Domuz gribinden ölenlerin sayısı artıyor

Yazan: admin 30 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

Domuz gribinde

Sağlık Bakanlığı, Konya’da dün hastaneye kaldırılan 37 yaşlarındaki bir kadının, domuz gribinden hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, hastanelerde tedavisi sürdürülen ve laboratuvar teyidi pandemik A (H1N1) grip vakası sayısının 16 olduğu, bunlardan durumu ağır olan 3 hastanın yoğun bakımda tedavisinin devam ettiği duyuruldu.

Açıklamada, Konya’da, kronik hastalığı bulunan 37 yaşında bir kadının bugün hastaneye kaldırıldığı ve hayatını kaybettiği belirtildi. Açıklamaya göre, bu kadından alınan numunede pandemik A(H1N1) virüsü bulunduğu tespit edildi. Bu ölümle, Türkiye’de pandemik gripten ölen kişi sayısı 3′e yükseldi.

Bakanlığın açıklamasında, 2 yaşından küçük çocuklar, kronik hastalığı olanlar, gebeler ve 65 yaş üstündekilerin grip belirtileri ortaya çıktığında mutlaka bir hekime müracaat etmeleri gerektiği vurgulandı. Bu kişiler dışında, grip belirtileri ortaya çıkan kişilerin, evlerinde istirahat etmeleri, ancak genel durumda kötüleşme, solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, 3 günden fazla süren ateş, ciddi ve sürekli kusması olan vakaların beklemeden doktora müracaat etmeleri istendi.

Çin hacı adaylarını aşılamaya başladı

Yazan: admin 28 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

domuz gribi aşısı

Çin yetkililer, bu yıl hacca gidecek kişilere domuz gribi aşısı yaptırdıkları bildirildi.

Resmi Çin haber ajansı Şinhua’nın haberine göre, kuzeybatıdaki Ninghia eyaletinde 2 binden fazla hacı adayı aşılanırken, hacı adaylarının aşı için kişi başına 5 yuan (0,73 ABD Doları) ödedikleri belirtildi.

Ajans, bu yıl hacca gidecek 12 bin 700 hacı adayının tamamının aşılanacağını da belirtti. Çinli hacı adayları, cumartesi günü Mekke’ye gitmeye başlayacak. Çin Sağlık Bakanlığının her gün güncellediği domuz gribi vaka sayısına göre, düne kadar Çin’de toplam 35 bin 664 vaka görüldü.

Bu arada Çin hükümeti, Çin’deki 8 aşı üreticisine domuz gribi aşısı üretme lisansı verdi. Sağlık yetkilileri, yıl sonuna kadar 1,3 milyarlık Çin nüfusunun yüzde 5′ini aşılayacak kadar aşı üretilmesini beklediklerini kaydetti.

Gripten koruyan besinler nelerdir?

Yazan: admin 28 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

Gripten koruyan besinler

Domuz gribine yakalanmaktan korkuyorsanız bu besinleri tüketmeye özellikle dikkat edin.

Domuz gribi aşısını beklerken hastalığa yakalanmaktan korkuyorsanız, bilim adamları aşıdan önce dikkat edilmesi gereken noktanın bağışıklık sistemini güçlü tutmak olduğuna dikkat çekti. Bunun yanında hastalığa yakalandığınız zaman virüsü yenebilmek için de en önemli önkoşul bu.

İşte bağışıklık sistemini domuz gribine karşı güçlü tutmak için tüketmeniz gereken gıdalar:

Kırmızı biber: Portakalda bulunan C vitamininin 2 katını içerir. C vitamini gribin etkisini yüzde 80 oranında azaltabilecek kadar güçlü bir silahtır.

Yoğurt: İçinde bağırsaklarda mikroplarla savaşan yararlı bakteriler olan probiyotik bulunur. Böylece grip virüsü vücutta barınamaz.

Yeşil çay: Bağışıklığı güçlendiren “epigallocatechin gallate” isimli kimyasalı içerir. Günde 3 fincan tavsiye ediliyor.

Ginseng: ABD’li bilim adamları günde 2 tane 200mg’lık ginseng kökü kapsülü alan insanların grip riskinin yüzde 31 azaldığı belirlendi. Bağışıklığı harekete geçirir.

Badem: Hastalıklarla savaşan antioksidan E vitamini bakımından zengindir. Gripten korunmak için her gün bir ara öğün olarak 24 tane badem yemeye çalışın.

Taze patates: İçindeki “beta carote ”, gribe karşı koruma özelliğini verir. Vücutta A vitaminine çevriliyor ve grip tedavisinde önemli rol bir oynuyor.

Tavuk suyuna çorba: Vücutta mukus üretimini artırarak gribin boğaz ağrısı ve öksürük gibi etkilerini yatıştırmaya yardımcı olur.

Sarımsak: Sülfür maddesi grip sezonunda bu hastalığa yakalanma riskini 2.5 kat azaltıyor ve virüsü öldürme özelliği de bulunuyor. Taze sarımsak daha etkili.

Zencefil: İçeriğinde doğal olarak bulunan “gingerol” maddesi, her türlü enfeksiyonu uzakta tutmaya yardımcı. Zencefil çayını tercih edebilirsiniz.

Ceviz: Antioksidan selenyum soğuk algınlığı, grip ve kansere karşı koruma sağlar. İçindeki selenyum oranı diğer tüm gıdalardan 10 kat oranında daha fazladır.

