Kozmetik test ürünlerine dikkat!

Yazan: admin 30 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

Kozmetik test ürünleri

Kozmetik test ürünleri birçok cilt ve alerjik hastalıklar ile enfeksiyonlara neden olabiliyor.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, Kozmetiklerin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılmasının, mikropların ve bu yolla hastalıkların yayılmasına yol açan çok ciddi bir sorun olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yorulmaz, yaptığı açıklamada, alışveriş merkezlerinde müşterilerin denemesi için üretilen kozmetik ürünlerini birden fazla kişinin kullandığını söyledi.

Deneme ürünlerinin bedava olması nedeniyle bazen abartılı şekilde de kullanılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, bunların birçok cilt ve alerjik hastalıklar ile enfeksiyonlara neden olabildiğini belirtti.

Prof. Dr. Yorulmaz, kozmetiklerin yapımında 5 binin üzerinde madde kullanıldığını, bunların insanların cildini temizlemek, vücut veya yüzün görünümü, kokusu, yumuşaklığı, parlaklığı gibi çeşitli özelliklerini değiştirmek amacıyla kullanıldığını belirtti.

Kozmetiklerin içine daha uzun süre kullanılabilmesi amacıyla koruyucu maddeler de katıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Yorulmaz, bu koruyucuların da en sık sağlık sorunlarına yol açan maddelerden olduğunu, markasız, nerede ve kim tarafından üretildiği belli olmayan çok ucuz kozmetiklerde bu maddelerin kullanıldığını kaydetti.

Kaliteli kozmetiklerin ciddi sağlık sorunlarına yol açma riskinin düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle dedi:

“Ancak bazen en kaliteli kozmetikler de duyarlı kişilerde bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunlar arasında alerji, dermatit, enfeksiyon, gözlerde tahriş, çizilme, bu çizilmeye bağlı olarak enfeksiyon gelişebiliyor. Eğer bu enfeksiyonlar tedavi edilmezse ülser, hatta körlük bile ortaya çıkabilmektedir.”

Prof. Dr. Yorulmaz, sprey kozmetik ürünlerinin solunmasının da akciğerlerde hasara yol açabileceğine dikkati çekti.

Prof. Dr. Yorulmaz, ciltteki kozmetik ürünlerinin yatmadan önce mutlaka temizlenmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

“Kozmetiklerin ya da kozmetikleri uygulamak için kullanılan fırça, pamuk, sünger gibi araçların birden fazla kişi tarafından ortak kullanımı, kişiler arasında mikropların ve bu yolla hastalıkların yayılmasına yol açan çok ciddi bir sorundur. Eğer fırçalara tükürük, kan gibi vücut salgıları bulaşmışsa risk çok daha büyük boyutlara ulaştırmaktadır.”

Test ürünlerinin bedava olduğu için abartılı olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle konuştu:

“Kozmetikler yakınlarımız dahil hiç kimse ile ortak kullanılmamalı ve kullanmadan önce eller su ve sabunla iyice yıkanmalı, kozmetiğin uygulanacağı vücut bölgesinin temizlenmiş olması ve kozmetiği uygulamak için kullanılan sünger, pamuk gibi araçlar tek kullanımlık olmalı, fırçalar ise mutlaka temizlenmiş olmalı, sık sık değiştirilmelidir.

Gözlere, göz kapaklarına ya da kirpiklere, özellikle araç kullanırken, otobüs, tren, uçak gibi taşıtlarla yolculuk sırasında kozmetik uygulamaya çalışılmamalıdır. Aksi halde gözde çizilmelere, yaralanmalara, buna bağlı olarak enfeksiyonlara, ülserlere hatta körlüğe yol açabilir. Kullandıktan sonra kozmetiklerin kapağı sıkı biçimde kapatılmış olmalı ve etiketinde önerildiği şartlarda saklanmalıdır.”

