Diş sıkmanın zararları
Birçok rahatsızlığın ana nedeni olarak bilinen stresin çene ve dişlere de zarar verdiğini biliyormuydunuz?
Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nurselen Toygar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birçok rahatsızlığın ana nedeni olarak bilinen stresin çeneye ve dişlere de zarar verdiğini anlattı.
Prof. Dr. Toygar, stresli gün geçiren kişinin uyurken bilinçsizce dişlerini sıktığını, bunun da hem dişlere hem de vücudunun diğer bölgelerine zarar verdiğini ifade etti.
Birçok kişide stresin yöneldiği ilk yerin çiğneme kasları olduğunu, gün içerisinde çenenin sıkılabildiğini ancak bu durumun gece uykuda daha sık yaşandığını anlatan Toygar, şöyle konuştu:
“Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor. Çene kasları çok güçlüdür. Diğer kaslara göre yorulmaz. Bu kasın histolojik yapısı farklıdır. Kasılma gücü fazladır. Bu kadar güçlü ısırma kuvveti dişlerde aşınmalara, çene kemiğinde kırılmalara, travmalara neden olur. Çiğneme ekleminde de deformasyon oluşur.”
Stres sonucunda derin uykuda yaşanan çene sıkmanın, hastanın sosyal yaşamını bozduğunu, rahat kaliteli uykuyu engellediğini, yaşam enerjisini düşürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Toygar, bu rahatsızlığın özellikle “hassas, endişeli, içine kapanık ve duygularını dışa vuramayan kişilerde” görüldüğünü kaydetti.
Prof. Dr. Toygar, sözlerine şöyle devam etti:
“Strese bağlı olarak uyurken bilinçsiz yapılan diş sıkmaları baş, boyun, bel ağrılarına neden oluyor. Baş ağrıları migrenle karıştırılmamalı. Çoğu kişi migrenden kaynaklı sanır baş ağrısını ama stres nedenli çene sıkması da bunun nedenlerinden biridir. Bu kişilerin çene hareketlerinde kısıtlılık olur. Rahat çiğneyemez. Şakak bölgesinde, omuz ve sırtlarda ağrı yapar. Kulak çınlaması, yüzde asimetri, denge bozukluğu, depresyon, bulanık görme, gözde seğirme olarak kendisini gösterir.”
Diş sıkmanın önüne geçebilmenin en etkin yolunun “stresten uzak durmak” olduğunun altını çizen Toygar, günde iki kez 20 şer dakika çene eklemine, triger denilen tetik noktasına sıcak havluyla masaj yapılabileceğini, gülerken, esnerken ağız açıklığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Şeker ve kafein tüketiminden uzak durulmalı. Yumuşak gıdalarla beslenmeli ve bunlar ufak parçalı olmalı” dedi.
Sağlıklı ve uzun yaşamanın sırrı
Sağlık Haber sitesi thedailybeast.com, 100den fazla teoriyi taradı. Uzun ömürlü olmak için işe yarayacak 9formülü belirledi. Her jenerasyonda biraz daha artan yaşam süresini uzatmanın basit yöntemleri var
1- KALORİ AZALTMA
Louisianadaki Pennington Biyomedikal Merkezinden Eric Ravussin, “Yüzde 15 daha az yiyin, ömrünüze dört yıl ekleyin” diyor.
2- AKDENİZ DİYETİ
Sebze, meyve, baklagiller, zeytinyağı, kabuklu yemiş ve balık ağırlıklı bu diyet antioksidan açısından çok zengin. Zeytinyağı kalp hastalıkları riskini azaltıyor ve kolestrolü düzenliyor.
3- TELOMER UZATMA
DNA dizinlerinin ucundaki telomer kapsülleri, hücre bölününce yavru hücreye miras olarak kalıyor. Telomerleri uzatmakla, hücrelerin bölünmesini devamlı kılmak mümkün.
4- VEJETARYEN DiYET
Besin değeri yüksek sebze-meyve diyetin aslını oluşturur. Oklahoma State Üniversitesinden Aran Richardson, “Vejetaryen diyetle kalorilerden otomatik olarak kurtulursunuz” diyor.