Turunçgiller: Önemli bir C vitamini kaynağıdır. Özellikle sigara kullanıyorsanız gribe yakalanma riski daha yüksek olduğu için bol bol C vitamini almanız gerekiyor.

Bal: Doğal olarak antibakteriyel özelliklere sahiptir. Çaya ya da yoğurda katarak tüketirseniz etkisi daha da güçlü olur.

Lahana: Ispanak ve lahana gibi koyu yeşil renkli yaprağa sahip sebzeler, bağışıklık sistemini gribe karşı güçlendiren D vitamini bakımından zengindir.

Mantar: Beta-glucan isimli gribe karşı koruyan bir madde içerir. Bağışıklığın grip virüsünü tanımasını ve onu yok etmek için harekete geçmesini sağlar.

Yulaf: Lif, E ve B vitamini ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren mineraller ve beta-glucan’lar bakımdan zengindir.

Elma: Bilim adamları, düzenli olarak elma yiyen insanların gribe yakalanma riskinin azaldığını ortaya koydu. Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25’ini karşılar.

Kırmızı et: Bağışıklık sistemini harekete geçirmek için kırmızı et tüketmek gerekiyor. Yetişkinlerin günde ortalama 40-60 gram et tüketmesi tavsiye ediliyor.

Balık: Omega 3 tüketimini artırarak grip ve benzeri enfeksiyonları uzakta tutabilirsiniz. Haftada 2 porsiyon balık tüketilmeli.

Soğan: Doğal antibiyotikler içerir. Bunun yanında gribe karşı bağışıklık sistemini güçlendiren “quercetin” isimli bir madde de bulundurur.

Domuz gribi aşılarının ilk partisi geldi

Yazan: admin 20 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık

Domuz gribi aşısı

Ankara’daki domuz gribi vaka sayısı 41′e yükselirken, domuz gribine karşı alınan aşıların 500 bin dozluk ilk partisi İstanbul’a ulaştı.

Sağlık Bakanlığı, Diyarbakır’da 2 okulda domuz gribi vakaları belirlenmesi nedeniyle yarından itibaren 5 gün süreyle eğitim ve öğretime ara verileceğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bugüne dek üklede belirlenen pandemik H1N1 gripli hasta sayısının toplam 551 olduğu, Ankara’da son 5 günde belirlenen vaka sayısının ise 41′e ulaştığı bildirildi.

Bu vakaların genel durumlarının iyi olduğu ve takiplerinin sürdüğü belirtilen açıklamada, ”Öte yandan Diyarbakır ilimizde 7 yeni pandemik H1N1 gribi vakası tespit edilmiş olup bu vakaların 6 tanesi öğrencidir. Bu vakaların görülmesi üzerine, Diyarbakır İl Hıfzıssıhha Kurulu bugün toplanarak 2 okulda (araya hafta sonu tatilinin girmesi de gözönünde bulundurularak) yarından itibaren tedbiren 5 gün süreyle eğitim ve öğretime ara verilmesine karar vermiştir. Diyarbakır’daki vakaların da genel durumları iyi olup takipleri evlerinde devam etmektedir” denildi.

Bakanlığın açıklamasında, hastalığın yayılımını engellemek için grip belirtileri olan çocukların bu belirtiler geçinceye dek okula, dershaneye, kreş veya bakımevine gönderilmemesi uyarısında bulunularak, ellerin sık sık su ve sabunla yıkanmasının hastalığın bulaşmasını önlemede en önemli önlemlerden biri olduğuna dikkat çekildi.

Öksürük veya hapşırık sırasında ağız ve burnun tek kullanımlık kağıt mendille kapatılması ve mendilin çöp kutusuna atılması önerilerinde bulunulan açıklamada, evlerin ve diğer kapalı mekanların sık sık havalandırılması, özellikle sık dokunulan eşya ve yüzeylerin temizlenmesi gerektiği ifade edildi.

Öte yandan, Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribine karşı aldığı aşıların 500 bin dozluk ilk partisi İstanbul’a geldi.

Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, Novartis firmasından sağlanan ve İtalya’nın başkenti Roma’dan yüklenen aşılar, bugün akşam saatlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı’na ulaştı. Aşıların yarın sabah erken saatlerde Ankara’ya getirilmesi bekleniyor.

İlk parti aşı, Sağlık Bakanlığı’nın Esenboğa Havalimanı yakınlarındaki depolarına intikal ettirilecek ve buradan rastgele seçilen numuneler Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’ne gönderilecek. Burada gerekli testler yapıldıktan sonra aşının uygulanabilir olduğuna karar verilirse aşılar, sağlık kuruluşlarına dağıtılacak.

Yetkililer, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’ndeki inceleme sürecinin 5-20 gün arasında değişebileceğini söylediler.

Aşılar, uygunluğu onaylanıp sağlık kuruluşlarına gönderildikten sonra ilk olarak sağlık personeline yapılacak. Aşılamada poliklinik hizmeti verenlerle enfeksiyon ünitelerinde görev yapan hekim, hemşire ve diğer sağlık personeline öncelik tanınacak. Aşılama, hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarındaki sağlık personeline yapılacak.

Diş hekimleri de öncelik verilen grup arasında yer alacak. Daha sonra peyderpey diğer sağlık personelinin aşılanması sürecek. Yetkililer, 300-350 bin sağlık personelinin aşılanmasının planlandığını bildirdiler.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri, sağlık personelinin domuz gribi virüsü bulaşan vakaların tedavisini üstlenmesi ve herhangi bir biçimde virüs kapmaları durumunda hastalara bulaştırma olasılığı bulunduğu için aşılamada en öncelikli grup olarak belirlediklerini kaydettiler.

