kromozomlar üzerine yerleşik genlerin komut ve yönetimindedir. Eğer hücreler doğru olmayan komutla yönlendirilirse, işlevlerindeki normalden sapmalar yaşamın düzenini bozarak kanseri de içeren birçok hastalığa sebep olur. Kanserli dokunun hücreleri kontrolsüzce çoğalır. Bu nedenle, kanserin başlayışını araştıran son yıllardaki çalışmaların büyük bir grubu hücrenin içyapı ve işleyiş şekline yönelmiştir. Bu çalışmaların sonuçlarına göre, kanseri “başlatıcılar” ve “baskılayanlar” arasındaki uyumun bozulması hücrenin kanser hücresine dönüşümünü gerçekleştirmede olasıdır. Başlatıcılar hücrede bulunan fakat baskı altında tutulan kanser yapıcı genler, hücre ölümsüzlük genleri ve hücre büyüme faktörleridir. Hücrenin kanser hücresine dönüşünü baskılayanlar tümör baskılayıcı genler, planlanmış hücre ölümünü düzenleyen genler ve hücre büyüme faktörlerinin baskılayıcılarıdır. Başlatan etken ne olursa olsun sonuçta normal hücrelerden önemli farklar gösteren kanser hücreleri oluşur. Normal hücrelere oranla daha az özelleşmiş, sınırsız çoğalma ve doğal bağışıklık olanaklarından kaçabilme becerilerine sahip kanser hücreleri önce bulundukları dokuya sığamayarak bir kitle, bir süre sonra vücudun başka dokularına giderek yeni kitleler (metastaz) yaparlar.
Nasıl korunacağız?
Kanser oluşumu için risk taşıdıkları düşünülen bu faktörlerden insanda ve laboratuvar araştırmalarında kanserle bağlantısı gözlenmiş olanlar kabul edilebilir, fakat kanserle bağlantısı kanıtlanmamış olanlar şüpheli risk faktörleridir. Ancak bu gözlem, araştırma ve görüşler yüksek riske sahip olanların mutlaka kanser olacakları ya da düşük riskli olanların kanser olmayacakları anlamını getirmez. Hücrelerin yapısı ve çalışmasından köken alan kişisel risk faktörleri kontrol edilemeyeceği için korunmak mümkün değildir. Kişisel faktörlerin önde gelenleri yaş, zaman ve ailedir. Yaş ve zaman hiçbir zaman kontrol edilemez ve bu nedenle korunamaz. Ancak, ailesel risk faktörlerine karşı bazı önlemler alınabilir. Büyükbaba ve büyükanneden başlayarak anne, baba, kardeşler, amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve ilk kuşak kuzenleri içine alan bir liste yapılır, eğer bir tanesinde kanser varsa, tipi ile birlikte kaydedilir, iki taneden fazla kanser çıkarsa bu konudaki bir uzmanla görüşülmelidir. Çevreden köken alan çevresel risk faktörlerini kontrol edebilmek için geniş olanaklar vardır. Bu grup faktörler arasında yaşanan çevrenin getirdiği riskler yanında önde gelenler besinler ve beslenme şekli, sigara önde olmak üzere diğer bazı alışkanlıklar ve radyasyona maruz kalmadır. Bunlardan başka hormonların dengesini dıştan müdahaleler ile bozmamak gerekir. Güneşin ultraviyole ışınları, özellikle iş yerleri ile bağlantılı bazı kimyasal maddeler ve kanserlerde rolü olduğu düşünülen virüsler dikkate alınmalıdır.
Erkek ve kadın farklı hissedebiliyor
Haberci belirtileri olmayan fakat yüksek riskli olan erkek ve kadınlarda kanserin erken teşhisi için bazı öneriler, zaman zaman bazı değişiklikler göstermekle beraber, temel olarak güncelliğini korumaktadır:
Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar önde gelmek üzere genel muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü, PAP testi Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat önde gelmek üzere genel muayene.
Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü, kontrol aralığı 1-2 yıl olarak mamografi, ayrıca menopoz döneminde kürtaj ile rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile prostat muayenesi.
Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3-5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalın barsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, gerekirse kalın barsak endoskopisi.
KANSERİN 7 HABERCiSi
Kanser için bütün ülkelerce kabul edilmiş özel tehlike işaretlerinin, diğer bir deyimle kanserin 7 habercisinin;
•Bağırsak ve mesane alışkanlıklarının değişiklikleri,
•İyileşmeyen yaralar,
•Zamansız kanama ve akıntı,
•Meme veya başka yerde sertlik,
•Hazımsızlık veya yutma güçlüğü,
•Benler veya bir siğilin belirgin değişikliği,
•Hırıltılı öksürük veya ses kısıklığı belirtilerinden her hangi birinin varlığında kişiler bir doktora başvurmalıdır.
