4 günde sigara bırakma

Yazan: admin 29 Kasım 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

sigara bırakma

Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazları sayesinde, 4 gün 25′er dakikalık seanslara girenler, mutluluk hormonu salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, kapalı mekanlara sigara içilmesinin tümüyle yasaklanması, son olarak da sigara paketlerinin üzerine, sigaranın yol açtığı zararları gösteren fotoğrafların konulması, sigarayı bırakmak isteyen kişilerin sayısını artırdı.

Yapılan araştırmaya göre de sigara içinlerin büyük bölümü, akciğer kanserinin en büyük nedeni olan sigaradan, öksürme, gıdaların gerçek lezzetini almama, diş sararması gibi şikayetler nedeniyle kurtulmak istiyor, ancak bağımlılık yapan nikotin nedeniyle sigaranın profesyonel yardım alınmadan bırakılması kişiyi oldukça zorluyor.

Uzmanlar, sigarayı bırakmanın tek başına ve klinik destek almadan gerçekleştirilmesinin son derece zor olduğunu, sigaradan tümüyle kurtulma konusunda kesin kararını vermiş kişilerin resmi ve özel hastanelerdeki sigarayı bıraktırma merkezlerine gitmelerini istiyor.

Bazı hastanelerde bulunan ışın cihazı sayesinde, 4 gün 15′er dakikalık seanslara girenler, endorfin salgıları yeniden başlatılarak sigara bağımlılığından kurtuluyor. Bu işlem sırasında, kişi hiçbir şekilde ağrı ya da sızı hissetmiyor.

Konya Özel Nakipoğlu Hastanesi Başhekimi Dr. Kutsi Öncü, ‘Sigarayı bu yöntemle bırakmak çok kolay, ancak pek çok kişi bunu bilmiyor. Oysa 4 günde, 25 dakikalık seanslarımıza giren sigarayı yüzde 90 bırakıyor’ dedi.

Bu işlem için, sigaraya bir ayda ödenen kadar, yani çok cüzi bir ücret aldıklarını anlatan Dr. Öncü, şunları kaydetti:

‘Pek çok kişi bu sigarayı bıraktırma yöntemini, bu yöntemle sigarayı bırakmış bir tanıdığından öğreniyor, bize öyle geliyor. Bu teknikle enfraruj ışınları vücudun akupunktura duyarlı 35 noktasına birden uyguluyoruz. Bu noktalardan ışınsal uyarıyla ara mesajcılar harekete geçerek, beyine, endorfin salgılaması talimatını veriyor. Böylece, tiryakinin aldığı nikotin nedeniyle artık vücuduna salgılanmayan endorfin hormonu, yeniden yoğun şekilde harekete geçiyor. Artık kişi, nikotinle değil vücudunun doğal olarak salgıladığı endorfin hormonuyla mutlu olmaya başlıyor. İşin güzel tarafı şu, nikotin ve endorfin birbirine adeta düşman. Vücut bu tedavinin 2. seansından itibaren mutluluk hormonu salgılamaya başladığı için, kişi sigaradan zevk almadığı gibi sigara artık bu kişiye cazip bir madde olarak gelmiyor.’

Bu yöntemin özellikle büyük şehirlerde bazı hastanelerde bulunduğuna işaret eden Dr. Öncü, sigarayı bırakmaya azmetmiş herkesin bu yöntemle hiç zorlanmadan nikotin bağımlılığından kurtulabileceğini, hem kendisi hem de ailesi için sağlıklı bir yaşama başlayacağını vurguladı.

Dr. Öncü, bu tedavinin tek şartının uygulamaya başlamadan önce kişinin 24 saat hiç sigara içmemiş olması gerektiğini, tedavi süresince ve sonrasındaki bir haftalık dönemde, vücuttaki sigara zehirinin hızla atılabilmesi için bol su içilmesi ve günde 3 kez 250 gram yoğurt tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

AA

Kolesterolun faydaları

Yazan: admin 27 Kasım 2009  
Kategori: Sağlık

Kolesterol

İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, kolesterol eksikliğinin bulaşıcı hastalıkların şiddetini artırdığını söylüyor.