Öte yandan hacı adayları da gelen ilk partiyle aşılacak. Hacı adaylarının Suudi Arabistan’a hareketinden önce aşılanmaları gerektiğini belirten yetkililer, bu nedenle hacı adaylarının aşılamada öncelik taşıdığını bildirdiler.

Parasetamol aşının etkisini azaltıyor

Yazan: admin 19 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

Aşı

Yapılan araştırmalar, parasetamol içeren ilaçların aşının etkisini azaltabileceğini ortaya koydu.

Araştırmada, çocuklara aşı yapıldıktan sonra ateşe karşı verilen ve etken maddesi parasetamol olan ilaçların aşının etkisini azaltabileceğini ortaya koydu.

450 çocukla yapılan araştırmayla aşıdan sonraki ilk 24 saatte verilen parasetamollerin gerçekten ateşi düşürdüğü belirlendi, ancak Çek araştırmacıları, ağrı kesici ve ateş düşürücülerin aşının etkisini önemli ölçüde azalttığını saptadı.

Araştırma ekibinin başı Profesör Roman Prymula, parasetamolün bazen aileler tarafından önleyici ilaç olarak kullanıldığını, ancak aşı olan çocukların dahil edildiği araştırmanın, bu uygulamanın yararından çok zararı olabileceğini ortaya koyduğunu söyledi.

Araştırmaya katılan, grip, difteri, tetanos, hepatit B, çocuk felci ve rotavirüs aşısı yapılan çocukların yarısına 24 saat içinde 3 doz parasetamol verilirken, diğer yarısına ilaç verilmedi. İlaç verilen çocukların yüzde 42′sinin ateşi 38 derecenin üstüne çıkarken, verilmeyenlerin yüzde 66′sında ateş görüldü.

Ancak bu çocuklarda aşının etkisi incelendiğinde, parasetamol verilen çocuklardaki antikor seviyesinin düşük olduğu tespit edildi. Araştırmacılar, bu saptamanın nedenlerinden birinin, parasetamolün, aşının bağışıklık hücrelerinin tepkisine etkisi olması olabileceği görüşünü bildirdi.

Profesör Prymula, Lancet dergisinde yayımlanan makalede, bağışıklık sistemiyle ilgili bu bulguların klinik olarak uygunluğunun bilinmediğini, daha ileri araştırmalara gerek olduğunu vurguladı.

Kulak çınlaması

Yazan: admin 14 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık

Kulak çınlaması

Kulak çınlaması tümör ve damar hastalıklarının habercisi olabilir.

Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Enver Altaş, kulak çınlamasının tümör ve damar hastalıklarının habercisi olabileceğini söyledi.

Altaş, yaptığı açıklamada, toplumun yaklaşık yüzde 30′unda kulak çınlaması görüldüğünü, özellikle 40 yaş üzerindekilerde bu duruma daha sık rastlandığını söyledi.

Kulak çınlamasının hastalık olmadığını belirten Altaş, ”kulak çınlaması bir hastalık değildir, çeşitli hastalıkların belirtisidir. Birçok hastalık kulak çınlaması şeklinde kendini gösterir. Kulak çınlaması, tümör ve damar hastalıklarının habercisi olabilir” dedi.

Kulak çınlamasının uğultu, gürültü, ince bir ses, rüzgar sesi ya da nabız vuruşu şeklinde kendisini gösterdiğini kaydeden Altaş, ”hayatı tehdit eden çınlamalar, genelde nabız vuruşu şeklindedir” diye konuştu.

Kulak çınlamasının, objektif kulak çınlaması ve subjektif kulak çınlaması olarak iki gruba ayrıldığını aktaran Altaş, objektif çınlamada, hastayı muayene eden doktorun çınlama sesini duyduğunu belirterek, ”objektif kulak çınlamaları, atar damar ve toplar damar arasındaki kısa bağlantılardaki hastalıkların, damar tümörlerinin belirtisi olabilir” dedi. Subjektif kulak çınlamalarında ise çınlama sesini sadece hastanın kendisinin duyduğunu vurgulayan Altaş, ”kulak çınlamalarının yüzde 90′ı subjektif çınlamadır. Subjektif kulak çınlamasında, kulakla ilgili çınlamaların yanında, kulak dışı sebepler de mevcuttur. Kulak dışı hastalıklar, yaşa bağlı olarak ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Altaş, subjektif kulak çınlamaları olan hastaların kulaklarında kireçlenme, iç kulak tümörleri, kandaki yağ miktarında artış, guatr hastalıkları, diyabet, kansızlık, depresyon, psikolojik problemler, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların olabileceğini anlattı.

Kulak çınlamalarının birçok hastalığın belirtisi olduğu için ciddiye alınması gerektiğinin altını çizen Altaş, ”tümör ve damar hastalıklarının sebep olduğu kulak çınlamaları, hayatı tehdit edici olabilir. Bunun için kulak çınlamaları mutlaka ciddiye alınmalı. Kulak çınlaması olan hastalar, mutlaka muayene olmalı” dedi.

İlaçların yüksek dozda kullanılmasının işitme kaybına neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Altaş, kulak çınlaması görülen hastaların baş, boyun, kulak ve burun muayenesi olması gerektiğini söyledi.