Kozmetikleri güneş ışığından ve sıcaktan korumak gerektiğini, güneş ışığı ve ısı kozmetik içindeki koruyucu maddelerin bozulmasına ve kozmetiğin ömrünün kısalmasına neden olduğunu bildiren Prof. Dr. Yorulmaz, özellikle otomobillerin içinde kozmetiklerin uzun süre sıcakta kalmamasına özen gösterilmesi ve spreylerin yaz sıcağında ısı etkisi ile patlayabileceği akıldan çıkarılmaması gerektiğini söyledi.

Kozmetiğin uygulanacağı bölgenin de sağlıklı olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, şu bilgileri verdi:

“Enfeksiyon, ciltte yara, sıyrık varlığı, hastalık tehlikesini artırmaktadır. Bir kozmetik kullanıldıktan sonra herhangi bir sağlık sorununa yol açmışsa tekrar kullanılmamalıdır. Eğer etiketinde özellikle önerilmemişse kozmetiğin içine su ve bunun gibi herhangi bir madde ilave edilmelidir. Bir kozmetiğin rengi, kokusu, kıvamı gibi görünen özellikleri değişmişse asla kullanılmamalı, derhal atılmalıdır.

Kozmetikler, etiketinde hangi vücut bölgesi için kullanımı önerilmişse o bölge için kullanılmalıdır. Etiketi mutlaka çok iyi okumak gerekir. Son kullanma tarihi, saklama koşulları, kullanım talimatı gibi çok önemli konular burada yazılıdır. Özellikle çocuklar için üretilmiş olanların dışındaki kozmetikler çocuklar için ciddi risk taşıyabilir, bu nedenle çocukların erişemeyeceği yerde saklanmalıdır. Kozmetiklere bağlı sağlık sorunları için mutlaka bir hekime muayene olup onun önerilerini uygulamak gereklidir.”

Kaynak: AA

Kalp krizi anında aspirin çiğneyerek yutun

Yazan: admin 30 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık

Kalp krizi

Bu hiç benim yaşadığım bir ağrı değil” diyorsanız kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz.

E.Ü Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Hasdemir, Türkiye’de her üç dakikada bir, bir kişinin kalpten öldüğünü belirterek, kalp krizi geçirdiğinden şüphelenenlere, iki aspirini çiğneyerek yutmasını ve hemen 112′nin aranmasını tavsiye etti.

Antalya’da düzenlenen 5. Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi’ne katılan Doç. Dr. Can Hasdemir, ani ölümlerin en sık görülen nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğunu bildirdi.

Damar sertliğinin kalp krizine yol açtığını ve ani ölümleri doğurduğunu kaydeden Doç. Dr. Hasdemir,şöyle dedi:

“Türkiye’de her üç dakikada bir kişi kalpten ölüyor. Birileri bir yerlerde damar sertliği nedeniyle ölüyor. Bu damar bir gün çatlıyor. O çatlama sonucu damar tıkanıyor tümüyle. Kalp krizi gelişmeye başlıyor ve kalp krizinin ilk saatlerinde ritim bozukluğu oluşuyor ve aniden insanı öldürüyor. En sık ani ölüm nedeni bu.”

Damar sertliğinin sigara kullanma, şeker hastalığı, ailesel faktörler gibi birçok nedeni olduğunu, bu rahatsızlığın genellikle 40 yaşın üzerinde görüldüğünü belirten Doç. Dr. Hasdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu anda tüm dünyada ve Türkiye’de onlarca insan ölecek bu nedenden. Genç yaşta bu hastalıktan ölmemek için sigara içmemek gerekiyor. Tansiyonun en az yılda bir defa sağ ve sol koldan ölçülmesi gerekiyor. Şekerin kontrol altında olması lazım. Birinci derece akrabalarda, yani anne, baba ve kardeşlerde genç yaşta aniden ölen varsa, özellikle 60 yaşından önce yatağında ölü bulunduğu gibi bir durum varsa, riskin belirlenmesi için bir kardiyoloğa danışmakta fayda var.”