Evreleri önemse
Kanserden mutlak korunma söz konusu olmadığına ve tüm kanserleri engelleyecek bir aşı henüz bulunmadığına göre, kanserde erken tanı elimizdeki belki de en önemli silah olma özelliğini korumaktadır. Her kanser tipi ayrı özellikler göstermekle beraber, genellikle kanser hastalığının gidişi dört klasik evreye ayrılır:
Evre I: Kanser, başladığı yerde sınırlı kalmıştır.
Evre II: Kanser, başladığı ortamdan etrafındaki dokulara doğru ilerlemiştir.
Evre III: Kanser, bölgesel dokulara ve lenf bezlerine tam yayılım vardır.
Evre IV: Kanser, diğer dokular ve organlara ulaşmıştır ve metastaz denilen olay gelişmiştir.
Kanserde erken tanı tedavi şansını arttırır ve tedaviyi kolaylaştırır, doku ve organ kaybını önler, tedavi giderlerini ve ölüm oranlarını düşürür. Bugün sıklıkla görülen birçok kanserde erken tanı gerçek anlamda hayat kurtarmaktadır. Erken tanı için belirli aralıklarla sıhhat kontrolü yalnız kanser için değil, genel sıhhat için uygulanması gerekli olan görüştür.
Farkındayız, kanseri yeneceğiz…
Bilgi eksikliği, korku ve ihmal gibi nedenlerle insanların doktora zamanında başvurmamaları kanserin tedavisini güçleştirir. Hepimizin, adını ağzımıza almaya korktuğumuz hastalıkların başında gelir kanser. Açıkçası benim de böyleydi… Biz ne kadar ağzımıza almasak da kanserin adını duymamızı hiçbir şey engelleyemiyor. Bir gün bir yakınımızın kapısını çalıyor… Ve belki de bir gün bizim kapımızı çalacak! Kanseri araştırmayan bir insan için bunun ne denli korkutucu olduğu aşikardır. Ancak, araştırınca ve gelişen tıp teknolojisinin de tesiriyle bu hastalıktan da artık eskisi gibi korkmanın manasız olduğunu gördüm. Buna rağmen yine de halk sağlığı yönünden kanserin önemi; bazı kanser türlerinin sık görülmesidir. Bu açıdan bakıldığında kanser dünyanın ve ülkemizin en önemli sıhhat sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Kanserle savaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekiyor.
Çare zakkum tenceresi mi?
Suiistimale son derece açık bir konu olmasından dolayı, bugün her ülkede, hiçbir bilimsel temeli olmayan ve araştırmalara kapalı yöntemlerle kanserde şifa sağladığını iddia eden kişiler bulunduğunu itiraf etmek gerekiyor
Uluslararası Kanserle Savaş Birliğinin açıklamasına göre, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde dahi kanser hastalarının %50 kadarının etkinliği kanıtlanmamış yöntemleri kullandıkları sanılıyor. Bu yöntemler bilimsel yöntemlerin yerine veya onlara ek olarak kullanılıyor ve bu uygulamalar çok defa doktorların bilgisi dışında yapılıyor. Bu kişiler, doğal ürünleri uyguladıklarını, ürünlerinin yan etkilerinin olmadığını, bu ürünlerin hastaların savunma mekanizmalarını harekete geçirdiğini, ürünlerinin her çeşit habis hastalığa ve ayrıca bu gruptan tamamen ilgisiz diğer birçok hastalığa etkili olduğunu iddia etmektedirler.
CİDDİYE ALMAYIN
Bir sır veya mucize olan tedaviyi, buluşları çalınabileceği için, yalnız kendilerinin verebileceklerini ifade ederler, tedavi ile şifa sağladıkları eski hastalarından mektuplar ve şahitlere sahip olduklarını ileri sürerler, tanınmış kişileri bu düşünce ve yöntemlerin destekleyicisi olarak gösterir ve başarısızlıklarını yönteme değil, hastaya yüklerler. Klasik tıbba karşı ciddi bir sorun olan bu uygulamalara hastaların yaklaşımı için çeşitli nedenler var. Önde gelen neden korkudur. Çünkü, genelde kanser birçok kişiye göre kısa sürede ağrılı ölümle eş anlamlıdır ve doktorun iyileşme için güvence veremediği durumlarda korku daha çok artar. Ayrıca, klasik kanser tedavisi şekil bozukluğu, yanık, bulantı ve kusma, saç dökülmesi seksüel yetmezlik endişesi ve bağışıklık sisteminin bozulması gibi sonuçlara da varabileceğinden, hasta bilimsel tedavi süresince kendisinin yapabileceği çok az şey olduğunu düşünerek tedavi ve iyileşme yolunda daha aktif olacağı olanakları sunan yöntemleri tercih edebilmektedir.