Bu konuda çok sayıda araştırma olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın’a göre kolesterol, hücre zarında yapıtaşı olarak bulunan yağların yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor. Bütün hücrelerin yapısında kolesterol bulunması gerektiği için, hücre duvarlarında bulunan su geçirmez özellikteki kolesterol, hücre iç ortamını dış etkilerden koruyor.

Yapılan 19 ayrı çalışma ve 68 bin 406 ölümü içeren toplu inceleme, kan kolesterol düzeyi azaldıkça solunum ve mide-bağırsak hastalıklarında, özellikle bulaşıcılığı olanlarda artış meydana geldiğini gösteriyor. HaberTürk’ün haberine göre; 120 bin kişi üzerinde 15 yıl süreyle yapılan bir başka araştırmada ise, kan kolesterol düzeyi düşük olanların, olmayanlara göre daha fazla bulaşıcı hastalık geçirmiş oldukları ortaya çıkıyor. Araştırma sonuçlarında kan kolesterol düzeyi düşük AIDS’li hastaların ölüm oranlarının, kolesterolü yüksek olanlara göre daha fazla çıkması da dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kız çocukları kilo kaygısıyla büyüyorlar

Yazan: admin 27 Kasım 2009  
Kategori: Diyet

Kız çocukları

Yapılan araştırmalarda kız çocuklarının, 3 yaşından itibaren kilo ve güzellik kaygısına düşmeye başladığı ortaya çıktı.

İngiltere’de okul öncesi çocuklar üzerinde yapılan araştırmada, bu yaşlardaki kızların yarısının nasıl göründükleriyle ilgili kaygıya kapılırken, üçte birinin kilo vermek veya saçlarının rengini değiştirmek istediği ortaya çıktı.

British Journal of Developmental Psychology dergisinde yayımlanan araştırmada, filmlerdeki prensesler gibi ideal güzellik simgelerine sürekli maruz kalmalarınınsa, çocukların duydukları endişeyi daha da artırmadığı görüldü.

Central Florida Üniversitesi araştırmacıları, 3 ile 6 yaş arasındaki çocuklara vücutlarının görünümüyle ilgili birtakım sorular sorduktan sonra, kadın karakterleri tasvir eden çizimler gösterdi.

Burada amaç, klişe “zarif prenses” karakterlerinin, çocukların kendi vücutları hakkında kaygı duymalarına yol açıp açmadığını belirlemekti.

Çocukların yüzde 31′i “hemen her zaman” genel görünümlerine üzüldüğünü söylerken, yüzde 18′i görünümlerini “bazen” kafaya taktığını ifade etti. Çocukların yüzde 30′u, en az bir fiziksel özelliğini değiştirmek istediğini belirtti.

Daha sonra çocuklardan bir bölümüne genç ve güzel çizgi kahramanlar izletilirken, diğerlerine fiziksel güzellikle ilgili bir imayı içermeyen karakterler gösterildi.

Bunun ardından yapılan görüşmede, her iki gruptaki kızların görünümleriyle ilgili kaygılarında belirgin değişiklik olmadığı belirlendi.

Araştırmada, kızların artık fizik özellikleriyle ilgili olarak düşünülenden çok daha önce kaygı duymaya başladığı sonucuna varıldı.

Kaynak: AA

Grip olanlar daha dirençli

Yazan: admin 27 Kasım 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

grip

Hollandalı araştırmacıların son bulgularına göre, grip geçiren insanlar, özellikle de çocuklar, bu hastalığa karşı vücut direncini aşı olanlara göre daha fazla artırıyor.

Alman “Frankfurter Allgemeine Zeitung” gazetesinin internet sayfasında yer alan habere göre, Rotterdam Üniversitesi Erasmus Tıp Merkezinden virolog Rogier Bodewes, gribe karşı aşı yaptırmamanın daha faydalı olabileceği görüşünü dile getirdi.