Gençlerdeki ani ölümlerin ise daha çok doğumsal olarak kalpteki yapısal bozukluktan kaynaklandığını ifade eden Doç. Dr. Hasdemir, şunları söyledi:

“Kalp duvarı kalın ya da ince olan insanlarda ani ölüm görülebilir. Çarpıntısı olan ve birinci derece akrabalarında ani ölüm görülen insanlar, mutlaka kardiyoloğa başvurmalı. Sporcuların, otobüs şoförlerinin, pilotların yani risk taşıyan insanların mutlaka kardiyolog kontrolünden geçmeleri lazım.”

Kalp krizi geçirenler için ilk iki saatin çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hasdemir, şöyle dedi:

“Göğüs ağrısı başlayan bir kişi, ‘Bu hiç benim yaşadığım bir ağrı değil’ diyorsa kalp krizi geçiriyor olabilir. Bu şüphe varsa iki aspirin çiğneyerek yutulmalı ve hemen 112 aranmalı. Aspirin, çocuk aspirini de büyük aspirini de olabilir. Aspirin kanın sulanmasını sağlar.”

Bitkisel ürünlere dikkat edin

Yazan: admin 30 Eylül 2009  
Kategori: Bitkisel ürünler, Sağlıklı beslenme

Bitkisel ürünlere dikkat

Şifalı olarak bilinen bazı bitkisel ürünler, çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Prof. Dr. Ekrem Aktaş, kelliğe karşı ”yılan yağı” ile istenmeyen tüylere karşı ”karınca yumurtası yağı” kullanılmasının hiçbir bilimsel geçerliliğinin olmadığını bildirdi.

Prof. Dr. Aktaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tıbbi ilaçların geliştirilmesinin uzun yıllar aldığını ve çeşitli testlerden geçtikten, binlerce kişi üzerinde denendikten sonra piyasaya sürüldüğünü söyledi.

Piyasada çeşitli isimler altında satılan ve hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan ilaçlara itibar edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aktaş, şöyle devam etti:

”Halk arasında kelliğe karşı kullanılan yılan yağı ile istenmeyen tüylere karşı kullanılan karınca yumurtası yağının hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur. Bu tür tedaviler tıpta incelenmeden, araştırılmadan, binlerce kişi üzerinde denenerek değerlendirilmeden, ‘ben sürdüm iyi geldi, komşudan aldım iyi geldi, amcam kullandı, dayım kullandı iyi geldi’ gibi söylemlerle insanları kandırmak doğru değildir. Uydurma, ebelerimizden, dedelerimizden kalma, bilimsel geçerliliği olmayan tedavilerle insanların kandırılması çok yanlış ve üzücüdür. Bunlar memleketi gerileten sistemlerdir. Millet aya giderken biz karınca yumurtasıyla yılan yağıyla uğraşmamalıyız.”

Prof. Dr. Aktaş, halk arasında şifalı olarak bilinen bazı bitkilerin de çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirterek, bu tür bitkilerin kullanımına da çok dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

Kendilerine ”kocakarı” ilaçlarının verdiği zararlar nedeniyle başvuran hastalar olduğunu bildiren Prof. Dr. Aktaş, şu bilgileri verdi:

”Örneğin bir hasta dizindeki ağrıya karşı bir ot kullanmış. Bu ot bacak derisini yakarak kemik ve tendonları görünür hale getirmiş. Hasta ‘Aman doktor bey dizimin ağrısından vazgeçtim benim yaramı iyileştir, perişan oldum’ diyor. Hipokrat ‘önce zarar verme’ diyor. Önce hastaya zarar vermeyeceksin. Çoğu hastalık kendi kendine iyileşir ya da belirli bir şiddette devam eder. Hastasına zarar vermeyen doktor büyük doktordur, ama faydalı olan doktor daha büyük doktordur. Büyük doktor olmak istiyorsan önce zarar verme, faydalı olmaya çalış. Verdiğin bir maddenin iyi geldiğini sanıyorsun, ama bakalım iç organlara ne kadar zarar veriyorsun? Bağırsaklarını, karaciğerini, böbreğini acaba harap ediyor musun? Bunu biliyor musun? Bunun incelenmesi lazım. Bu tür şeyleri televizyon reklamlarında da görüyorum.”