5- MİKRO BESİNLER
Çinko, niasin, selenyum gibi vitaminler hücreler için gerekli. Saint Louis Üniversi-tesinden Edward Weiss, mikro besinlerin hap yerine meyve ve sebzeler yoluyla alınmasını tavsiye ediyor.
6- MEDİTASYON
Pittsburgh Üniversite-sinden Joseph Mookin, 100 yaşını görenlerin çoğunun yoga yaptığını belirtiyor. “Yaşlanınca düşmeler tehlikeli hale gelir. Yoga esnekliğinizi artırırak sizi korur” diyor.
7- ORGAN NAKLİ İLACI
Transplantasyonda kullanılan bir ilacın farelerde yaşam süresini uzattığı kanıtlandı. İlaç, metabolizmayı yavaşlatarak hücrelerin aktivitesini azaltır. Böylece yaşlanma sürecini yavaşlatır.
8- YONTMA TAŞ ÇAĞI
Mağara adamlarının diyeti, et, balık, sebze, meyve ve kabuklu yemişlerden oluşuyor. Bu beslenme şeklinde tahıllar, süt ürünleri, tuz, şeker ve üretilmiş yağ yer almıyor.
9- EGZERSİZ
Düzenli spor yapmak endorfin salgılamanızı sağlar. Hastalıklarla savaşmanıza yardımcı olur, enerji seviyenizi yükseltir.
Kemik erimesinden korunmak için
Sağlıklı vücudun sağlıklı kemikleri olur diyorsanız bu haber tam size göre…
• Süt ürünleri
• Lifli yeşil sebzeler
• Yoğurt
• Kalsiyum desteği
• Magnezyum desteği
• D vitamini
1. Kalsiyum ve D vitamini bakımından zengin ürünler tercih edilmeli. Kalsiyumdan zengin gıdalar; badem, ayçiçeği, çekirdek, yumurta, balık, nohut ve brokoli. Eğer besinlerinizde yeterli miktarda magnezyum, kalsiyum ve D vitamini yoksa yiyeceklerinize ekleyebilirsiniz. 19-50 yaş arasındaki insanların günde 1000 mg, 51 ve daha üstü yaştaki insanların ise günde 1200 mg kalsiyuma ihtiyacı var. Koyu yeşil lifli sebzeler, brokoli, somon balığı, istiridye yemeye özen gösterin.
2. Aynı anda kalsiyum bakımından zengin ve tam buğday ağırlıklı besin tüketmeyin. Çünkü buğdayın içinde kalsiyumun emilmesini engelleyen bir madde bulunuyor. Sülfür içeren yiyeceklerle beslenin. Soğan ve sarımsak içeren yiyecekleri tüketmeye özen gösterin.
3. Fazla sebze ve meyve tüketimi vücuttaki alkali seviyesinin artırarak kemikleri güçlendiriyor. Yeşillik, sadece kalsiyum değil, aynı zamanda K vitamini, potasyum ve diğer mineralleri de içeriyor. Kafein tüketimi azaltın. Ayrıca meşrubat gibi fosfor içerek içecek ve yiyeceklerden uzak durun. Çünkü fosfor vücudun kalsiyumunu dışarı atıyor.
4. Yüksek protein içeren hayvansal besinleri tüketmeyi sınırlandırın. Yüksek protein içeren yiyecekler de kalsiyumun vücuttan dışarı atılmasına neden oluyor
İnsan hayatında kaç kere hastalanır?
Bir kişinin bütün hayatı boyunca 6284 kez ufak tefek rahatsızlıklar geçirdiği bildirildi.
Daily Mailin haberine göre, Birleşik Krallıkta yapılan bir araştırma, bir insanın yılda yaklaşık 80 kez, baş ağrısı, kramp girmesi, sırt ağrısı ve soğuk algınlığı gibi hafif rahatsızlıklar geçirdiğini ortaya koydu.
Buna göre, yılda 21 gün ağrı kesici ilaçlar kullanıyoruz. Ortalama 78,5 yaşına kadar yaşadığımız varsayılırsa, ağrı kesici ilaç kullandığımız gün sayısı 1649 oluyor.