Araştırma sonuçlarını “The Lancet Infectious Diseases” adlı tıp dergisinde yayımlayan Bodewes, gribin atlatılmasından sonra vücudun bağışıklık sisteminin çok daha fazla geliştiğini, bunun özellikle çocuklarda gelecekleri için faydalı olabileceğini belirterek, bu nedenle sağlıklı çocuklara aşı yapılmasının ne kadar doğru olacağının düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

Hollandalı araştırmacılar, bir grup fare üzerinde yaptıkları araştırmada, bazı farelere mevsimsel grip aşısı verdikten sonra tüm farelere belirli bir dozda kuş gribi virüsü aşıladı. Mevsimsel grip aşısı yapılan farelerin, bu aşının uygulanmadığı farelere göre daha fazla sayıda öldüğü belirlendi.

Kaynak: AA

Taksitle tüp bebek

Yazan: admin 26 Kasım 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

tüp bebek

Bursa’da bulunan bir tüp bebek merkezi, çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için kredi kartına 12 ay taksit imkanı sağlıyor.

Tüp bebek merkezinin yöneticisi Kadın Doğum Uzmanı Armağan Ulubaş, Türkiye’de ilk kez 1998 yılında gerçekleştirilen tüp bebek uygulamasının, 11 yılda büyük bir mesafe katettiğini belirtti.

İlk dönemlerde anne ve baba adayları için yaklaşık 10 bin TL olan uygulamanın maliyetinin bugün 4 bin TL’ye kadar düştüğünü dile getiren Ulubaş, merkez olarak bu fiyata da 12 taksit imkanı sağlamak için bir kampanya düzenlediklerini bildirdi.

Dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle bazı çiftlerin çocuk sahibi olma isteğini ertelemek zorunda kaldıklarına işaret eden Ulubaş, ”Bazı çiftler bize gelerek kredi kartına taksit uygulayıp uygulamadığımızı soruyordu. Bunun üzerine biz de bir banka ile anlaşarak kredi kartına 12 ay taksit yapmaya başladık” dedi.

Kampanya çerçevesinde anne ve baba adaylarının ayda 333 TL’ye tüp bebek uygulamasını yaptırabildiklerini anlatan Ulubaş, ”Kampanyamız sayesinde çiftler bebek sahibi olmak isterken maddi yönden de kendilerini fazla zorlamamış oluyor. Oldukça güzel tepkiler aldık. Kampanyaya da ilgi epey fazla oldu” diye konuştu.

”ARTIK ÇİFTLER DAHA BİLİNÇLİ”

Armağan Ulubaş, 11 yıl önce ülke genelinde 18 olan tüp bebek merkezi sayısının bugün 120′ye yükseldiğini söyledi.

Özellikle ilk yıllarda tüp bebek uygulaması için vatandaşların farklı yorumları olduğunun altını çizen Ulubaş, şunları kaydetti:

”Vatandaşlar tüp bebek tedavisinin ne olduğunu bilmiyorlardı. Bunun yanında uygulamanın günah olup olmadığı soruluyordu. Ancak yıllar geçtikte Türkiye’de tüp bebek uygulaması da farklı boyutlara geldi. Artık çiftler tüp bebek merkezlerine daha bilinçli başvuruyor. Bize gelirken kafalarında soru işaretleri olmuyor. Bu da bizleri mutlu ediyor.”

Kaynak:AA

Her derde deva Brezilya nane çayı

Yazan: admin 25 Kasım 2009  
Kategori: Bitkisel ürünler, Sağlıklı beslenme

Brezilya nane çayı

Newcastle Üniversitesinin yapmış olduğu bir araştırmada, bir bardak Brezilya nane çayının, baş ve mide ağrısından ateş ve gribe kadar birçok rahatsızlığa iyi geldiğini doğruladı.