UZMANDAN ŞAŞMA
Ancak, bu kişiler, bu çare ve yöntemler şifa sağlayamadıkları gibi, ayrıca, kalifiye bir doktorun tedaviye başlayarak şifa elde etme zamanını ve şifa olanağını da azaltırlar. Bu nedenlerle, kanserin ne olup/olmadığını ve bilimsel tıbbın ne olduğunu ve ne yaptığını çok iyi bilmek gerekir. Her ne kadar “doğaya dönüş” günümüz modası olsa da bilim ve teknoloji inançsızlığını da kabul etmek mümkün değildir. Bu alanda ileri düzeyde olan ülkelerde kanserin gerek tanı gerek tedavi olanakları için milyarlarca dolar sarf edilirken, sorunu mutfakta kaynayan ısırgan otu veya zakkum tenceresi, öldürülen kaplumbağa kanı ve benzeri kanıtlanmamış çareler ile çözmek mümkün değildir. Kanser tedavisi konunun uzmanları olan doktorlar tarafından yapılmalıdır. Bilim ve akıl yolundan sapmak, yalnızca zaman kaybına ve bilimsel gerçeğin ışığından uzaklaşmaya yol açar.
Tedavide geç kalmayın…
Kanserde erken teşhis tedavi şansını arttırır, kolaylaştırır, doku ve organ kaybını önler ve sakatlık bırakmaz, tedavi giderlerini azaltır. Kanserde daha güvenilir teşhis yöntemleri ve daha etkili tedavi şekilleri her geçen gün yeni bir aşama göstermektedir.
Cerrahi Onkoloji: Genellikle organ kanserlerinde ilk tedavi seçeneğidir. Bu tedavide kanserli doku ve yöresel lenf bezleri ameliyat ile çıkarılır.
Radyasyon Onkolojisi: Kanserli doku ve yöresel lenf bezlerindeki kanser hücrelerinin çoğalmasını önleme ve öldürülmesine yönelik radyoaktif ışınlama tedavisini uygulayan uzmanlık dalıdır.
Tıbbi Onkoloji: Kanser ilaçlarını uygulayan uzmanlık dalıdır. Ayrıca kanserlerin bir grubu yalnız ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Tıbbi onkoloji uzmanlığının tedavide kullandığı ilaçların sayısı, alanı ve uygulama yöntemleri gün geçtikçe genişlemektedir.
Kemoterapi: Tıbbi onkolojinin uyguladığı ilk tedavi yöntemidir. Kanser hücresinin öldürülmesine yönelik ilaçlarla yapılan bu tedavi son yıllarda büyük aşama göstermiştir. Kemoterapi ameliyatlar ile birlikte de kullanılmaktadır. Erken dönemde teşhis edilen hastalarda, saptanması mümkün olamayan mikroskobik yayılmalar olabilir görüşü içerisinde, birçok kanserde ameliyat sonrası kemoterapi uygulanmaktadır. Aynı görüş içerisinde ya da ameliyat edilemez durumda olan hastalarda ameliyat öncesi kemoterapi yapılmaktadır. Kemoterapi bazı kanserlerde radyoterapi beraberliğinde uygulanmaktadır. Ayrıca kemoterapinin tek başına sonuç aldığı bazı kanserler de vardır.
Biyolojik tedaviler:
Biyolojik tedavilerde temel yaklaşım insanın normal hücrelerinin bütünlük ve çalışmasını bozmayacak şekilde sonuca ulaşmaya yöneliktir. Biyolojik düzenleyiciler adı altında toplanan ilaçların kanser hücresini öldürmekten çok genellikle tümörün gelişim olayına etkili oldukları kabul edilmektedir. Bu grupta vücudun temelde mevcut olan savunma sistemini düzenleyen veya eksiklerini tamamlayan bağışıklık uyarıcılar, bozuk genleri onaranlar, hücre bölünmesini durduranlar, tümör dokusunun damar yapmasını önleyiciler, kanser hücresini intihara zorlayanlar ve yayılmayı engelleyenler bulunmaktadır.
Hormonlar: Bir grup kanserin hormon bağımlı olduklarını bilinmektedir. Bu grup kanserlerin tedavisinde hormonların sentezini veya etkisini önlemeye yönelik ilaçlar kullanılmaktadır.
