Zayıflatan Besinler

Yazan: admin 22 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Zayıflatan Besinler

Su: Suyun süper besin olarak kabul edilmesinin en önemli nedeni “0” kalori olmasıdır. Eğer yüksek kalori içeren içeceklerden tüketirseniz bunu dengeleyebilmek için daha az yemek zorunda kalırsınız. Araştırmalar gösteriyor ki karbonhidratları içmektense yemek daha iyidir. Su, tüm vücut fonksiyonları için önem taşır ve günün her saatinde tüketilebilir. Suyunuzu sade olarak içmekten hoşlanmı-yorsanız, içinde taze meyve dilimleri bekleterek tüketebilirsiniz.

Kuru baklagiller: Kuru baklagiller içeriğindeki lifler dolayısıyla kendinizi tok hissetmenizi daha çabuk sağlar. 1,5 bardak barbunya yaklaşık 8 gram lif, 7 gram protein ve yaklaşık 110 kalori içerir. Baklagilleri yemek olarak tüketebileceğiniz gibi haşlayıp, salata ve çorbalarınızın içine de ekleyebilirsiniz.

Yoğurt: Yağsız yoğurdun içindeki kalsiyumun zayıflatıcı etkisi olduğu çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Bir çalışmaya göre günde 3 porsiyon yüksek kalsiyumlu ve yağsız yoğurt tüketen obez bireyler, düşük kalsiyum ve yağlı yoğurt tüketen obezlere göre yüzde 22 daha fazla kilo ve yüzde 61 daha fazla vücut yağı kaybetmiştir. Burada en etkileyici sonuç ise yüksek kalsiyumlu, yağsız yoğurt yiyenlerin yüzde 81 daha fazla trunkal (karın bölgesindeki) yağ kaybetmeleridir. Yoğurt hem karbonhidrat hem de proteini bir arada bulundurduğu için kan şekeri regülasyonunda ve açlık kontrolünde etkili olmaktadır.

Yeşil salata: Düşük kalorili salatalar ana yemek öncesi kendinizi doymuş hissettirecek bir başka iyi seçenektir. Yapılan bir araştırmaya göre yemekle birlikte yenen düşük kalorili küçük salata, öğünde alınan toplam kaloriyi yüzde 7, büyük bir salata ise yüzde 12 azaltabiliyor. Ancak araştırmanın sonuçları yüksek kalorili salatalar için tersinin doğru olduğu ortaya koydu. Öğün sırasında yenen yüksek kalorili küçük bir salata alınan kaloriyi yüzde 8 artırırken, büyük bir salata yüzde 17 artırıyor. “Sağlıklı bir salata nasıl hazırlayabilirim” diye düşünüyorsanız; taze ıspanak yaprakları (2 bardak dolusu), 1 orta boy salatalık, 1 orta boy domates ve 1 /4 bardak rendelenmiş havuçla yaklaşık 70 kalorilik, 5,5 gram lif içeren sağlıklı bir salata hazırlayabilirsiniz.

Çorba (et veya balık suyuna bol domatesli çorba): Ana yemeğe başlamadan önce içilen et veya balık suyuna bol domatesli çorba kişiye doygunluk hissi verir. Böylece kişi ana yemeğe geçişte kendisini tok hissettiği için daha az kalori alma eğiliminde olur. Düşük kalorili çorbalar açlığı bastırmakta çok işe yarar.

Yeşil çay: Büyük boy bardak buzlu yeşil çay veya bir büyük bardak sıcak yeşil çay içmek farklılığı başlatabilir. Yapılan son çalışmalarda gönüllü olarak 3 ay boyunca her gün bir şişe yeşil çay içenler, diğer gruba oranla daha fazla yağ kaybetmiştir. Araştırmacılara göre yeşil çayın içinde bulunan kateşinler (yararlı bir fitokimyasal) kalori yakımını sağlayıp, kilo kaybını artırmıştır.

Şişmanlık genetikmi?

Yazan: admin 08 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Üzerinde uzun zamandır araştırmalar yapılan konuya şimdi yeni bir boyut eklendi. İsveçli uzmanlara göre, şişmanlık babadan çocuğa geçiyormuş. Türkiye’deki uzmanlara göre ise şişmanlığın tek bir sebebi yok.