Brezilya’da birçok hastaya tavsiye edilen hyptis crenata çayını fareler üzerinde deneyen uzmanların Acta Horticulturae dergisinde yayımlanan araştırması, çayın faydalarının yanı sıra nasıl yapılması ve ne kadar tüketilmesi gerektiğini de ortaya çıkarmayı amaçladı.

En yaygın metotla, kuru yaprakların 30 dakika süreyle kaynatılmasıyla yapılan çay, soğuduktan sonra içiliyor ve tadı, bilinen nane tadından çok adaçayının tadına benziyor.

Doktor Beverly Collett, hypties crenata üzerinde daha fazla araştırma yapılması ve içerdiği moleküllerin tespit edilmesi gerektiğini, bitkinin geleceğin ağrı kesicisi olabileceğini söyledi.

Araştırmaya katılan uzmanlardan Graciela Rocha da ilaçların yüzde 50’sinden fazlasında temel maddeyi bitkilerin oluşturduğunu ve insanoğlunun, tarihin başlangıcından bu yana bitkileri rahatsızlıklarını gidermede kullandıklarını hatırlattı.

Kaynak: AA

Saç dökülmesinin nedenleri

Yazan: admin 25 Kasım 2009  
Kategori: Sağlık

saç dökülmesi

Kadınlarda saç dökülmesinin oldukça farklı nedenleri olabilir.

Kadınların saçları erkekler gibi mi dökülüyor?

Kadınlarda da kellik görülür mü? Doğumun etkisi var mı? Menopoz döneminde östrojen ve androjenin yer değiştirdiğini belirten Dr. Meral Şaşoğlu, uyardı. Şaşoğlu “Vitamin eksikliğinde ve çok ağır diyet uygulayanlarda saç, üç ay içinde dökülüyor.” diye konuştu. Sabah’ın haberine göre; Prof. Dr. Meral Şaşoğlu, kadınlarda saç dökülmesinin çok farklı nedenleri olduğunu söyledi ve bu sebepleri tek tek anlattı.

Saç dökülmesi, kadınlarda hangi dönemlerde daha fazla görülür?
Saç dökülmelerinin yüzde 95′ini oluşturan ve erkeklik hormonu testosterona bağlı olan dökülmeler, özellikle genetik yatkınlığı olan kadınlarda ergenlik sonrası her yaşta görülebilir. Ancak menopoz döneminde şiddetlenerek artar.

Bu dökülmelerin kelliğe kadar varma riski var mıdır?
Az da olsa kadınlarda da böyle bir risk var. Ancak, östrojen hormonunun kadınlarda baskınlığını koruması ve bu hormonun saç için olumlu etkilere sahip olması, saç hücrelerini mevcut androjenlerin olumsuz etkilerine karşı korur. Böylece kadının, erkek kadar şiddetli bir kellik tablosu yaşaması engellenir. Ancak tam bir kellik olmasa da çok şiddetli dökülmeler ve ciddi kozmetik problemlere görülebilir.

Menopoz döneminde risk neden yükselir?
Menopoz döneminde östrojen-androjen oranları bozuluyor. Östrojen düzeyleri azalıyor hatta hiç kalmıyor. Buna karşılık mevcut androjen hormonu düzeyleri oransal olarak hakim duruma geçiyor. Yani göreceli olarak ‘erkeklik hormonu düzeyi artışı’ ortaya çıkıyor. Genetik yatkınlık da varsa östrojene kıyasla göreceli olarak artan DHT, aynen erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da erkek tipi saç dökülmesine sebep oluyor.

Her kadında menopoz döneminde saç dökülmesi görülür mü?
Böyle bir kural yok. Genetik yatkınlık önemli… Üstelik menopozda saç dökülmesi artan kadınların çoğunda 20′li, 30′lu ve 40′lı yaşlarda da zaten saç dökülmesi vardır. Fakat şiddeti menopozla birlikte artış göstermiştir.