Kaynak:Superonline

Fesleğenin faydaları

Yazan: admin 29 Eylül 2009  
Kategori: Bitkisel ürünler, Sağlık

Fesleğen

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, fesleğen başta romatizma ve eklem ağrıları olmak üzere bronşit, astım ve cilt hastalıkları gibi birçok hastalığı geçirmede çok etkili bulundu.

Türkiye ve Avrupa’da yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılan fesleğenin yararları üzerine araştırma yapan İngiliz bilim adamları fesleğenin güçlü bir anti-inflamatuar oluşunu bitkiye farklı kokusunu veren yağından kaynaklandığını belirttiler.

Fesleğinin birkaç türü bulunduğunu vurgulayan araştırmacılar, aynı etkinin tüm türler için de geçerli olduğunun altını çizdiler.

Manchester’daki İngiliz İlaç Konferans’nda sunulan araştırmaya göre romatizma hastalarına fesleğen yedirildi. Hastaların yüzde 73 gibi yüksek bir oranında şişme ve ağrıların azalıp, yok olduğu görüldü. Fesleğenin bronşit, astım gibi ödem yapan ve insanın yaşam kalitesini düşüren hastalıkları da etkili biçimde azalttığı saptandı.

Ne yazık ki henüz bir fesleğen hapı mevcut değil ama salata olarak yenmesi çok faydalı” diyen araştırmacılar diyetlerde de fesleğen kullanımının kilo vermede etkili olduğunu söyledi.

Domates yiyin mutlu olun

Yazan: admin 28 Eylül 2009  
Kategori: Sağlıklı beslenme

domates

Domates inde çikolata gibi mutluluk hormonunu harekete geçirdiğini biliyormusunuz?

Uzmanlar tarafından domatesin birçok faydasını anlatılırken, özellikle doğal ortamda yetişen kimsayal materyallerden uzak duran kendi doğasında yetişen domateslerin tüketilmesini öneriliyor.

Ziraat mühendisi Ayfer Akbaba ise yaptığı açıklamada, domatesin beslenmedeki olumlu etkilerini vurgulayarak;

“İyi beslenen insanın mutlu insan olduğunu hepimiz biliyoruz. Sağlıklı bir beden, sağlıklı besinler ülkemizde yoğun tempo ile yaşanan sıkıntıların akabinde insanımızın mutlu olma ihtiyacına itiyor. Bazı besinlerinde bu konuda uyarıcı olduğu çok açıktır. Çünkü her besin farklı bir maddeyi, farklı bir materyali en iyi bir şekilde içinde barındırıyor. Çikolata gibi farklı besin türlerinden biriside domatestir. Mutlu olmak istiyorsanız bol bol domates yiyin diye bilirim. Özellikle kimyasal materyalden daha uzak dura bilmiş, kendi doğasında yetişmiş domatesin çok daha açık olduğu açık bir gerçektir. Sağlıklı domatesi sağlıkla yiyin sağlıkla gülümseyin” dedi.

Akbaba, domatesin C ve A vitamini, potasyum ve folik asidin bulunduğu birçok faydalı madde içerdiğini konunun uzmanları her defasında dile getirdiğini belirterek; domatesin gribi önlediğini, cildi koruduğunu, kolesterolü kontrol ettiğini, yaşlanmaya karşı etkili olduğunu, romatizmal sorunları azaltarak, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de sözlerine ekledi.

Tuz zararlımı?