Şişmanlık modern çağın önemli bir hastalığı. En son İsveç’te gerçekleştirilen bir araştırma, yine bizi bu konuyu açmaya itti. Malum, Amerika kıtasından tutun Avrupa’ya dünya şişmanlığın sebeplerini konuşuyor; bilim adamları, her geçen gün obezitenin nedenlerine bir yenisini ekliyor. Kimi bu hastalığın genetik oluğunu söylüyor kimi çevresel etkenlere bağlıyor. ‘Peki, kimin dediği doğru?’ Beslenme, metabolizma hatta obezite uzmanları bile bu sorunun cevabını tam veremezken, kafaların karışmaması mümkün değil. Lakin son yıllarda hayat standartlarımızın, çok yemesek bile obezite riski oluşturması bu mevzuda zihnimizi oldukça meşgul ediyor. Düzensiz ve sağlıksız beslenme, internet ve televizyonun başında fazla vakit harcama, obezitenin günümüzdeki nedenleri arasında gösterilirken şimdi de Avrupalı bilim adamları ‘şişmanlık, babadan çocuğa geçiyor’ diyor.

İsveç Umeo Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, doğumundan 4 yaşına kadar 130 çocuğun kilolarına etki eden faktörler doktorlar tarafından takip edilmiş. Araştırmada, anne ve babaların çocukların şişman olmalarına etkisi araştırılmış. Sonuçta anne de baba da, bu konuda çocukları üzerinde etkili. Ama şişmanlık konusunda çocuklar üzerinde babanın etkisinin anneye göre daha yüksek olduğu gözlenmiş. Bu araştırmaya dayanarak konuşan Prof. Olle Hernell, çocukların şişman ya da normal kilolu olma ihtimalinin, anneden ziyade babanın kilosuna bağlı olduğunu söylüyor.

Aslında bu araştırmanın sonuçları herkesi çevresine bu açıdan bakmaya itiyor. Aslında annesi ya da babası şişman olan bir çocuğa hep, ‘çok yeme, yakında annene benzeyeceksin ya da babanı görüyor musun, bak senin geleceğin’ diye bu durum ifade edilir. Ekranlarda gördüğümüz kimi örnekler bu araştırmanın sonuçları doğrular nitelikte. Türk sinemasının tonton aşçısı rahmetli Necdet Tosun’a bir bakalım mesela. Hemen hemen birçok filmde mutfakta, önlük ve kepçe ile karşımıza çıkan oyuncunun iki oğlu da kendisi gibi şişman. Biri, Bir Demet Tiyatro’nun ‘Tombalak’ı rahmetli Gürdal Tosun, diğeri ‘Yarım Elma’ dizisinin ‘Kıroyum amma para bende.’ diyen oyuncusu Erdal Tosun.

Genetik olmaktan çok beslenmeyle ilgili

Babası gibi kilolu olan başka bir tiyatrocu ise şu sıralar izlemekten oldukça zevk aldığınız “Çok Güzel Hareketler”in genç oyuncusu Pelin Öztekin. Bu yüzden ‘Şişmanlık babadan çocuğa geçen kalıtsal bir hastalık mı?’ diye Türkiye’deki uzmanlara sorduk. Birçoğu bunun genetik olmaktan çok çevresel etkilere, ailenin beslenme şartlarına ve yaşam şartlarına bağlı olduğunu söylüyor. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünden ‘Diyetetik’ Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülden Köksal, “Anne-babanın şişmanlığı çocuğu da etkiliyor. Fakat bu, genetik olmaktan çok ailenin evdeki beslenme alışkanlığıyla ilgili.” diyor. Çocuk endokrinolojisi uzmanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ise şişmanlığın sebeplerinin bir etkiyle sınırlandırılamayacağını söylüyor. Daha çok ailenin yemek yeme alışkanlığı yle ilgili olduğunu, erken yaşlarda sağlıklı bir beslenme ile kilo alma riskinin önlenebileceğini ifade ediyor. “Genetik faktörler de tamamen yok sayılamaz, mesela iştah, vücuttaki yağ oranı genetiktir. Bunlar kilo alma riskinin olduğunu gösteriyor.” diye konuşuyor. Metabolizma uzmanı Doç. Dr. Selçuk Can da, “Kas, yağ ve kemik genetiktir. İnce kemikli bir babanın çocuğu da ince kemikli olur, şişman olma riski de buna benzer faktörler ile kalıtsal özellik taşıyabiliyor.” diyor. Uzmanların ortak noktaları ise anne ve babası kilolu olan çocukların şişman olma riskinin yüzde 25 daha fazla olduğu. Onlara göre şişmanlık bütün faktörlere rağmen önlenebilir bir hastalık. Bunun için gelişme çağında beslenmeye dikkat etmek ve hareketli işlerle meşgul olmak gerekiyor.