Doğum kontrol hapları ve hormon tedavilerinin saç dökülmelerine bir etkisi var mı?
Doğum kontrol hapı kullanan ve hormon tedavisi alan kadınlarda, bu tedaviler kesildiğinde göreceli bir hormonal dengesizlik olmaktadır. Bu duruma genetik yatkınlık da eklenince, saç dökülmesi ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzdendir ki, kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı ya da hormon tedavisi kesildikten sonra erkek tipi saç dökülmesi meydana gelebilir.

Peki önlemek mümkün mü?
Tabii ki, doğum kontrol hapı ve hormon tedavisini takiben ilaçlar kesildikten sonra ortaya çıkan saç dökülmesi şekli de aslında bir erkek tipi saç dökülmesidir. Bu nedenle tedavisi de ona yönelik olmalıdır. ‘Azelaic Acid’ ve ‘Adenosine’ gibi etken maddelerin birarada bulunduğu losyon ve şampuanlar etkili oluyor. Hem dökülmeler duruyor hem de dökülen saçların yerine sağlıklı saçların üretilebilmesi sağlanıyor.

Yürüyerek kilo verme

Yazan: admin 24 Kasım 2009  
Kategori: Diyet

Yürüyerek kilo verme

İngiltere’de yeni piyasaya çıkan yürüyüş diyeti (Walking Diet ) isimli kitabın yazarı Joanna Hall, yürüyerek daha güzel vücuda sahip olmanın yollarını anlatıyor.

Yürümek, yalnızca kilo vermeye yardımcı olmuyor. Bunun yanında diyabet, kemir erimesi ve meme kanserine yakalanma risklerini da azaltıyor

Başlamadan önce bir spor mağazasına uğrayarak bir adımsayar (pedometre) satın alın. Böylece günde kaç adım attığınızı sayabilirsiniz. İşte mucize yürüyüş programı:

Gün 1-3: Her gün attığınız adım sayısını bir kenara yazın ve 3′üncü günün sonunda bunları toplayıp üçe bölün. Bu sizin günlük ortalama yürüyüşünüz olacak.

Gün 4-5: Ortalama adım sayınıza 1000 adım ekleyin örneğin otobüsten bir durak erken inerek bu sayıyı tamalayabilirsiniz.

Gün 6: Bugünden itibaren yürüyüş yapmak için özel zamanlar ayırmalısınız. Ortalamanıza 1500 adım ekleyin. Hızınıza göre 1500 adım 20 dakikada tamamlanabilir. Yürüyüşe başlamadan ve yürüyüş sırasında en az 200 ml su içmeyi unutmayın.

Gün 7: Normalde en az 10 dakikada yürüdüğünüz bir mesafeyi gücünüzün yettiği kadar hızlı yürüyün ve yürüyüşün ne kadar sürdüğünü bir kenara not edin.

Gün 8-11: Ortalamanıza 1500 adım ekleyerek yürüyüşlere devam edin.

Gün 12: Bugünü dinlenmeye ayırabilirsiniz. Vücudunuzu biraz esnetmeyi deneyebilirsiniz.

Gün 13-14: Ortalamanıza 2 bin 500 adım ekleyin. Sonraki 4 günde en uzun yürüyüşlerinizi yapacaksınız. Bu yüzden bunları gün içinde 2 ayrı yürüyüş olarak sürdürebilirsiniz.

Gün 15-16: Ortamalaya 3 bin adım ekleyerek yürüyün, temponuzu artırmaya çalışın. Bu iki günde gerçekten terlemeniz gerekiyor, yürürken müzik dinleyemeyi deneyin.

Gün 17: Dinlenme günü. Vücudunuzu esnetin.

Gün 18: Ortalamaya 2 bin adım ekleyerek yürüyüş yapın. Temponuzu biraz düşürün. Eğer kendizini yorgun hissediyorsanız yürüyüşlerden bir saat önce bir fincan kahve içmeyi deneyin.