Yazan: admin 28 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık

Tuz

İnsan sağlığının baş düşmanı: Tuz

50 ülkeden 210 tıp uzmanı WHO’nun desteğiyle “Tuza karşı mücadele” adlı bir oluşumu hayata geçirerek aşırı tuzu insan sağlığının bir numaralı düşmanı ilan ettiler

Aşırı tuz tüketiminin kalp hastalıkları, felç, yüksek tansiyon, kemik erimesi, astım ve böbrek taşı oluşumunun başlıca sebeplerinden biri olduğunu kaydeden uzmanlar hem tüketicilere hem de gıda firmalarına “tuzu azaltın” mesajı vermek için kampanya başlattı. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre insanın günlük tuz ihtiyacı yaklaşık 4 gram. En fazla alınması gereken miktar ise 6 gram dolayında. Ancak gelişmiş ülkelerde özellikle hazır gıdalar nedeniyle insanların günde aldığı tuz miktarı 12-18 grama kadar ulaşmış durumda. Bu, insanların bile bile kalp krizi ve felce sürüklenmesi anlamına geliyor. Bu rakamın 3 grama inmesi durumunda dünyadaki felç oranları yüzde 22, kalp krizinden ölenlerin sayısı da yüzde 16 düşüyor. Bilim adamları insanların tükettiği birçok ürünle zaten tuz aldığını kaydederek günlük tuz tüketiminin yüzde 80’inin bu hazır gıdalardan geldiğini, geri kalanının sofra tuzundan alındığını fakat sofra tuzunun kesinlikle masalardan kaldırılmasını tavsiye etti. Gelişmiş ülkelerde her 15 dakikada 1 kişi aşırı tuz tüketiminden kaynaklanan hastalıklar nedeniyle ölüyor.

Tuzlu yiyecekleri herkes sever. Tuza bir kez bağımlılık kazandınız mı, ne tuzsuz yiyeceklerden, ne de tuz yerine konulmuş maddelerle yapılmış besinlerden zevk alabilirsiniz. Tuzlu tatlara bağımlılık çocukluk çağlarından itibaren yavaş yavaş kazanılır. Bir süre sonra da vazgeçilmez bir tutku halini alır. Tuz kullanmayı bir süre erteleyebilirseniz, bedeniniz daha az sodyumla beslenmeye uyum göstermede pek fazla güçlük çekmez. Tuz kullanımını azaltan ve besinler ile aldığı sodyum miktarını sınırlayanların tuzlu tat-lezzet isteklerinde gerileme oluşur. Yapay tuz zararlı mı?
Tuz yerine geçen ürünleri kullanmak, tuzun zararlarından kurtulmanın en kolay yoludur ama tuz yerine geçen maddeler her zaman ve herkes için uygun olmayabilir. Yapay tuzların içerisindeki en önemli madde olan ‘potasyum’ bazı durumlarda ciddi problemler yaratabilir. Böbrek yetmezliği olanların, potasyum birikimine eğilimli sorunu bulunlarının ve potasyum tutucu idrar söktürücüleri kullananların bu tür tuzları kullanmadan önce doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

Fazlası neden yasak

Eğer hem daha az sodyum kullanmak hem de herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaşmamak istiyorsanız tuz yerine seçenek olarak bitkileri ve baharatları denemelisiniz. Özellikle limon ve limon suyu, kaliteli sirkeler ve bazı kurutulmuş baharatlı bitkiler ve kırmızı biber lezzet unsurunu arttırmada, tuza olan özleminizi azaltmada size yardımcı olabilirler.

Vücudunuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı böbreklerinizdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır. Tuzun fazlasını terleme ile de atarsınız. Eğer böbrekleriniz yeterince çalışmazsa fazla tuzu atmakta güçlük çekersiniz. Vücudunuzda sodyum birikir, yüzünüzde, bacaklar ve ayaklarınızda şişmeler meydana gelir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde ‘ödem’ denilmektedir.

Tuzun fazlası sadece ödem yapmaz. Damarlarınızda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıkları ile felç riskinizin artmasına neden olur. Özellikle toplumun yüzde 30’undan fazlasının sodyuma duyarlı kan basıncına sahip olduğunu düşünürseniz hipertansiyon eğiliminizin kanınızda fazla sodyum birikince tetiklenebileceğinden kuşkunuz olmasın!