Anne-babası kilolu olan çocuk, daha çok risk taşıyor
Prof. Dr. Metin Özata (Endokrin uzmanı): Vücut ağırlığındaki yüzde 30-70 arasındaki değişiklikler genetik faktörlere bağlı. Obezite de multifaktöryel bir hastalık olup hem genetik hem de çevresel etkiler nedeniyle oluşur. Anne-babası obez olan çocukların yüzde 25′i obezdir. Yüzde 25-35 obez olgunun ise ailesi normaldir. Obez bir kişinin çocuklarının obez olma ihtimali obez olmayan bir kişiye göre 2-3 kat daha fazladır. Ama bu, sadece genetik faktörlere ya da sadece kilonun babadan geldiği anlamına gelmez. Troit vb. hastalıkları olanlarda kilo problemi görülebiliyor.

Beslenme alışkanlıkları ile kilo alma riski önlenebilir

Prof. Dr. Gülden Köksal (Diyetetik uzmanı): Çevredeki psikososyal durum, besin kalitesizliği şişmanlığı tetikleyici bir unsurdur. Ailesinde kilolu olanlarda bu faktörleri kontrol altına alırsa kilo alma riski korkutucu bir hal olmaktan çıkar. Babası kilolu olan bir çocuk da şişman olacak diye bir kaide yok. Bu, tamamen babasının yeme alışkanlığını kapan çocuklarda görülen bir durum. Yani sağlıklı beslenme ile risk taşısa bile engellenebilir.

Zayıflamak için yapılmaması gerekenler

Yazan: admin 05 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Çağımızın hastalığı obezite için artık büyük bir sektör var ve bu konuyla bilgisi ve eğitimi olan olmayan herkesin fikri var. Sadece fikirler değil kullanılan ilaçlar, uzak doğudan gelen baharatlar, detoks günleri veya sağlık adına yapılan çok çeşitli ve garip uygulamalar var. Çoğu insan da maalesef bu tuzaklara düşmektedir.

Doğru zayıflamak ve ilerleyen zamanlarda kilonuzu korumak için yapmamanız gerekenleri basitçe özetlerse şu 6 madde çıkıyor ortaya.

1. Ekmeği asla azaltmayın

Temel besin karbonhidratların önemini daha öncede bahsetmiştim. Hiç ekmek veya karbonhidrat yememeye alıştırırsanız kendinizi metabolizmanız yavaşlar. En sık yapılan hatalardan biri de ekmek yememek.

2. Laktasif etkili çaylardan uzak durun

Bu çeşit çaylar veya bilmediğiniz otlar zararlı olabilir. Özellikle sinameki gibi bağırsakları çalıştırıcı bitki çayları bağırsak duvarlarında tahrişe neden olur ve düzelmesinden çok bağımlı yapar.

3. Gerekmedikçe ilaç kullanmayın

Kim önerirse önersin zayıflamanızı sağlaması için ilaç kullanmayın. Zayıflatıcı olduğu veya yağ yaktığı iddia edilen ilaçların mutlaka bir yan etkisi vardır. Bunun için kendinizi ve sağlığınızı riske atmayın.

4. Detoks diyetten uzak durun

1 veya 2 haftalık yapacağınız detoks diyetler kilo verdiğinizi görünce sizi mutlu eder. Ama bu diyetler sizi halsiz, yorgun bırakır hatta daha ciddi rahatsızlıklara neden olur. Sağlıklı bir diyetin size daha iyi geleceğini bilmelisiniz. Çünkü dengeli bir beslenme sizi daha çok rahatlatır ve toksinlerden arındırır.

5. Lahana çorbası içmeyin

Yine çok moda olan ve çoğu kişinin denediği bir diyette lahana çorbasıdır. Sabah öğle akşam sadece çorba içerek vereceğiniz kilo da sadece su kaybıdır. İnanın bu şekilde kilo verenlerin hepsi tekrar kilo alıyor. Lahanayı haşlayıp suyunu içmek de ciddi zorlayıcı ve lezzetsiz bir durum olsa gerek. Lahanayı sebze olarak pişirdiğiniz zaman da yararını görürsünüz ama yanında 1-2 dilim ekmek ve yoğurt yemelisiniz.