Ve beslenme…
Görgüler ve araştırmalara dayalı sayısal değerlendirmelere göre, kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutmaktadır ve dengesiz beslenmenin yanına bazı yaşam alışkanlıkları eklenirse bu oran yüzde 85 değerine kadar yükselmektedir.
Antioksidanlar: İnsanda DNA yapılarını değiştirerek tümör gelişmesine zorlayan maddelere karşı vücudu korudukları varsayılıyor.
Fitokimyasallar: Antioksidan, besin koruyucu ve kanser yapıcı ajanlara karşı engelleyici etkileri olabileceği bildirilmektedir. Domates, maydanoz, portakal gibi koyu sarı, yeşil meyve ve sebzelerde karotenoidler; brokoli, lahana, şalgam gibi turpgiller grubunda indoller; yeşil çay, soğan, elma, fasulye gibi meyve ve sebzelerde flavonoidler; limongiller ve trunçgillerde biflavonoidler; soğan ve sarımsakta alisin; yeşil yapraklı sebzelerde lutein; soya fasulyesinde isoflavonlar; ahududu gibi mavi ve kırmızı meyvelerde ve sebzelerde antosiyaninler; zeytinde, limongillerde, baklagillerde fenolikler ve domateste likopen gündemde olanlardır. Yüksek fitokimyasal maddeli yiyecekler brokoli, dutlar, soya kabukları, armutlar, şalgamlar, kereviz, havuç, ıspanak, zeytinler, domates, mercimek, sarımsak, kayısı, soğanlar, soya fasulyesi, yeşil çay, şeftali, kıvırcık ve Brüksel lahanadır.
Omega-3 yağ asitleri: Deniz ürünleri, keten tohumu yağı ve fasulyede bulunan bu asitlerin meme ve prostat kanserleri risk ve gelişmesini önlemede rolleri olabileceği bildirilmektedir.
SGK dan aile hekimlerine uyarı
Yazan: admin 13 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Sosyal Sigortalar Kurumu , aile hekimlerine gönderdiği yazı ile, kuruma bağlı sigortalı hastalara verilen istirahat raporlarının gerekli belgelerle birlikte gönderilmesini istedi.
Rapor alan sigortalı hastaların, iş göremezlik ödeneklerinin alması bazen aylar sürüyor. Yetkililer, vatandaşların iş göremezlik ödeneklerinin zamanında alması için raporların süre içerisinde eksiksiz olarak hazırlanmasını istedi.
SGK Bursa İl Müdürlüğü, Bursa İl Sağlık Müdürlüğüne bir yazı göndererek, SGKya bağlı hastalara verilen istirahat raporlarının eksiksiz hazırlanmasını istedi. Aile hekimlerine yönelik uyarıda, şu görüşlere yer verildi:
“SGKya bağlı sigortalı hastalara verilen istirahat raporlarının gerekli ekleri olmadan eksik gönderildiği tespit edilmiştir. Sigortalı hastaların mağdur edilmemesi için tedavilerinin gerektirdiği istirahat raporlarını, vizite kağıtları ile resmi yazı ekinde Bursa Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne göndermeleri gerekmektedir. Süresi içerisinde gönderilmesi gereken raporlar 1, hatta 2 aydan uzun sürede gönderilmektedir. Sigortalılarımızın mağdur olmaması ve iş göremezlik ödemelerini zamanında almaları için aile hekimlerinin istirahat raporlarını eksiksiz ve zamanında hazırlaması gerekiyor.”
Ateşi düşüren besinler nelerdir?
Yazan: admin 12 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Dr. Alan C. Logan, ‘ateş’in 21’inci yüzyılın salgın hastalığı olduğunu söylüyor. Kronik ateşin, hücreleri etkileyerek beyin sağlığını tehdit ettiğini belirten Logan, ‘Beyin Diyeti’ kitabında ise şöyle diyor:
“Ateş, sadece 10 yıl öncesine kadar mafsal iltihabı ya da benzer hastalıklarla birlikte anılırdı. Bu yargı kesinlikle değişti. Bugünün bilim dünyasında ateş, kalp hastalığı, diyabet, obezite ve evet, nöropsikiyatrik rahatsızlıklarla bile dahil olmak üzere birçok rahatsızlıkla ilişkilendiriliyor. 23 Şubat 2004 tarihli Time dergisinin kapağında konu edilen ateş, böylelikle tarihte kendine ‘Gizli Katil’ ismiyle yer buldu. Gerçekten de kronik ateş, tüm vücutta ve özellikle beyinde hasara yol açıyor. Dönüştürülmüş ve doymuş yağlara ek olarak hareketsiz koşullarıyla Batı beslenme tarzı, ateş salgının en büyük destekçisi. Gıdasal antioksidanların eksikliği, donmuş yağ ve gıdasal şekerin aşırı tüketimi, kronik ateşi ilerletiyor. Buna karşılık kronik ateş, değerli antioksidanları tüketiyor. Omega 6 yağ asitlerini (mısır, soya fasulyesi, aspur ve ayçiçeği yağı) fazla tüketmenin de ateşe yol açtığı birçok araştırmada kanıtlandı.