Lezzet odaklı beslenmede ısrar ederseniz ‘fazla tuzlu beslenme’ tuzağına yakalanma olasılığınız yükselecektir. Özellikle genetik mirasından hipertansiyon riski olan biriyseniz, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi sorunlarınız varsa besinlerle aldığınız tuz miktarını ölçülü tutmaya bakın. kadın güzellik moda

Taze üründe daha az sodyum var

Sodyum içeriği fazla olan besinler hazır ve işlenmiş olarak satılan endüstriel-fabrikasyon besinlerdir. Sebze ve balık konserveleri, peynir çeşitleri, hazır köfte, pizza ve çorbalar, hazır içecekler ve meyve suları sodyumun en önemli kaynaklarıdır.

Beslenirken daha az sodyum almaya karar veriyorsanız ürün etiketlerini dikkatle okumalı, sodyumsuz, çok düşük sodyumlu, düşük sodyumlu, sodyumu azaltılmış’ veya ‘tuzsuz besin’ ibarelerinin ne anlama geldiğini hatırlamalısınız.

Sodyumsuz besinler: Bir porsiyonunda 5 mg’dan az sodyum içerirler.

Çok düşük sodyumlu besinler: Bir porsiyonunda 35 mg’dan daha az sodyum var.

Düşük sodyumlu besinler: Bir porsiyonunda 140-150 mg’dan daha az sodyum bulunan ürünlerdir.

Sodyumu azaltılmış besinler: Sodyum içeriği en az yüzde 25 oranında azaltılmış olan ürünler.

Kanadalı doktorlar tuzu, insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle “1 numaralı halk sağlığı düşmanı” ilan etti.

Halk İçin Bilim Merkezi isimli sivil toplum kuruluşuna üye doktorlarca yapılan Tuzlu Bir Hata isimli araştırmaya göre, tuzun ve içeriğindeki sodyumun neden olduğu ölümler, diğer kimyasallara oranla daha yüksek.

Halk İçin Bilim Merkezi Ulusal Koordinatörü Bill Jeffery, hükümeti ve gıda üreticilerini aşırı sodyum tüketimini dizginlemede daha etkin hareket etmeye çağırdıklarını belirterek, “Gıdalardaki tuz oranını yüzde 75 azaltmak, sağlık sisteminde yıllık 2 milyar dolar daha az harcama ile eşdeğerdir. Tuzun ve başka gıdalarla alınan ilave sodyumun, kardiyovasküler sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinenden daha fazladır. Yüksek tansiyon hastalarının üçte birinin hastalık nedeni tuz ve sodyumdur. İşte biz bu ve daha birçok nedenden ötürü tuzu 1 numaralı halk sağlığı düşmanı olarak ilan ediyoruz” dedi.

Araştırmada, 320 lokantada yapılan incelemelerde, normalde 70 gramlık bir hamburger ya da patates kızartması servisinin içinde 40 miligram olması gereken tuz ve sodyum miktarının, 500 ila 550 miligram olarak saptandığı belirtildi.

Dayak çocukların zeka seviyesinin düşmesine yol açar

Yazan: admin 27 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

dayak

Dayağın çocukların zeka seviyesinin düşmesine yol açtığı belirlendi.

Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisini 40 senedir araştıran ABD’deki New Hampshire Üniversitesinden Murray Straus, sürekli tokatlanan, şiddet gören çocukların IQ seviyelerinin, ailelerince uyarı yoluyla terbiye edilenlere oranla daha düşük olduğunu tespit etti.

Daily Mail’in haberine göre Straus, çocuklarla konuşmanın çocukların beyinlerinin gelişmesini sağladığını, fiziksel cezanın ise çocukları korku içinde bırakarak öğrenme yeteneklerini sekteye uğratabildiğini söyledi.

Yüzlerce Amerikalı çocuk üzerinde araştırma yapan Straus, dayak yiyenlerin IQ seviyelerinin diğer akranlarına oranla 3 ila 5 puan düşük olduğunu belirledi. Bunun yanı sıra bir çocuğun ne kadar çok dayak yiyorsa testlerde o kadar az başarı gösterdiği ortaya çıktı.