Hastanın teşhisi konduktan sonra kulakta kireçlenme, iç kulak tümör hastalıkları gibi durumlarda cerrahi uygulamanın mümkün olduğunu ifade eden Altaş, şöyle devam etti:

”Kulak çınlaması görülen hastaya öncelikle psikolojik destek verilmelidir. Tümör ve damar problemlerinin dışında hayati bir tehlikesinin bulunmadığı hastaya anlatılmalıdır. İşitme sinirlerini kuvvetlendiren iç kulağın beslenmesini arttıran çeşitli ilaçlar kullanılmalıdır. Çınlama görülen hastalara aşırı yorgunluk, stres, uykusuzluk gibi vücudu genel anlamda etkileyen nedenlerden uzak durmaları önerilir.”

Altaş, işitme kaybına neden olan kulak çınlamaları için maskeleme yönteminin kullanıldığını belirterek, ”işitme kaybına neden olan kulak çınlamalarında, çınlamayı maskeleyen cihazlar, işitme cihazına eklenir ve hastaların bu çınlamayı duyması engellenir. Hastaların önemli bir kısmı bu yöntemden fayda görmektedir” diye konuştu.

KBB Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Altaş, kulak çınlamasından şikayetçi hastaların koyu kahve, alkol ve sigaradan uzak durmalarını önerdi.

Kaynak: AA

Bayan cerrahın büyük başarısı

Yazan: admin 13 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık

Bayan cerrahın büyük başarısı

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ünitesi Klinik Şefi Prof. Dr. Ayşe Filiz Avşar, dünyada ameliyat robotu Da Vinci’yi kullanan 10 kadın cerrahtan biri oldu.

Avşar, hastanelerinde bir süredir kullanılmaya başlanan Da Vinci ile çok sayıda prostat ameliyatının yapıldığını ve çok başarılı sonuçlar alındığını belirterek, robotun şimdi de jinekoloji branşında kullanılmaya başlandığını söyledi.

Robotik cerrahinin daha az kesik, daha az kanama, daha az ağrı gibi hastaya ve hekime büyük konfor sağladığını anlatan Avşar, tekniğin dünyada da başta prostat kanseri olmak üzere ürolojik kanserler, doğumsal böbrek bozuklukları, pelvik sarkma ile rahim kanseri gibi çeşitli genel cerrahi ameliyatlarında ve jinekolojik operasyonlarda kullanıldığını söyledi.

Avşar, kadın hastalıkları ve doğum branşında dünyada her türlü ameliyatın robotik cerrahi ile yapılabildiğini ve çok başarılı sonuçlar elde edildiğini belirterek, ”Jinekolojideki her operasyonda yani ürojinekoloji kanser, miyomlar, rahim ve yumurtalık operasyonlarında kullanılabilmektedir” dedi.

Da Vinci robotu ile yapılan ameliyatlarda hekimin operasyon alanını daha büyük ve yakından detaylı olarak görebildiğini ve normal dokulara zarar vermeden çalışabildiğini ifade eden Avşar, tekniğin avantajları ile ilgili olarak şunları kaydetti:

”Kanamanın diğer cerrahi tekniklerine oranla daha az ve kesi hattının küçük olması, hastanın kısa sürede iyileşerek taburcu edilebilmesi önemli bir avantajdır. Hasta ve hekim konforunda artış ve enfeksiyon riskindeki azalma da çok önemli bir husustur. Ayrıca bu teknikte, cihazın yanlış bir işlem yapmasını engellemek de normal ameliyata göre daha mümkündür. Çünkü göz temasınız robottan kalktığı anda cihaz otomatik olarak kendini durduruyor. Bu da hasta konforu ve güveni açısından çok önemli.”

Kaynak: AA

bebek kanalları uyarısı

Yazan: admin 13 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

bebek kanalları uyarısı

Uzmanlar, televizyonlarda her geçen gün sayısı artan bebek kanallarının kısa süreli izlenebileceğini, ancak gün içerisinde uzun süre izlettirilmesinin bebeğin zihin gelişimini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.

Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Runa İdil Uslu yaptığı açıklamada, bebeğin zihinsel ve fiziksel gelişiminde bakım veren kişinin tutumunun, bebekle kurduğu iletişimin, oyun ve faaliyetlere ayrılan vaktin çok önemli olduğunu vurguladı.

Runa İdil Uslu, televizyonlarda bebek kanalarının sayısının artmasıyla birlikte, bebeklerin televizyon karşında çok fazla zaman geçirdiğine dikkati çekerek, bebek ve çocukların, kendilerine yayın yapan yerli-yabancı bebek kanallarının karşısında çok fazla bırakılabildiğini, ancak bunun çocuğun gelişimi için sağlıklı olmadığına işaret etti.

Bebeğin ya da çocuğun televizyon aracığıyla çok fazla kelime duyduğunu ve kavram gördüğünü belirten Uslu, şunları kaydetti:

“Çocuk, televizyondan görsel ve işitsel uyarılar alır. Bunun gelişime olumlu katkısı olmakla birlikte bebeğin zihin gelişimi için birebir iletişim gereklidir. Televizyon ile karşılıklı iletişim olmadığı için, çocuğun, orada olup biteni anlayacak, kavrayacak ve öğrenecek kadar takip etmesi mümkün değildir. Bu nedenle de olumlu, sağlıklı ve hızlı gelişim için, bebeğin bu kanallar karşında gün içerisinde kısa süreler geçirmesi uygundur. Kimi zaman çocuğun daha kolay uyuması için, bebek kanallarının uzun süre izlettirilmesi de sağlıklı değildir. Bunun yerine, bebeğin yattığı odada masal okunmalı ya da ninni söylenmelidir.”