Kronik ateş uzun vadede hassas beyin hücrelerinin direncini kırar ve sinir hücrelerinde meydana gelen esas yapısal hasarın sorumlusudur. Kronik ateş, Alzheimer hastalığında görülen, bunamaya sebep olan plakaların ve nörofibril düğümlerinin üretimini arttırır. Öte yandan birçok meyve, sebze ve yemeklerde kullanılan otların, güçlü ateş düşürücü özellikleri vardır. Antioksidanların insanlarda ateş belirtilerini azalttığı kanıtlandı. Unutmayın, balık, özellikle de yağlı deniz balığı (somon, sardalye, uskumru, ançuez) vücudunuza girebilecek en güçlü ateş düşürücü gıdadır.”
Doğanın antidoksidan deposu kuruyemişlerdir
Kuruyemişlerdeki tek ve çok bağlı doymamış yağlar, E vitamini ve kalp dostu sterol, ateş düşürücü bileşimler barındırır. Ayrıca güçlü bir antioksidan etkisine sahiptir. Haftada en az iki kez kuruyemiş yemenin koroner kalp hastalıklarından ölüm riskini önemli ölçüde azalttığı düşünülüyor. Illionis Üniversitesi nörobilimcileri, kuruyemişlerin kalp sağlığına ek olarak, özellikle de bademin yaşa bağlı zihinsel performans düşüşünü önlediğini gösterdi.
YEŞİL ÇAY
Yeşil çaydaki ‘keteçin’ adı verilen madde, önemli bir ateş düşürücüdür. Journal of Immunology, 2004’te yeşil çayın ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özelliğinin, Multipl Skleroz (MS) hastalığının önlenmesi ve tedavisi açısından umut verici olduğunu yazdı. Yeşil çaydaki kafein ve amino asitler, duygular ve zihinsel odaklanma üzerinde ani ve olumlu bir etki yaratıyor.
MOR/KOYU KIRMIZI GIDALAR
Yaban mersini, vişne, nar, mor tatlı patates, mor karnabahar, siyah üzüm ve pancarı örnek verebiliriz. Mor pigmentler ciddi ölçüde antioksidan koruması sağlar, sinir hücreleri arasında iletişimi güçlendirir, beyin duvarını korur, beyne kan taşıyan damarları güçlendirir. Ağrıyı dindirecek kadar önemli ölçüde ateş düşürücüdür.
YEŞİL GIDALAR
Bir fast-food restoran zincirinin çirkin bir afişini görmek beni hayrete düşürmüştü: Bir çöreğin üzerinde yakın plan çekilmiş dev bir burger fotoğrafında ‘Yeşillik golf içindir’ yazıyordu. Buna hiç katılmıyorum. Her türden koyu yeşil sebzede ateşi düşürebilen değerli bir mineral bulunur. Kıssadan hisse: Kalbiniz ve beyniniz için yeşilliklerinizi yiyin.
ZENCEFİL
Zerdeçal gibi ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özellikler taşır. Hindistan ve Çin’de, baş ağrıları, mide ve bağırsak şikayetleri için kullanıldığı 2 bin 500 yıllık bir geçmişi var. Zencefil, özellikle sinir duvarlarındaki yağ bileşimlerini serbest radikal saldırılarına karşı korur. Sinir hücrelerini koruyucusu olduğu ve ateşi düşürdüğü için bolca tüketilmelidir.
ZERDEÇAL
Araştırmalar, zerdeçalın beyin hücrelerini korumak ve duygu durumunu olumlu etkilemek gibi önemli özelliklerini ortaya çıkardı. Bu kök bitkisinin içindeki aktif ‘curcumin’ maddesi son derece güçlü bir antioksidan ve ateş düşürücü özelliğe sahip. Bilim, zerdeçalın davranışlar üzerindeki etkisinin antidepresan ilaçlarla benzer olduğunu ortaya koydu. Zerdeçal, özellikle duygu durumunu düzenleyen serotonin ve dopamin gibi önemli nörotransmiterlerde arızayı önlüyor.