Straus, “Çocuklarla konuşmanın beyindeki bağlantılarda ve idrak yeteneğinde artışla ilgisi vardır. Çocuğu eğitmek ve doğruları göstermek için ebeveyn ne kadar az fiziksel ceza uygularsa sözlü iletişime o kadar ihtiyaç duyulur. Dövülmek ve tokatlanmak, çocuğun hayli yüksek stres altında kalmasına yol açan tehdit edici ve dehşete düşürücü bir şeydir. Korku ve stres zihinsel yetenekte kusurlara yol açabilir” dedi.

Araştırmasında 32 ülkedeki çocuklar arasında karşılaştırma yapan Straus, ebeveynlerin fiziksel cezaya daha meyilli oldukları ülkelerde çocukların IQ’sunun daha düşük olduğunu belirledi.

Kaynak:AA

Bilgisayar gözü bozarmı?

Yazan: admin 27 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık

Bilgisayar gözü bozarmı

Bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla monitör karşısında fazla kalan insanların gözlerinin bozulacağı inancının yanlış olduğu belirtildi.

Uzmanlar, bilgisayarın gözleri bozmazdığını, sadece var olan göz hastalıklarını daha çabuk açığa çıkardığını ifade ediyor.

Göz Hastalıkları Uzmanı Operatör Dr. Ali Karataş, bilgisayar kullanımı sırasında gözlerin; monitör özelliği, kullanıcının pozisyonu, odanın aydınlatması, ekrandaki ışık yansımaları gibi etkenlere bağlı olarak az ya da çok etkilendiğini söyledi.

Dr. Karataş, ev ve ofiste yaygın olarak kullanılan bilgisayar monitörlerinin pek çok kişide göz yorgunluğu, göz ve çevresinde yanma, ağrı, batma, kuruluk hissi, kaşıntı, kızarıklık, sulanma, bulanık görme, odaklanma zorluğu, kısık bakma, ışığa duyarlılık, göz kapaklarında iltihap, kepeklenme, baş ağrısı gibi rahatsızlıklara yol açtığını belirtti.

Bilgisayar monitörüne bakmanın gözü bozacağı inancının yanlış olduğunu vurgulayan Karataş, “Bilgisayar monitörleri gözleri bozmaz, sadece var olan göz hastalıklarını açığa çıkarır. Bu kusurlar, özellikle yakın mesafeden ve uzun saatler boyu çalışan kişilerde kendini daha çabuk gösterir.” dedi.

Kilo verdirmeyen yalanlar

Yazan: admin 26 Eylül 2009  
Kategori: Diyet

Kilo verdirmeyen yalanlar

Sağlıklı yöntemlerle kilo vermenin zor zanaat olduğu rahatlıkla söylenebilir. Fazlalıklarımızdan kurtulurken kanıksanan birçok yanlış ve tabu da bize köstek olur. İşte bunlardan bazıları …

Aç karnına su içme

Sabah aç karnına mümkünse limon sıkılmış suyun fazla kiloları yakmada etkili olduğu sık sık söylenir. Ancak ne limon, ne maydonoz ne de ceviz suyunun kilo verdirici bir etkisi yoktur. Buna karşılık bol bol içilen suyun açlık hissini bastırdığı ve iştahı kapattığı doğrudur. Ancak litrelerce su içtim diye fazla kilolarınızın kendiliğinden yanmasını beklemeyin.

Mucize sebze ıspanak

Posa, folik asit ve potasyum açısından zengin olabilir, ancak tüm yeşil yapraklı sebzeler gibi ıspanak da demir açısından yeterince zengin değildir. Dolayısıyla diyet sırasında bol bol ıspanak tüketilmesi gerektiği görüşü doğru değlidir. Bir diyet gıdası olarak ıspanak yağsız ve az haşlanmış olduğu sürece uygundur.