Gün 19: 7′nci günü tekrar edin. aynı mesafeyi daha kısa sürede ve zorlanmadan almalısınız.

Gün 20: Ortalamanızdan 1500 adım fazla atarak programı tamamlayın.

Karın kaslarını içeri çekin ve yürürken dik durun. Omurganızı dik tutmak için omuzlarınızı indirin, boynunuzu uzatın ve başınızı yukarda tutun. Kollarınızı göğüs hizasına gelecek şekilde sallayın.

Hz. İsa diyeti

Yazan: admin 24 Kasım 2009  
Kategori: Diyet listesi

Hz. İsa diyeti

Hz. İsa diyeti, ilk olarak Amerika’da başlayan ve diyeti Hristiyanlık öğretilerine dayandıran ruhani diyet akımı ile yavaş yavaş bütün dünyayı etkisi altına alıyor.

Yeni bir diyet akımına göre artık insanlar Hristiyanlık inancına göre kilo veriyor. Diyet yapanlar içlerindeki ruhsal boşluğu yağ oranı doymuş yiyeceklerden daha güçlü şeylerle dolduruyor. NTV’nin haberine göre, inanç esasına dayalı bu diyetlerde Hristiyanlığın öğretilerini canınız çikolata, peynir ya da cips çektiğinde uyguluyorsunuz.

Amerika’da çok sık uygulanan bu diyetler dahilinde diyeti yapacak olanlar kilo vermeden önce derinlemesine bir şekilde neden fazla yediklerinin sebeplerini bulmaya çalışıyor. 1980′lerde Amerika’da başlayan bu akım yavaş yavaş bütün dünyaya yayılıyor. Bu akım sayesinde “Hz. İsa Olsa Ne Yerdi?” gibi ruhani diyet kitaplarının da satışlarını artırmış.

Akımın en bilinen örneği ise Tennesssee’de aşırı tutucu Hristiyan ve beslenme uzmanı Gwen Shamblin tarafından başlatılmış. Amigo gibi destek vererek, Tanrı’nın hoşnutsuzluğunu ile desteklenen programda Shamblin binlerce Amerikalının kilo vermesini ve Tanrı’ya şükretmesini sağlamış. Amerika’da bu şekilde çalışan 30 bin kadar grup bulunuyor.

Shamblin, “Tanrı inanılmaz tatlar yarattı. Onların tadını çıkarmamızı istiyor ama onun sınırları dahilinde” diyor. Yemeyi fiziksel bir ihtiyaç olarak gören beslemne uzmanı, bunun açık bir buzdolabı değil açık bir kalple halledilebileceğini söylüyor.

Öte yandan İngiliz doktor Elisabeth Weichselbaum diyetlerin pek de yol göstermediğini düşünüyor. Weichselbaum daha çok Akdeniz hayat tarzını benimseyen Don Colbert’in yazdığı “Hz. İsa Olsa Ne Yerdi” diyetiyle ilgileniyor:

“Hz. İsa bölgesinde bulunan şeyleri yiyordu; birçok sebze, özellikle fasülye ve yeşil mercimek. Muhtemelen buğday ekmeği, meyve yiyip çok fazla su ve kırmızı şarap içmiştir. Ve çok özel durumlarda, muhtemelen ayda bir et yemiştir. Bu oldukça duyarlı bir yaklaşım. Temel yiyecek maddesi ekmek, taze meyve sebze ve ölçülü bir şekilde protein olmuştur. Bu da bizim verdiğimiz tavsiyenin aynısı, kendi kararınız doğrultusunda istediğinizi yiyin. Ama kendinize onu neden yediğinizi sorun. Bu size ne tükettiğiniz konusunda farkındalık kazandırır ve bu konuda düşünmeye teşvik eder.”

Hızlı yağ yakma

Yazan: admin 19 Kasım 2009  
Kategori: Diyet

Hızlı yağ yakma

Sürekli yiyip yan gelip yatarsanız ya da tüm gün masa başında yiyip içip hareketsiz çalışırsanız vücudunuzun yağ bağlamasını engelleyemezsiniz.