Uslu, bebeğin tamamen televizyondan uzak tutulmasının da doğru bir yaklaşım olmayacağına dikkati çekerek, “Televizyon karşısında kalma kısa süreli olduğunda ve bebeğin uyanık olduğu diğer zamanlar karşılıklı etkileşimle değerlendirildiği koşulda kabul edilebilir” diye konuştu.

Karın obezitesi

Yazan: admin 12 Ekim 2009  
Kategori: Sağlık

Kalın bel

Kalın bel ve göbek 4 hastalığın habercisi

Karın obezitesi

• Elinize bir mezura alın ve ölçün. Bel ölçüleri 102 santimin üzerindeki erkekler ile 88 santimin üzerindeki kadınlar karın obezidir. Hem beslenme yetersizliğinde hem de fazlalığında karın obezi olabilirsiniz.

• Karaciğeriniz her iki durumda da yağlanır. Dalak, bağırsak, pankreas yağlanmaz ama karaciğer yağlanır. Böylece göbek olur. Göbeğiniz varsa şeker hastalığına yakalanma riskiniz artar.

• Bununla birlikte hipertansiyon oluşur ve kalp hastalıkları riskiniz çoğalır. Artık kalp hastalığı için de adaysınızdır… Bununla birlikte karın şişliği olan erkekleri iktidarsızlık bekler.

• Çok fazla kilosu yok, bakıyorsunuz normal, ama karnı şiş. Bu hastalarda kolesterol miktarları, LDL kötü kolesterolü yüksektir, iyi kolesterolleri ise daha düşüktür.

• Ve Trigiliserit de yüksektir. Bunlarda gece uyku apneleri gelişebilir. Çünkü karın şişken yatay pozisyona geçildiğinde akciğerler solunum kapasitesini azaltır ve geceleri solunum durmaları oluşabilir.

• Erkeklerde karın obezitesi daha fazla. İnsülin fazlalığı sonucu damarlarda da kasılma oluyor. Hipertansiyona da yol açıyor. Bunların sempatik aktivitasyonları, adrenalin hormonları fazla.

• Heyecan ve korku ile artan hormonlar yüksektir. Bunun anlamı; sinirli ve çarpıntılı olurlar. Göbeği olan kişiler öfkelerini aniden dışa vurmaya daha yatkındır.

• Tuza karşı çok hassas olurlar. Tuzlu yedikleri zaman ayakları, bilekleri şişer. Tansiyonları yükselir, hipertansiyona açık yaşarlar.

• Türk ev kadınlarının beli ortalama 90 santimetre. Çalışan kadınların da bel çevresinin 80 santimetre dolayında. Buna göre ev kadınlarının ciddi bir obezite sorunu var. Ev kadınlarının hünerli elleri bellerinin geniş olmasına neden oluyor.

• Diyabet hastalarının yüzde 83′ünde kilo fazlalığı veya obezite görülüyor, neredeyse tüm diyabetliler obez. Diyabezite diye bir kavram gelişiyor. Diyabet ve obezite birlikte. Obezitenin artışı diyabet hastalığını artıyor.

• Neredeyse tüm diyabetikler obez gibi görünüyor. Kolestrol likit bozukluğu diyabetlilerde yüzde 77 olarak görüldü.

• İlk ve en önemli husus, mezuranın bele mutlaka göbek deliğinin üzerinden dolanması. İkinci önemli nokta ise ölçüm yapılırken derin nefes alınıp karnın mümkün olduğunca düz hale getirilmesi.

• İnsanlar vücut kilolarını takip ediyor ama bazen diyet yaptıklarında kilo vermediklerini görüyorlar. Çünkü spor yaparsanız kilonuz değişmeyebilir ama bel çevreniz incelir.

• Daha sağlıklı ve kaslı bir vücuda kavuşursunuz. Kilo verememek, moral bozukluğuna neden olmamalı. Çünkü biyoloji her zaman iradeyi yener. Katı irade başarılı olmaz. Unutmayın kas, yağa göre 50 kat fazla kalori yakar.

• Çok dar bir kot pantolon giyiyormuş gibi karnınızı içeri çekin ve kalça kaslarınızı kasın. Başınızın tam tepeden bir iple tavana doğru çekildiğini hayal edin, o halde kalın.

• Hem doğru duruşu yakalarsınız hem de enlemesine karın yani destekleyici bel kaslarınızı çalıştırırsınız. Bunu asansörde, kuyrukta, işyerinde ve yolda yürürken yapın.

●Yemeyi otomatik hale getirmek için, günde bir öğünü değiştirin ve aynı yiyecekleri farklı öğünlerde kullanın.

●Kendinizi sürekli tok hissetmek için gün boyunca, ama azar azar yiyin.

●Doyma sinyalinin beyninizden midenize gitmesine izin vermek için, öğünden önce biraz sağlıklı yağ yiyin (bir kaç tane kuruyemiş gibi); böylece öğün sırasında aşırı yemezsiniz. Sabahları öğleden sonraki açlık duygusunu bastırmak için lifli besinler yiyin.