6. Aç karınla sirkeli su içmeyin

Bu aslında sizin tercihinize kalmış bir şey ama sabah aç karnına sirke içmenin zayıflatıcı bir etkisi yok. Sabah sabah işkence gibi sirke içmekten hoşlanan kişiler var mı bilemiyorum ama bana da çok sık sorulan bir sorudur bu. Sirkeyi salatanıza koysanız olur ama bu zayıflatır diyemeyiz.

Kilo vermek için öncelikle sağlığınızı düşünmelisiniz. Hızlı kilo verme hayalleri sizi yanlış ve geçici yolara itmesin. Görüştüğüm kişiler içinde karşılaştığım en büyük problem şu ki; kısa bir dönemde ne kadar çok kilo verirsem o kadar iyi düşüncesi. Fakat bu kimseye fayda sağlamıyor. Ve verilen kiloların çoğu geri alınıyor .

Diyet Yapanlar Aşure Yesin

Yazan: admin 04 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

İçindeki çok çeşitli besinlerden dolayı aşurenin yüksek enerjili bir besin olduğunu belirten uzmanlar, diyet yapanlara tatlı yerine aşure tavsiye ediyor. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Rabia Yıldız, “Aşure, diyet yaparak zayıflamak isteyen kişiler için şerbetli tatlılar ya da hamur tatlıları yerine tercih edilebilecek ve bir ara öğün olarak tüketilebilecek uygun bir tatlıdır.” dedi.

Aşurenin, demir, çinko, kalsiyum, fosfor gibi minerallerle A,B ve C vitaminleri yönünden zengin bir besin olduğunu söyleyen Yıldız, “Aşure, özellikle gelişme çağındaki çocuklar için ve sütlerinin miktarı ile kalitesini artırmak isteyen emzikliler için çok önemli bir besin kaynağıdır.” diye konuştu. Tamamen bitkisel besinlerden yapılan aşurenin içinde doymuş yağ olmadığını ifade eden Rabia Yıldız, şöyle devam etti: “Fındık, fıstık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar sayesinde aşurenin kalp ve damar sağlığı için koruyucu olan bir besin olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek protein içeriğinden dolayı özellikle vejetaryen olanlar için iyi biri protein kaynağıdır.

Şeker yerine pekmezle veya daha fazla kuru meyveyle tatlandırıldığında ise kansızlığı olan kişiler için yararlı bir besin maddesidir.”
Doruk Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Rabia Yıldız, şeker hastalarının tatlandırıcı ile yapılan aşureleri tüketmesini önerdi.

Hamilelik sonrası diyet yapmayın

Yazan: admin 04 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Doğum sonrasında annelerde süt meydana gelmesi için gereken enerji, hamilelik sırasında alınan kilolardan karşılanıyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi diyetisyeni Uğur Bayramoğlu, doğum sonrası annelerde süt meydana gelmesi için gereken enerjinin, hamilelik sırasında alınan kilolardan karşılandığını söyledi.

Hamilelik sonrası diyet yapmanın, bebeğini emziren anneler için sakıncalı olduğuna dikkati çeken Bayramoğlu, “Bebekler süt emdikçe annenin göğsünde yeni süt oluşumu sürecektir ve böylece kilo verme sağlanacaktır. Doğru emziren ve ev içerisinde fiziksel aktivitesini sürdüren bir anne, diyete gerek duymadan hamilelik sırasında aldığı kiloları verebilir” dedi.

Bayramoğlu, hamilelik sırasında 9-12 kilogram almanın normal olduğunu kaydeti.

Rejim Yaparken Dikkat!

Yazan: admin 04 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Kilo verirken kemiklerinizden olmayın…
“Sıfır bedene” ulaşmak için rejim yapan genç kızların kemiklerinin zayıflama riskinin bulunduğu bildirildi.

Independet gazetesinin haberine göre Bristol Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, gelişmiş tarama teknikleri kullanılarak 15 yaşındaki 4 bin gencin kemik yoğunluğu ve şeklinin yanı sıra yağ kütlesine bakıldı.