KAHVE
Makul miktarda kafein alımının beyin üzerinde faydaları var. Araştırmalar, kahvenin özellikle hücrelerdeki yağ bileşimlerini oksitlenme stresine karşı korumakta etkili olduğunu ortaya koydu. Günde 1-2 fincan kahve, enerji, zindelik, özgüven, sosyal girişkenlik, iş motivasyonu ve dayanıklılığı artırır. Günlük antioksiden ihtiyacını karşılamanın en keyifli yolu. Japon kız tıp öğrencileri arasında yapılan araştırma, düzenli kahve içenlerde depresyon görülme riskinin daha az olduğunu ortaya koydu.
Beyin dostu temel gıdalar:
Açai meyvesi
Yeşil çay
Brokoli
Kabayonca
Brüksel lahanası
Kalitede zeytinyağı
Elma sirkesi
Kiraz
Karalahana
Elma püresi
Acı biber tozu
Ceviz
Enginar
Kişniş
Fındık
Asparagus
Tarçın
Yulaf ve tam tahıllar
Avakado
Karanfil
Kahvaltılık tahıllar
Fesleğen
Kakao
Portakal
Fasulye çeşitleri
Kızılcık
Kekik
Pancar
Üzüm
Maydanoz
Dolmalık biber
Patlıcan
Şeftali
Börülce
Mürver
Armut
Karabiber
İncir
Erik
Böğürtlen
Fuji elma
Erik kurusu
Yaban mersini
Zencefil
Nar
Karnabahar
Tatlı patates
Kuru üzüm
Ahududu
Karalahana
Siyah üzüm
Kırmızı yapraklı marul
Kırmızı patates
Ispanak
Çilek
Mandalina
Zerdeçal
Sağlık Bakanlığı’ndan sezaryane fren
Yazan: admin 11 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Sezaryenle doğum oranına rağbetin çok aşırı olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı yeni tedbirler almak zorunda kaldı.
Astımdan korunma yöntemleri
Yazan: admin 11 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri
Astımı tetikleyen nedenleri ve korunma yöntemlerini bilmek özellikle çocukları korumak adına çok önemlidir.
Yeni Doktor maaşları
Yazan: admin 08 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri

Yeni Doktor maaşları
Üniversite ve sıhhat çalışanlarının tam gün çalışmasını öngören yasanın TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesiyle birlikte, tartışmalara neden olan hekimlerin maaşları da belli oldu.
Hekimlere, hem muayenehane hem de kamu hastanesinde ikili çalışma sistemini ortadan kaldıran yasa ile birlikte hekimlerin maaşlarına ilişkin de yeni düzenlemeler yapıldı. Kamu, üniversite ve askeri hastanelerde görev yapan hekimlerin aylık maaşlarına artış getiren yasa, aynı zamanda hekimlerin emekli maaşlarının da yükselmesine olanak tanıyor.
Klinik şeflerin maaşı 10 bin 215e kadar çıkacak
Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, bazı sıhhat çalışanlarının mevcut durumu ve Tam Gün Yasasının uygulamaya girmesiyle birlikte alacakları aylık tavan gelir durumu şu şekilde:
“Buna göre, mevcut sistemde bir klinik şefinin bin 930 lira olan durağan aylığı, Tam Gün Yasası uygulamaya girdiğinde durağan ek ödemeyle birlikte 3 bin 448 liraya, bin 423 lira olan emekli maaşı 2 bin 856 liraya yükseliyor. Mevcut sistemde tavan olarak toplam 10 bin 55 lira aylık gelire ulaşabilen klinik şefi, Tam Günle birlikte bu rakamı 12 bin 870 liraya yükseltebilecek.
Aylık durağan maaşı bin 765 lira olan uzman tabibin ücreti, yeni sistemde durağan ek ödemeyle birlikte 3 bin liraya, bin 423 lira olan emekli maaşı da 2 bin 594 liraya yükseliyor. Mevcut sistemde tavan ücreti de 7 bin 907 liradan, yeni uygulamanın getirdiği ek ödeme ve nöbet artışlarıyla birlikte 10 bin 215 liraya ulaşabilecek.
Pratisyen hekimlerin mevcut sistemde bin 540 lira olan durağan maaşları, yeni sistemde durağan ek ödemeyle birlikte 2 bin 206 liraya, bin 423 lira olan emekli maaşları ise 2 bin 52 liraya yükseliyor. Pratisyen hekimler, mevcut sistemde tavan ücreti olarak 5 bin 662 lira gelir elde edebilerken yeni sistemde bu rakam 7 bin 150 liraya kadar ulaşabilecek.”