●Obezlik etkisine karşı savaşan yiyecekler yiyin; yeşil çay, Omega-3 yağ asidi (balıkta ve cevizde bulunur), kahve, sebze ve meyve bu konuda idealdir.

●Bel ölçüsü kontrolünde etkili olan iki baharat gösterilmiştir; kırmızı biber ve tarçın. Acı biberde bulunan ‘capsaicin’ maddesi metabolizmayı hızlandırır ve iştahı keser.

●Yemekten önce bir-iki bardak su için. Açlık sinyali olarak algıladıklarınız, aslında susuzluk sinyali olabilir.

●Açlığınızı bastıracak acil durum yiyeceklerini el altında bulundurun; havuç, elma veya nane şekerleri gibi.

●Açlığınızı 1 ve 7 arasında değerlendirin (1 çok aç, 7 tıka basa tok olarak). 3 ve 4 arasında kalmaya çalışın; gün boyu ortalama miktarlarda yiyin.

●Öğünlerinizde 20 santimetrelik tabaklar kullanın. Daha küçük yemek tabakları, daha az porsiyon demektir.

• İncecik bir bele kavuşmak istiyorsanız, sırrı baharatlarda. Salataya atılan adaçayı, biberiye ve kekiğin ideal bel ölçüler için iyi bir adım. Bunlar hücre koruyucu ve yağ yakıcı özelliğe sahip. Aynı zamanda kansere karşı koruma sağlıyor.

• Enginar, kırmızı pancar, brokoli, sarımsak, pırasa, turp ve ıspanağın sağlık için en önemli sebzeler.

• Gergin, sıkı şekilli bir karın ve ince bel için doğru beslenmek ve egzersiz yapmak şart.

Gergin, sıkı şekilli bir karın ve ince bel için doğru beslenmek ve egzersiz yapmak zorunluluk.

Sırtınız için en iyi egzersiz

• Yüz aşağı düz bir şekilde yere uzanın. Ellerinizi isterseniz çenenizin altına veya hareketi rahatça yapmanıza yardımcı olacak şekilde serbestçe yerleştirin. Sırt kaslarınızı hareket ettirecek şekilde 30 -35 derece yerden geriye doğru kalkın.

• Ağırlaşıncaya, kendinizi taşıyamayıncaya kadar bu şekilde bekleyin. Bu sırt ve karın kaslarınızı güçlendirir, sırt ağrılarınızı daha azaltır ve sırt incinmelerinden sonra da önerilir.

En kötü hareket

• Ayakta bedeninizi sağa sola çevirerek, ses çıkartmasını sağlamak, esnetmek, zıplamak hatalı. Bu göğüs kafesinizin incinmesine, omur üzerinde baskı oluşmasına veya yeni sırt ağrılarına neden olabilir.

• Masa başında yapabileceğiniz en iyi egzersiz bacak egzersizi. Bu egzersiz sadece karnınız için değil ancak bunu etek giydiğiniz de yere uzanmak zorunda kalmadan bile yapabilirsiniz.

• Öncelikle kolsuz bir sandalye de dik oturun. Nefesinizi verirken dizinizi çenenize doğru kaldırmaya çalışın. Bu sıra sırtınızı sandalyeye yaslayabilirsiniz. Yorulduğunuzu hissettiğinizde bacağınızı yavaşça indirin.

En kötü hareket

Biçimsiz bir şekilde vücudunuzu zorlayarak dosyaya uzanmak veya birşey almaya çalışmak.

• Ayağınızı, dizlerinizi, bileklerinizi düz tutarak sırt üstü yere uzanın. Ellerinizi başınızın altına koyun ve gövdenizi bacaklarınızı sabit kalacak şekilde kıvırın. 3 sn yukarı kalkın, 1 sn kadar bekleyin ve 3 sn sırtınızı yere koyun. Bu hareketi 1 ile 5 kez rasında tekrarlayın.

• Bir artırarak 6 ila 10 arasında, iki artırarak 11 ile 15 arasında ve üç artırarak 16 ve daha fazla mekik hareketi yapın.

50′den fazla yapmayın!

• 50 tekrarın sonuçlarını göremiyorsanız 100 veya 200 defa yapmanız size yardımcı olmaz. Kalite önemli sayı değil, karın bölgenizin gergin olması önemli.

• Uyduruk bir şekilde yapılan 50 mekik yerine çok iyi şekilde yapılan 10 mekik daha faydalıdır. Yeni hareketler eklemeksizin ilerleme kaydedin. Her 6 hafta sonunda karın egzresizinin farkını göreceksiniz.

• Bacaklarınızı karına doğru kıvırmak karın bölgesi için en iyi egzersiz. Bacaklarınızı sandalyede, yatakta veya havada tutarak yapacağınız kıvrılma hareketleri çok etkili olabilir.

• Sırt üstü uzanın, bacaklarınızı bir sandalyenin üzerine düz şekilde yerleştirin. Baldırlarınız dik, kalçalar sandalyeye yakın olmalı. Bu hareket karın bölgenizi, kalça ve baldır kaslarınızı çalıştırır.

• Yavaş yavaş sırtınızı yerden 30 derece yukarıya kaldırın ve bekleyin, daha sonra tekrar yavaşya sırtınızı yere bırakın. Bu harekete alıştıktan sonra bacaklarınızı kaldırarak havaya dikin ve bekletin.