Kemiklerin oluşumunda yağ kütlesinin, özellikle kızlarda çok önemli olduğunu belirten bilim adamları, yağ oranı yüksek olanların kemiklerinin daha sağlam olduğunu belirledi.

Araştırma sonunda, kızlarda yağ kütlesinde 5 kiloluk bir artışın kaval kemiğinin yoğunluğunda yüzde 8 oranında artış sağladığı tespit edildi. Kadınlarda menopozdan sonra kemik erimesi ortaya çıktığı için, gençlikte güçlü kemiklere sahip olmak büyük önem taşıyor.

Diyet hapları sıhhatsız

Yazan: admin 04 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nursan Dede Çınar zayıflama haplarının sıhhatsız olduğunu kaydetti

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nursan Dede Çınar, gençlerin vücut ağırlığını kontrol etmek veya kilo kaybetmek için kullandıkları diyet hapları, laksatifler, diüretikler, açlık ve sıkı diyetlerin hem büyümeyi hem de sağlığı olumsuz etkilediğini söyledi. Çınar, yemek öğünlerini atlama ve fast food tüketimin beslenmede bozukluklara yol açtığı uyarısında bulundu.

Çınar, Cihan muhabirine yaptığı açıklamada, gençlerin günümüzde biyolojik ve psikososyal pek çok sıhhat sorunu ile karşı karşıya olduğunu belirtti.Yetişkinliğe geçiş döneminde gençlerin dış görünüş yle ilgili endişe, arkadaşları tarafından kabul edilme ihtiyacı, giderek artan bağımsızlık ve aktif yaşam stilinin yeme alışkanlıklarını ve gıda tercihlerini etkilediğine dikkati çeken Çınar, “Adolesanların (yetişkinliğe geçiş dönemi) çoğu görünümleri ve vücut ağırlıkları konusunda aşırı duyarlı olup, genelde kız çocukları kilo vermeyi, erkek çocukları ise daha fazla kas kitlesine sahip olmayı ve kilo almayı istiyor. Vücut ağırlıklarını kontrol etmek veya kilo kaybetmek için diyet hapları, laksatifler, diüretikler, açlık ve sıkı diyetlerin kullanılması hem büyümeyi hem de sağlığı olumsuz etkiliyor.Özellikle yemek öğünlerini atlama (kahvaltı, öğle yemeği), ev dışında daha fazla yemek yeme, “fast food” tüketimi, vejetaryan ve sıkı diyet programları sık görülen gıda alışkanlıkları olup, beslenmede bozukluklara yol açıyor.” diye konuştu.

Adolesan döneminde kilo artışının ve boy uzamasının hızlı olduğunu kaydeden Çınar, bu dönemde özellikle kızlarda yağ dokusunın, erkeklerde de kas dokusunda daha fazla artış olduğunu dile getirdi. Adolesanların enerji ve protein gereksinimlerini değerlendirirken, boy ve kiloları ile birlikte aktivite durumlarının da göz önünde bulundurması gerektiğini söyleyen Çınar, şu şekilde konuştu:

“Eğer enerji alımı sınırlı ise enerji gereksinimi proteinlerden karşılanır bu da büyüme ve kas kitlesi oluşumunu olumsuz olarak etkiler.Bu gereksimin et, süt ürünleri,yumurta ,baklagiller, tahıllar,sebzeler ve kabuklu yemişlerden karşılanabilir. Yeterli protein alınamadığında lineer büyümede cinsel olğunlaşmada gerilik ve yağsız vücut kütlesinde azalma görülür. Karbonhidratlar en önemli enerji kaynağıdır. Günlük toplam kalorinin yüzde 50-60 ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Normal büyüme ve gelişme için yağ ve yağ asitlerine de gereksinim vardır.Yağlar toplam kalorinin yüzde 30 unu ,doymuş yağ asitleride yüzde 10u geçmemelidir. Adolesanların günlük 25 gram lif (posa) alması önerilmektedir. Bu gereksinim sebze ve meyvelerden karşılanabilir.”

Soğan çorbası diyeti

Yazan: admin 02 Şubat 2010  
Kategori: Diyet

Soğan Çorbası Diyeti

Hedef: 3 günde ortalama 2-3 kilo.
Günlük kalori: 500 Kcal

Ketojenik bir diyet olduğu için pek tavsiye edilmeyen bu diyet en fazla 3 gün uygulanmalı. Bu diyette enerji dağılımı yüzde 62 karbonhidrat, yüzde 21 yağ, yüzde 17 protein.
Ölçülü bir yağ kaybından ziyade kas ve su kaybına neden olduğu düşünülen bu diyetin tekrarlanması halinde metabolizma hızı azalacak, kilo verme duracaktır.