3000 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre, en yaygın diğer bir şikayet sık sık giren kramplar. Kramplar bir kişiyi yılda 19 gün etkiliyor ki bu da bir ömürde 1492yi buluyor.
Yılda en az 16 kez baş ağrısı çekiliyor ve bu yaşam boyunca 1256 baş ağrısına tekabül ediyor. Araştırmaya göre ortalama bir Britanyalı yılda 14 kez, bir ömürde 1099 kez sırt ağrısı çekiyor.
Araştırmayı yaptıran şirketin yetkilisi, araştırmanın, bu rahatsızlıkların önemsizmiş gibi görünmesine karşın, toplamda ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterdiğini belirterek, bu rakamlara ciddi hastalıkların dahil olmadığını hatırlattı.
Ömrümüzde en çok mustarip olduğumuz diğer hafif rahatsızlıklarsa kas çekilmesi, boyun tutulması, mide ve karın ağrıları veya bozuklukları, bunun kanamaları ve bilek burkulması.
Çikolatanın bilmediğimiz faydası
Çikolatanın birçok faydası olduğunu uzmanlar söylüyorlardı.Ancak yapılan bu son araştırma yeni bir faydasını ortaya çıkardı.
Yapılan bu araştırma ile çikolatanın felç geçirmeyi önlemede yardımcı olabileceği bildirildi.
Telegraph gazetesindeki habere göre, yaklaşık 50 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada düzenli çikolata yiyenlerde felç geçirme riskinin yemeyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğu belirlendi.
Riski azaltmak için haftada bir paket çikolata yemenin yeterli olduğu kaydedildi.
1169 kişi arasında yapılan bir başka araştırmada da, felç geçirdikten sonra haftada 50 gram çikolata tüketmeye başlayanlarda bu hastalıktan ölme riskinin yüzde 46 azaldığı belirlendi.
Çikolatanın bu faydasının sıhhatlı bir anti-oksidan olan flavanoidler bakımından zengin olmasından kaynaklanıyor olabileceği belirtildi.
Araştırmayı kaleme alan Kanadadaki Toronto Üniversitesinden Sarah Sahib, yine de, çikolatanın felç riskini gerçekten azaltıp azaltmadığını anlamak için daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
Bu gıdalar kısırlığa neden olabilir
Yeni yapılan bir araştırma kepekli ekmek ile makarnanın kadınların hormon dengesini bozduğunu ortaya çıkardı.
Kadınlar bu tür besinleri ne kadar çok tüketirse üreme organlarındaki sorunlar o kadar artıyor. Amerika’da çocuk sahibi olma yaşındaki 250 kadınla yapılan araştırmayla lifli gıdaların hormonlardaki seviyeyi düşürdüğü ve aynı zamanda yumurtlamada da sorun yarattığı anlaşıldı. Buna göre menstrüal dönemde kadınların yumurtlamasında bu gıdalar nedeniyle düşüş yaşanıyor.
Sabahları nasıl dinç kalkarım?

Her sabah zinde ve dinlenmiş olarak kalkmak istersiniz. Bu önerileri uygulayın, halsizlik, yorgunluk, geç uyanma derdinden kurtulun.
Her gün aynı saatte uyanın
Biliyoruz, haftasonunun uyku cazibesine kapılmamak çok zor! Ama bir şekilde iradenizi kullanıp, haftaiçi uyandığınız saatte uyanmaya özen gösterirseniz, vücudunuzun buna alışmasına yardımcı olursunuz. Bu rutine alışan vücut da her gün aynı zindelikte, yorgun olmadan kalkmaya meyilli olacaktır.
Alarmı ertelemekten vazgeçin
Bunu yapmayanımız var mı acaba? Sabah alarm çalınca, onu bir 5 dakika, sonra bir 5 dakika daha erteleyip; o kısa uykudan muhteşem bir keyif almak! Halbuki yapılan birçok araştırmaya göre, bu ertelemeler esnasındaki kısa uykular derin olmadıkları için bizi yorgun kılmaktan başka bir işe yaramıyorlar. Dolayısıyla alarm bir kez çaldığında, kararlı olmak ve uyanmak gerek…
Kalkar kalkmaz bir bardak su için
Uyku sırasında vücudumuz su kaybeder ve bu durum bizleri aşırı halsiz kılar. Eğer sabah uyanır uyanmaz bir bardak su içerseniz, bunun bedeninize vereceği enerjiyi ve ruhunuza vereceği neşeyi hemen hissedeceksiniz. Sabahları su içmek aynı zamanda metabolizmanın da hızlanmasını sağlayacaktır. Su içme alışkanlığını hemen edinin, önerilerimizi okuyun!