Hürriyet
Meşrubatlarda pankreas kanseri riski
Yazan: admin 08 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri

Haftada en az iki kez meşrubat içenlerde pankreas kanseri riskinin çok daha fazla olduğu bildirildi.
Singapurda yapılan, 60 bin civarında kişiyi kapsayan araştırmada, meşrubat yerine daha ziyade meyve suyu içenlerde ise bu riskte artış bulunmadığı belirtildi. Araştırma başkanı Minnesota Üniversitesinden Mark Pereira, meşrubatlardaki yüksek seviyedeki şekerin vücutta insülini artırıyor ve bunun da pankreas kanser hücrelerinin oluşumuna katkıda bulunuyor olabileceğini söyledi.
“Cancer Epidemiology, Biomarkers & Prevention” dergisinde yayımlanan araştırmada, söz konusu 60 bin kişi 14 yıl boyunca takip edildi. Zaman içinde gönüllülerden 140ında pankreas kanseri görüldü. Pankreas kanserine yakalananların yüzde 87sinin haftada 2 veya daha fazla meşrubat içme alışkanlıklarını olduğu tespit edildi.
Daha önce yapılan bazı araştırmalarda da pankreas kanseriyle kırmızı et, özellikle de çok kızarmış ve kavrulmuş et arasında bağlantı bulunmuştu. Pankreas kanseri, en öldürücü kanser türleri arasında bulunuyor. Amerikan Kanser Derneğine göre, pankreas kanserlilerin 5 yıl yaşama oranı sadece yüzde 5. Bazı bilim adamları, yüksek şeker tüketiminin bazı türdeki kanserleri tetiklediğini düşünüyorlar. Tümör hücrelerinin normal hücrelerden daha çok glikoz tükettiği belirtiliyor.
Göbekte kök hücre
Yazan: admin 06 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman İlhan, kilolu kişilerin göbek yağında kök hücre olduğunun ortaya çıktığını belirterek, ”ileride göbek yağında bulunan kök hücreler, estetik olarak hoş görülmeyen göbekli kişilere avantaj sağlayacak” dedi.
Hücresel Tedavi Derneği Başkanı da olan Prof. Dr. İlhan, AA muhabirine, hematoloji alanında birçok hastalığın tedavisinde yıllardır kullanılan kök hücrenin, hücrenin biyolojisi ve plastisitesinden kaynaklanan iyileştirici ve yenileştirici özelliği ile son yıllarda tüm tıp alanında bu konudaki araştırmaların başlamasına neden olduğunu söyledi.
Ankara Üniversitesi Hemotoloji Bilim Dalının 22 yıldır kemik iliği nakli, kanda kök hücre nakli ve göbek kordon kanı nakli yaptığını ifade eden Prof. Dr. İlhan, şöyle konuştu:
”Türkiye’de 33 merkez, Sağlık Bakanlığından ruhsatlı olup kök hücre nakli yapmaktadır. Ancak bunların tamamı lösemi, lenfoma hemotolojik hastalıklarla ilgilenmektedir.
Asıl gelişme, son 10 yılda bir dokudaki kök hücreden tamamen farklı dokudaki hücre tipinin oluşabildiğini gösterdi. Örnek verecek olursak kan hücrelerinden nöron, karaciğer ve kalp kası hücresi oluşabilmekte. Bugün kalp krizinde, şeker hastalığında, bağırsak iltihabında, bronşitte ve organ nakillerinde kök hücrenin yeri var. Sağlık Bakanlığında ise son 4 yıldır Kök Hücre Araştırma Komisyonu kuruldu ve görevini yürütüyor. Özellikle bugün Türkiye’de embiriyonik olmayan, yetişkin kök hücrelerle araştırma yapmak serbesttir.”
Prof. Dr. İlhan, Türkiye’de kalp krizi geçiren ve by-pastan fayda görmeyenlere, damar tıkanıklığını normal tedaviyle çözemeyenlere kök hücre tedavisinin başarıyla uygulandığını anlatarak, ”Bunların hasta tedavisinde gündeme girmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç var. Diyabet hastalığında kök hücrenin etkili olduğunu biliyoruz ama bunların hastaya uygulanması için belli bir kurallar ve uygulamalar var, bunları bekliyoruz” dedi.