• Ters mekik bel çizgisini orta çıkarmak için yapılacak en iyi egzersiz. Yere uzanın, ayaklarınızı dik olarak kıvırın. Dirsekleriniz dışarıda kalacak şekilde elinizi başınızın arkasına koyun.

• Sağ omuzunuzu sol dizinize doğru kaldırıp bükülmeye çalışın. Dirseğiniz kulak hizanızda durmalı, önünüzde değil.. Başınızı veya boynunuzu elinizle desteklemeyin. Ağırlaşıncaya kadar bekleyin. Hareketi diğer taraf için de tekrarlayın.

Göbeği zayıflatmak için…

• Ters bükülme.. Bu hareket karın bölgesindeki yağların azalmasını sağlar. Sırt üstü uzanın, ellerinizi yana, avuç içiniz yere bakılı şekilde yerleştirin. Kalçalarınızı ve dizlerinizi 90 derece oluşturacak şekilde kaldırın.

• Baldırlarınız dik, bacaklarınız havada dursun. Bel kaslarınıza yüklenerek kalçanızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın ve bu şekilde bekleyebildiğiniz kadar bekleyin. Bacaklarınızı dik tutmakta zorlanabilirsiniz. Daha sonra ağrılarınız azalacak ve sonuçlarını göreceksiniz.

Uyku posizyonu nasıl olmalı?

En iyi egzersiz:Sırt üstü yatın. Bu şekilde uyurken sırtınızın kıvrılmasını önlemek için dizlerinizin altına yastık koyun. Sırt ağrılarından korunmak için düzenli olarak bunu yapın. Aynı zamanda karın kaslarınız da sağlığını koruyabilir.

Kötü egzersiz:Yüzü koyun yatmayın. Bu pozisyon sırtınızın bükülmesine neden olur. Bu şekilde her gece 8 saat yattığınızda sırt ağrılarınızdan kurtulmak için egzersiz yapmak zorunda kalırsınız.

Yanlış beslenme kansere yol açabilir

Yazan: admin 12 Ekim 2009  
Kategori: Sağlıklı beslenme

yanlış beslenme

Kansere yakalanmayla yeme alışkanlığı arasındaki ilişkinin kuvvetli lduğu ortaya çıktı.

Kanserin oluşumunda sigara içmek kadar beslenme alışkanlıklarının da etkisi büyük. Oysa bu besinleri doğru seçerek de kanser riskini önlemek çok zor değil.

Dünyada en önemli ölüm nedenlerinden biri kanser hastalığı. Sebebi sanıldığı gibi sadece genetik faktörler değil. Aynı zamanda sigara tüketimi ve yanlış beslenme de kansere yol açabiliyor. Hatta uzmanlar tüm kanserlerin yüzde 35 oranında besinler ve akciğer kanserinin yüzde 80-90’ının sigaradan oluştuğunu söylüyor. O halde kanserden korunmanın birinci yolu sigarayı bırakmak, ikincisi ise doğru ve dengeli beslenmek. Beslenmenin risk oluşturduğu kanser türleri yemek borusu, mide, kolon ve rektum, karaciğer, pankreas, böbrek, meme ve prostat.

Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatoş Özcan “Kansere yakalanmayla yeme alışkanlığı arasındaki ilişki kuvvetli” diyor ve ekliyor: “İnsanın yediklerini kontrol etmesi, kansere yakalanma riskini azaltabilir. Gençliğinde sadece doyma amacıyla beslenenler, genellikle 35-40 yaşından sonra hatalı beslenmenin cezasını çekmeye başlar. “Yaşamak için yemeli” ilkesi gerektiği kadar enerji, protein, vitamin ve minerallerin alınması anlamına gelir.”

Besinler ve Kanser

Peki yediklerimiz kansere nasıl neden olabiliyor? Besinler sindirilmek için bir dizi reaksiyona uğruyor. Bu sırada “serbest radikaller” adı verilen ve hücreyi oksidasyonla hasara uğratan oksidanlar oluşuyor. Sonrasını Fatoş Özcan şöyle anlatıyor: “Vücudun bu zararlı maddelere karşı savunma sistemi (bir anlamda “bedenin silahlı kuvvetleri”) vardır ve bu sistem enzimlerdir. Enzimlerin etkinliğini sağlayan maddelerse “antioksidant” olarak bilinir ve antioksidanlar vücuda doğal olarak besinlerle alınır. Besinlerdeki A, C, E, B2, B6 vitamininin yanı sıra folik asit, selenyum, çinko, mangan ve bazı proteinler gibi vitamin olmayan antioksidanlar da enzim sistemlerinin etkisini arttırır. Bu grup antioksidantlar yeterli ve dengeli beslenme çerçevesinde alınırlarsa yararlı olurlar. Tuzun iyotlu olması önerilir. Ayrıca flavonoidler, kükürtlü maddeler, koku ve tat veren maddeler, protez engelleyiciler, kanserden koruyan zel maddelerdir. En çok sebze, meyve, kurubaklagil ve soğan, sarımsak ve kuruyemişlerde bulunur. Tüm antioksidantlar ve çok posalı gıdalar kanser riskini azaltırken, yağlı ve posasız besinler bu riski arttırır. Yağın kanser riskini arttırması yağ alınmayacağı anlamına gelmez. Anti-kanser grupta bulunan vitaminlerin vücuda alınması ve gerekli hormon yapımı için yemek ve salatalarda mutlaka zeytinyağı, soya, mısırözü gib yağ karışımları kullanılmalıdır.”