Güneş uyandırsın
Uyku problemleri yaşayanlara sıklıkla önerilen konulardan biri de uyku odasını en karalık şekilde kullanmaktır (bakınız). Evet, karanlık bir odada uyumak çok daha kolay olacaktır; fakat sabahlar uyanmak da bir o kadar zor… Eğer sabahları enerjik bir şekilde uyanmak istiyorsanız gece yatmadan perdelerinizi aralamalı; sizi güneşin uyandırmasına izin vermelisiniz.
Alarm kurun, müzik çalsın
Alarmınızın sabah rahatsız edici bir tonla ötmesindense, güne müzikle başlamanın çok daha keyifli olacağı malum… Aynı zamanda alarmın rahatsız edici sesiyle uyanmak, güne kalp çarpıntısıyla başlamaya da neden oluyormuş. Dolayısıyla güne enerjik bir Madonna veya Beyonce parçasıyla başlamak motive edecektir.
Sabah hareketleri yapın
Sabah uyandığınızda hareketsiz bir şekilde ağır bir güne başlamak yerine, birkaç egzersiz yaparak güne çok dinç bir şekilde başlayabilirsiniz. Uyanır uyanmaz esneme hareketleriniz mutlaka yapın. Daha fazla spor yapmaya vaktiniz yoksa da işe giderken toplu taşıma araçları yerine yürümeyi, asansör yerine merdiveni tercih ederek hareket edebilirsiniz. Yürüyerek de kas yapabileceğinizi unutmayın!
Özellikle protein ağırlıklı kahvaltı edin
Karbonhidrat ağırlıklı kahvaltı ettiğinizde, vücudunuz daha tembel hissedecektir. Bunun için ağır karbonhidrat yerine proteinden zengin bir kahvaltıyı tercih edin. Bunun için kahvaltı mönünüze yoğurt, yumurta, süt ve yüksek proteinli tahıllar ekleyin. Bu şekilde enerjinizi öğlene kadar koruyarak, tok kalabileceksiniz.
H1N1 tehlikesi bitmedi
Türkiyede domuz gribi salgının yatıştığı belirtilirken, uzmanlar riskin devam ettiğini, vatandaşların kişisel hijyen tedbirlerini bırakmamaları uyarısında bulundular.
Samsun İl Sağlık Müdür Yardımcısı Erdinç Özoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2009 yılının kasım ayından günümüze Samsunda 30 kişinin domuz gribinden hayatını kaybettiğini, Türkiye genelinde domuz gribi nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının ise 600ü bulduğunu belirtti.
Samsunda domuz gribi nedeniyle kasım ayından beri bin 100 kişinin hastaneye yattığını, bu kişilerden 365inde domuz gribine rastlanıldığını anlatan Özoğlu, şunları kaydetti:
Samsunda takip ettiğimiz hastalardan 30unu kaybettik. Bunlardan 20si Samsun ikametli, yarıya yakının altında ise herhangi bir kronik hastalık yoktu. En son 18 ocakta bir kişi domuz gribinden hayatını kaybetti. Ülkemizin bulunduğu yarım kürede İnflüenza Aya bağlı grip mevsimi henüz geçmiş değil.
Domuz gribi salgını ile birlikte insanların sağlıklı beslenmeye ve kişisel hijyen tedbirlerine ağırlık verdiklerine işaret eden Özoğlu, Domuz gribi sayesinde insanlar el yıkamaya önem vermeye başladı. İnsanlarımız artık kişisel hijyen konusunda daha dikkatli bu önemli bir kazanım diye konuştu.