Kanser tedavisinde yapılan kemoterapinin sadece kanser hücrelerini değil, normal hücreleri de öldürdüğünü belirten Prof. Dr. İlhan, şöyle devam etti:
”Bu da sorun yaratıyor. Şimdiki görüş (biz her kanserde bir kök hücre olduğunu düşündüğümüze göre acaba bu kanser kök hücresini tespit edebilir miyiz? Tespit ettikten sonra buna göre bir ilaç geliştirebilir miyiz?)
Bu konuda bilim adımlarının yaptıkları çalışmalarla büyük yol alındı. (Tümör aşısı) dediğimiz, kanser aşısı devreye giriyor. Benim inancım 5 yıla kadar bu çalışmalar bitecek ve insanlara tedavi yönelik ilaçlar gelişecek. Lösemiler, pankreas, kolan, meme kanseri gibi kanserlerde, kanserin ana hücresinin olduğu ve bundan tespit edildiği artık bilinmekte.”
Prof. Dr. İlhan, ”obez olarak tanımlanan kilolu kişilerin göbek yağında kök hücre olduğunun ortaya çıktığına” da değinerek, ”İleride göbek yağında bulunan kök hücreler estetik olarak hoş görülmeyen göbekli kişilere avantaj sağlayacak. Göbek yağında bulunan kök hücreleri kişinin kendisine yönelik kullanabileceğiz. Saçı dökük kişilere yönelik uygulanan kök hücre tedavisinde de yüzde 20 oranında başarı sağlandığı biliniyor” diye konuştu.
Türkiye’de böbrek, kalp, karaciğer nakli bekleyen çok sayıda hasta bulunduğuna da değinen Prof. Dr. İlhan, kök hücre çalışmalarıyla bu nakillerde büyük bir artışın yaşanmasının beklendiğini sözlerine ekledi.
AA
Domuz gribi alarmı bitti
Yazan: admin 06 Şubat 2010
Kategori: Sağlık haberleri

Türkiye ve tüm dünyayı salgın alarmına geçiren ve Türkiye’de de ekim ayından ocak başına kadar 600′den fazla kişinin ölümüne neden olan A gribi kış bitmeden sezonu kapattı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün son olarak A gribi salgınıyla ilgili “İlaç firmalarının başlattığı sahte salgındı” açıklaması yapmasının ardından Sağlık Bakanlığı, A gribi için bünyesinde oluşturduğu kriz merkezini kapattı. Bakanlık, A gribi kriz merk e z i için görevlendirdiği personeli yeniden eski görevlerine gönderdi. Salgın tehdidi ile birçok kişinin ölümüne yol açabileceği ihtimaliyle korunma önlemleri alan ve bu çerçevede hastalıktan korunmak için üretilen A gribi aşısı alan bir çok ülke, hastalığın artık tehdit oluşturmadığı düşüncesiyle aşıları iade etmek için girişimlerini sürdürüyor.
Hastalıktan korunmak için 43 milyon doz aşı sipariş eden lakin bu aşıların sadece 8.4 milyon dozunu teslim alan ve bunun da 4 milyonunu kullanan Türkiye’de bu yönde girişimlerini sürdürüyor.
Türkiye henüz teslim almadığı 35 milyon doz aşıyı iade etmek için sipariş verdiği 3 aşı firmasıyla görüşüyor. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü’nden Prof. Dr. Levent Akın ise bir süre önce SABAH’a Sağlık Bakanlığı’nın ilaç firmalarıyla yaptığı sözleşmeye göre elde kalan aşılar için takas formülünü işletebileceğini açıklamıştı. Prof. Akın, “A Gribi aşısı 2 parçadan oluşuyor. Aktif madde ve sulandırılacak madde var. Sözleşmeye göre aktif madde, Türkiye’de en çok kullanılan aşıyla değiştirebilecek. Örneğin, grip aşısı, karma aşı gibi” demişti.
AŞI OLMUŞTU
Sağlık Bakanı Recep Akdağ güvenilirliği konusunda tartışmalar yaşanan A gribi aşısını kameraların önünde yaptırmıştı.
DÜNYADA 14 BİN 286 İNSANI ÖLDÜRDÜ
Avrupa Birliği Üyesi ülkeler . 2290
Avrupa ülkeleri ve O. Asya . . . 457
Akdeniz ve Ortadoğu. . . . . . . 1450
Afrika . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 116
Kuzey Amerika. . . . . . . . . . . . 3642
Orta Amerika ve Karayipler. . . 237
Güney Amerika . . . . . . . . . . . 3190
Kuzey Doğu ve Güney Asya . 2294
Güney Doğu Asya . . . . . . . . . . 393
Avustralya ve Pasifikler . . . . . . 217