Hiç yemeyen biri de kilo alabilir. O halde ne yapmalısınız? Vücudunuz neden yağ depolar, hızlı yağ yakmak için ne yapmalısınız?

Diyette yağ alımını kesmek kilo verme sürecini hızlandırır mı?
Uzmanlara göre yapılan en yaygın hatalardan biri çok az yemek. Bu, metabolizmanın yavaşlamasına neden olur, vücut olanı koruma moduna girer. Vücudun enerji seviyesini ve metabolik işlemleri sürdürebilmesi için belli bir miktar besine ihtiyaç vardır ve bu nedenle çok az yağ tüketmek de bir problemdir. Diğer bir yaygın hata da sürdürülebilir olmayan bir diyeti takip etmektir. Hızlı zayıflama diye bir kavram yoktur. Doğru bir diyet, hızlı bir incelme değil kilo sorununa uzun vadeli bir çözüm getirmelidir. Çok az yemek genellikle kilo kaybının hızının artmasını sağlayacaksa da, sürdürülebilir olmadığından yetersiz beslenmeye sebep olabilir. Ayrıca, karbonhidratlar gibi, tüm bir besin grubunu tamamen kesmek de çok yanlış. Karbonhidrat eksikliği vücudun yeteri kadar lif ve B vitamini alamamasına sebep olur. Bu da egzersiz için ihtiyaç duyulan kan şekeri ve glikoz seviyelerinin düşmesine yol açabilir.

Karın bölgesinde oluşan yağlanma tehlikeli mi?
Özellikle karın ve bel bölgesinde oluşan aşın yağlanma; obezite, insülin direnci, tip 2 diya¬bet, kısırlık ve kardiyovasküler hastalıklara sebep olabilir.

Gece geç saatte yemek kilo vermeyi engeller mi?
Vücudunuz çalışmayı gece de durdurmaz ve uyurken uzun bir süre açlık döneminde olduğunuz için aslında önemli miktarda enerji yakarsınız. Ama çoğu kişi belli bir saatten sonra atıştırmamayı yararlı bulur çünkü bu zamanlar az yemek, kilo almaya sebep olabilir. Akşamları televizyon karşısında abur cubur olarak tabir edilen kalori değeri yüksek yiyeceklerden farkında olmadan bolca tüketebilirsiniz. Tabii bu noktada önemli olan neyi ne kadar yediğiniz. Mutfaktaki raflarınızı meyve ve fındık gibi düşük glisemik indeks değerine sahip atıştırmalıklarla doldurmak harika bir fikir olabilir. Bu, metabolizmanızın çalışmasını hızlandırır ve sizi aşırı yemekten, özellikle de sağlıksız yiyeceklerden korur.

Kadın vücudu yaşlandıkça neden biçim değiştirir?
Kadın vücudu genellikle menopoz dönemi öncesine kadar armut biçimindedir, yağlar kalçada depolanır. Menopoz dönemi sonrasında ise vücuttaki yağ orta bölgeye depolanır ve vücut elma biçimini alır. Yağ dağılımındaki bu fark menopoz dönemindeki hormona! değişikliklerden kaynaklanır. Bu, kadınlar için özellikle kalp hastalıkları açısından risk oluşturabilir. Yaşlandıkça hepimiz yılda bir-iki kilo alma eğiliminde olabiliriz. Vücutta özellikle karın bölgesinde oluşan abdominal yağlanma hiçbir zaman için iyi değildir. Kadınlar için 80 cm’den az olan bir bel ölçüsü sağlıklı olarak kabul edilebilir.