Riskin devam ettiğini, el yıkama, kol içine hapşırma, tokalaşmama, kucaklaşmama gibi kişisel tedbirlerin alınmaya devam edilmesi gerektiğinin altını çizen Özoğlu, şöyle devam etti:
Sadece gribe yönelik değil, bütün enfeksiyon hastalıkları yönünden kişisel hijyenik tedbirlerin alınması gerekiyor. Geçen sene Samsun’da 43 Hepatit A vakası tespit ettik. Bu hijyen konusunda gereken özeninin gösterilmediği demektir. Hepatit A varsa demek ki, hijyenik koşullara yeterince dikkat edilmemiş. Gribal hastalıklara, enfeksiyon hastalıklarına, Hepatit A gibi bulaşıcı hastalıklara karşı kendimizi korumak için hijyenik koşullara çok dikkat etmemiz gerekiyor. El yıkama, kol içine hapşırma, kullanılan mendilin atılması, çiğ yediğimiz yiyeceklerin iyi bir şekilde yıkanmasına dikkat etmemiz gerekiyor.”
Samsun’da domuz gribine karşı 46 bin kişinin aşılandığını da bildiren Özoğlu, aşılamanın toplum sağlığı merkezlerinde devam ettiğini ancak aşıya karşı talebin ciddi oranda azaldığını vuruladı.
Domuz gribi geçirmeyen ve aşı olmayan kişilerin domuz gribi olma risklerinin halen devam ettiğini söyleyen Özoğlu, Sağlık İl Müdürlüğü olarak, domuz gribi salgını ile ilgili çalışmalarının, hastalığın yoğun olduğu dönemlerdeki gibi devam ettiğini sözlerine ekledi.
Ağız kokusuna çözüm bu çiçekte!
Bu özel çiçek Çinde 2000 yıldır ağız kokusunu gidermek için kullanılıyor. Nefesi ferahlattığı ise klinik testlerle kanıtlandı.
Çin tıbbında 2000 yıldır kullanılan “Manolya Kabuğu Özü”nün ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri azalttığı yapılan klinik çalışmalarla kanıtlandı.
İtalyadaki Milano Üniversitesi Ağız Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından gerçekleştirilen araştırma için 3 ayrı deney grubu oluşturuldu.
Birinci grup yüzde 0.07 oranında, ikinci grup ise yüzde 0.14 oranında manolya kabuğu özü içeren sakız çiğnedi.
Kontrol grubu olan 3.grup ise diğer gruptaki deneklerle aynı sakızın manolya kabuğu özü içermeyen şeklini çiğnedi.
10ar dakikalık çiğnemenin ardından 15 dakika süre geçtikten sonra yapılan testlerden elde edilen sonuçlar, manolya kabuğu özü içeren sakızın ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri etkili şekilde azalttığını ortaya koydu.
Hamilelikte depresyona akupunktur tedavisi

Akupunkturun, hamilelik döneminde hem anne hem de bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan depresyonun tedavisinde etkili olduğu bildirildi.
İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, Maternal-Fetal Tıp Derneğinin yıllık kongresinde açıklanan bir araştırma, akupunkturun hamilelikte görülen depresyon semptomlarını hafiflettiğini ortaya koydu.
Hamilelerin yaklaşık yüzde 10unun bu dönemde depresyon geçirdiğini belirten uzmanlar, antidepresan kullanımının bebeğe zarar verme olasılığı nedeniyle bu rahatsızlığın tedavisinin hamilelik döneminde çok daha problematik olduğuna dikkati çektiler.
Depresyon belirtileri gösteren 150 hamile kadının üç gruba ayrıldığı araştırmada uzmanlar, ilk gruba depresyona yönelik özel akupunktur, ikinci gruba daha genel bir akupunktur tedavisi uygularken, son grupta ise masaj uygulamalarına dayalı bir tedavi yöntemi kullandılar.
Araştırmanın sonucunda ilk grupta yer alan kadınlardaki depresyon belirtilerinin, diğer gruptakileri aksine oldukça hafiflediğini gözlemleyen bilim adamları, akupunkturun, hamilelikte antidepresan kullanımına alternatif bir tedavi yöntemi olabileceğini vurguladılar.