Soğan çorbası tarifi:
6 adet soğan, yarımşar kilodan iki çeşit sebze ve yağsız et suyu ile hazırlanır. Diyette yağ kullanmak yasak.  Limon, baharat serbest. İsteğe göre içine sebze konmadan da yenebilir. Soğan çorbasının zayıflatıcı özelliği, kasları çalıştırması ve iyi bir idrar sökücü olmasındandır.

1. gün:
-    Sabah : Sabah: 50 gr. beyaz peynir, çay (şekersiz)
-    Öğle : İstenildiği kadar meyve + çorba
-    Akşam : İstenildiği kadar meyve + çorba

2. gün:
-  Sabah : İstenildiği kadar meyve + çorba
-  Öğle : İstenildiği kadar meyve + çorba
-  Akşam : İstenildiği kadar et + çorba

3. gün:
-    Sabah : İstenildiği kadar meyve + çorba
-    Öğle : İstenildiği kadar meyve + çorba
-    Akşam : Pirinç lapası, meyve (muz, üzüm hariç) + çorba

Domates diyeti

Yazan: admin 29 Ocak 2010  
Kategori: Diyet

Sabah yataktan kalkar kalkmaz 1 bardak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ekleyip için.

Bir saat sonra 1 bardak domates suyu

Bir saat sonra 1 adet haşlanmış patates

Bir saat sonra yarım bardak domates suyu, 4 tane kiraz

Bir saat sonra 1 dilim karpuz

Bir saat sonra 1 bardak domates suyu

Bir saat sonra 1 tas sarmısaklı az tuzlu cacık

Bir saat sonra bir bardak domates suyu

Bir saat sonra bir bardak suya 4 çorba kaşığı limon suyu ekleyip için

Bir saat sonra bir haşlanmış patates

Bir saat sonra 18 adet kiraz

Bir saat sonra 1 küçük kase light yoğurt

Bir saat sonra 1 dilim karpuz ve 30 gr. tuzsuz beyaz peynir

Not: Her saat arasında gelişigüzel bir şekilde az yağlı herhangi bir zeytinyağlı sebze yemeği veya bol sirkeli salata yenebilir.

Diyet yapanlara aşure tavsiyesi

Yazan: admin 26 Ocak 2010  
Kategori: Diyet

Uzmanlar, diyet yaparak zayıflamak isteyenlere tatlı yerine özellikle aşure tavsiye ediyorlar.

İçindeki çok çeşitli besinlerden dolayı aşurenin yüksek enerjili bir besin olduğunu belirten uzmanlar, diyet yapanlara tatlı yerine aşure tavsiye ediyor. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Rabia Yıldız, “Aşure, diyet yaparak zayıflamak isteyen kişiler için şerbetli tatlılar ya da hamur tatlıları yerine tercih edilebilecek ve bir ara öğün olarak tüketilebilecek uygun bir tatlıdır.” dedi.

Aşurenin, demir, çinko, kalsiyum, fosfor gibi minerallerle A,B ve C vitaminleri yönünden zengin bir besin olduğunu söyleyen Yıldız, “Aşure, özellikle gelişme çağındaki çocuklar için ve sütlerinin miktarı ile kalitesini artırmak isteyen emzikliler için çok önemli bir besin kaynağıdır.” diye konuştu.

Tamamen bitkisel besinlerden yapılan aşurenin içinde doymuş yağ olmadığını ifade eden Rabia Yıldız, şöyle devam etti:

“Fındık, fıstık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar sayesinde aşurenin kalp ve damar sağlığı için koruyucu olan bir besin olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek protein içeriğinden dolayı özellikle vejetaryen olanlar için iyi biri protein kaynağıdır. Şeker yerine pekmezle veya daha fazla kuru meyveyle tatlandırıldığında ise kansızlığı olan kişiler için yararlı bir besin maddesidir.”

Doruk Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Rabia Yıldız, şeker hastalarının tatlandırıcı ile yapılan aşureleri tüketmesini önerdi.

Kaynak: Cihan

Sonraki sayfa »