Egzersiz yapmadan önce mi, egzersizden sonra mı yemeliyim?
Egzersizden önce yemek yemek tavsiye edilir fakat zamanlama önemlidir. Çalışmadan iki saat önce yapılan yüksek karbonhidratlı ve düşük lifli bir atıştırma idealdir, bundan daha geç bir zamanda yemek, spor yaparken zorlanmanıza sebep olabilir. Karbonhidrat alımından sonra vücudunuzda önce bir insülin artışı meydana gelir ve bu, kan şekeri seviyenizin düşmesine neden olur. Fakat iki saat kadar beklemek vücudunuzun kan şekeri ve insülin değerlerinin normale dönmesine imkan verir. Egzersiz sonrası hafif bir atıştırma da o sırada boşalan karbonhidrat depolarınızın tekrar yenilenmesini sağlayacağı için uygundur. Spor sonrası yüksek karbonhidrat değeri ve biraz da protein içeren bir öğün idealdir çünkü protein karbonhidratların alınmasını kolaylaştırır.

Vücuttaki yağ hücreleri zamanla değişir mi?
Birkaç yıl öncesine kadar doğum sonrası sahip olduğunuz yağ hücresi miktarının hayatınız boyunca sahip olduğunuz kadar olduğu ve siz zayıflayıp şişmanladıkça bu hücrelerin dolup boşaldığı düşünülüyordu. Sonuçta hücrelerin sayısı değişmese de özellikle yağlı beşin tüketildiğinde yağ hücrelerinin ciddi oranda büyüdüğü gözlemleniyor.

Üç ana öğün yiyerek kilo verebilir miyim?
Ara öğünler, metabolizmayı hızlandırdıklarından ana öğünlere göre çok daha yararlıdır. İnsülin salgılanmasının dengeli olmasını sağlarlar. Yüksek insülin değerleri vücudun yağı kırma kabiliyetini azalttığından düşürülmeli. Ara öğünler ani acıkmaların önüne geçer.

Kalori Kısıtlaması : Öğünlerinizde daha az ve sağlıklı besinler yerken enerji tüketimini artırmak kilo vermenin en mantıklı yoludur.

Öğün Yerine Geçen Karışımlar : Bu karışımların bazıları kısa vadede belirgin bir kilo kaybını hedefliyor. Böyle bir zayıflama yöntemi muhtemelen yağ kadar kas kaybını da içeriyor. Bu karışımlar genellikle vücudun depolamadığı kadar yüksek miktarda protein içerir ancak büyük ihtimalle eski diyetinize döndüğünüz zaman kaybettiğiniz kiloları hızla geri alırsınız.

Kilo Verme İlaçları : Bu ilaçların, vücudun besinlerdeki yağı almasını engelleyen türleri güvenlidir. Ama başta ishal olmak üzere tatsız yan etkileri olabilir. Bu durum sizi daha az yağ yemeye yönelterek negatif bir destekleme işlevi görebilir.

Egzersiz Programları : Egzersiz programları her zayıflama stratejisinin parçası olmalıdır ve mutlaka kas yapmaya yönelik bir direnç çalışması içermelidir. Kas oluşumu yağların o bölgeye yerleşmesini engeller.
Suyun içine birkaç damla limon damlatıp içerek metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.

Yağların vücutta hangi sebeple ve nasıl depolandığı fazla kiloların oluşmasında önemli bir etken. İnsanların daha zor koşullarda yaşadığı eski dönemlerde vücutta yağ depolanması hayati önem taşıyordu. Vücut, gıdalardan artan enerjiyi yiyecek bulunamadığı zamanlarda kullanmak üzere depoluyordu. Günümüzde enerji depolaması hayati gereklilik taşımasa da; yağ, diğer organların fonksiyonlarını etkileyen hormonları ürettiği için önemli. Çok fazla yağ, vücudun şekeri işleme koyma gücünü azaltabilir ve bu da kişinin üreme sistemiyle ilgili problemler yaşama ihtimalini artırabilir. Yetersiz yağ alımı ise adet dönemlerinin aksamasına ve doğurganlıkla ilgili problemlere yol açabilir.

Sonraki sayfa »