Katkı Maddeleri Zararları

Yaşam tarzlarının değişmesine bağlı olarak hazır gıdaların daha çok tüketildiği bir gerçek. Bu gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracağı ise henüz bilinmiyor. Katkı maddeleriyle ilgili dikkat çekilen önemli noktalar var: Buna göre örneğin katkı maddelerinin en çok kullanıldığı gıda yağlar olarak tanımlanıyor. Acımayı önlemek için E vitamini ve BHT, renk verici olarak da karotenoidler kullanılıyor. Hazır çorba, et-tavuk suyu içine katılan M.S.glutamat adlı madde bebekler ve tuzu az alması gerekenler için sakıncalıdır. Renk ve dayanıklılık için et ürünlerine nitrat, küflenmeyi önlemek için meyve sularına sorbat tuzları eklenyor. C vitamininden zengin doğal besinlerle birlikte, işlenmiş besinleri daha az ve seyrek tüketirsek katkı maddelerinden korunmaya gerek yoktur.

Alkol ve alkollü içecekler özellikle sigara ile birlikte içildiğinde ağız, baş, boyun ve kolorektal kanser türleri riskini artırıyor. Yağlı ve yaşlı hayvan etlerinde, tuzlanmış veya tütsülenmiş ya da nitrit ve nitrat eklenmiş etlerde, salam, sosis, sucuk ve hamburger gibi hazır gıdalarda kanser yapıcı kimyasallar daha çok biriktiğinden kanser oluşma riski daha fazla. Kanserden korunmak için içlerinde mineral, vitamin, posa ve antioksidant barındıran sebze, kurubaklagiller, meyve, kuru yemiş, yumurta ve yağı azaltılmış süt, peynir ve yoğurdu daha çok tüketmek gerekiyor.

Bunların besin değerini korumak için ise bazı kurallara uymak gerekiyor. Örneğin sebzeler suda bekletilmeden önce, vitamin kaybını engellemek için yıkanıp sonra doğranmalı ve yağda kızartılmamalı. Kurubaklagiller iyice yıkandıktan sonra haşlama suları dökülmemeli. Taze meyveler iyice yıkanmalı, kesildikten sonra bekletilmemeli. Etler, hafif sıcaklıkta uzun sürede pişirilmeli. Besinler nemli ortamda saklanmamalı.

Kanser Riskini Azaltan Anti Oksidanlar

1. Avitamini ve Karotenoidler
2. B Vitaminleri
3. C Vitamini
4. E Vitamini
5. D Vitamini

Kaynağı

1. Yeşil sarı meyveler, karaciğer, süt yağı, yumurta sarısı, havuç, kayısı, bal kabağı, domates, protakal, greyfurt

2. Tahıl ürünleri, bulgur, maya, karaciğer, et, yumurta, süt ve ürünleri, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler

3. Taze sebze ve meyveler (Kuşburnu, maydanoz, tere, roka, karnabahar, turunçgil, portakal, greyfurt, mandalina, limon, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates, çilek, patates)

4. Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı, sebzeler, fındık, fıstık, ceviz gibi kuru baklagiller, et, süt, yumurta

5. Balık yağı, karaciğer, yumurta sarısı, süt, düzenli güneşle temas

Yararları

1. Solunum ve yemek borusu, idrar yolları, mide, prostat, akciğer ve kolerektal kanser riskini azaltır. Reaktif türleri etkisizleştirerek kanser oluşum riskini azaltırlar.

2. Yeterli düzeyde alımı vücudun savunma sistemlerini iyi çalıştırır. Böylece mikropları etkisiz hale getirir. Ayrıca yeni oluşmuş kanser hücrelerinin çabuk tahriş olmasını sağlar.

3. Solunum, yemek borusu, mide, kolektara kanserleri önler. Vücuda giren kimyasal kanserojeni etkisiz hale getirir.

4. Toksik maddelerin etkisini azaltır. Yağların oksidasyonunu ve hücrenin oksijenli bileşiklere tahribini önler. Kanser oluşum riskini azaltır.

5. Kemik kanseri riskini azaltır. Yağların oksidasyonları ve hücrenin oksijenli bileşiklere tahribini önler.

Zararları

1. Fazla alımı, yağda eriyen vitaminlerden olduğu için vücutta toksik etki yapar.

2. Fazla alımı kanser oluşumunu önlemez.

3. Normalde fazla alımı, suda eridiği için idrarla atılacağından fonksiyonel değildir.

4. Yağda eriyen tüm vitaminler giib fazlası zararlıdır.

5. YOK

Öneri

1. Sigara içen erkeklerde ek A vitamini verilmesi akciğer kanserinin önlenmesine yardımcı olur.

2. Özü alınmamış tahıllardan yapılantahıllar ( Kepek, çavdar, yulaf, bulgur ) önerilir.

3. Sigara içenler günlük C vitamini gereksiniminden daha fazlasını alırlarsa kanser riski azalır.

4. Toksik maddelere fazla teması olanlar, sigara içenler gereksiniminden fazla E Vitamini alabilirler.

Günlük beslenme ile D vitamini ihtiyacı karşılanmaz. Yeterli kalsiyum alımı ile düzenli güneşlenme önerilir. Derinin aşırı ve bir seferde güneşte yanması, D vitamini etksinin kaybolmasına ve deri kanseri riskinin artmasına neden olur.

Kaynak: Superonline

Sonraki sayfa »