Akşam yemek yeme

Akşam yemeklerini hayatınızdan çıkarmak fazla kilolarla mücadenelinzde ne kadar faydalı olur? Bu tamamen kişiye bağlıdır. Önemli olan gün içinde harcadığınız kalori ile aldığınız gıdalarla bedeninize yüklediğiniz enerjinin dengesidir. Gün içinde yaktığından fazla yiyen bir kişinin akşam yemeklerinden vazgeçmesi bir anlam ifade etmez.

Sık ve azar azar ye

Mini mini porsiyonlarla günde beş öğün mü yoksa geleneksel üç ana öğün mü? Bu da uzmanların üzerinde pek anlaşamadığı bir nokta. Kesin olan sık yemenin kan şekerini düşürdüğü, bunun sonucunda da iştahımızın daha kolay kontrol altına alındığı… Ancak diğer taraftan yükselen insülin seviyesi yağ yakımını zorlaştırır. O yüzden önemli olan öğün sayısı değil alınan toplam kalori miktarıdır.

Spor yap

Düzenli olarak spor yapan ve hareket halindeki kişiler, dilediklerini yiyebilir. Maalesef, bu pek doğru değil. Çünkü spor, tahmin edilenden çok daha az yağ yakmamızı sağlar. Bir yetişkin, yarım saatlik bir koşuda yaktığı enerjiyi bir litre birayla yeniden vücuduna yükler.

Terle

Hamama giren zayıflamaz, terler. Ter dediğimiz de aslında sadece sıvı kaybıdır. Hamam çıkışında içtiğimiz bir şişe suyla kaybettiğimiz ağırlığımıza yeniden kavuşuruz…

Kahvaltı yapma

Atlanan sabah kahvaltıları son derece sağlıksız ve fazla kilolarla mücadelede alacağınız büyük bir darbedir. Metabolizmanız düşer, öğle yemeğinde de normalden çok daha fazla yersiniz.

Diyet yemekleri

Diyet ve light etiketli ürünlerden mucize beklemeyin. Bunların daha az yağ ihtiva ettiği doğrudur. Ama aynı zamanda şeker seviyeleri de yüksektir. Daha az yağlı ürün, daha tatsız tuzsudur, ayrıca daha çok yedirir.

Karıştırmayın

Diyet sırasında karbonhidratlarla proteinler asla karıştırılmamalıdır. Başta süt, yoğurt, ekmek, patates gibi birçok besinin bileşiminde hem karbonhidrat hem de protein barındırıdğını düşündüğümüzde, protein karbonhidrat ayrılığının uzun vadede uygulanması olanaksızdır.

İşin özü

En basit yönteme başvurup haplarla zayıflamayı tercih edenler, sağlıksız ve pahalı bir yolu deniyorlar. Unutmayın: Bu hapların tetiklediği aşırı sıvı kaybı, böbrek yetmezliğine yol açabilir. Fazla kilolarımızla mücadelede sihirli reçete olmadığını unutmayalım. İşin özü, dengeli-sağlıklıl beslenme, düzenli spor ve bol su tüketimi formülün uzun vadeli uygulanmasındadır.

Yüksek tansiyonun tedavisi ömür boyu

Yazan: admin 26 Eylül 2009  
Kategori: Sağlık

Yüksek tansiyonun tedavisi

Yüksek tansiyonun ilaç tedavisi ile geçeceği sanılsa da, yüksek tansiyon tedavisi ömür boyu sürer.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen, Türk insanının hala yüksek tansiyonunun farkında olmadığını söyledi.

Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı tarafından Antalya’da düzenlenen “5. Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi”nde, “Niçin 2009′da Hala Hastaların Çoğunda Hedef Kan Basıncı Değerine Ulaşılamıyor” başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Zeki Öngen, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Dünyada hedef kan basıncı olarak kabul edilen 14/9′un altındaki kan basıncına Türkiye’deki çoğu hastada hala ulaşılamadığını belirten Öngen, bunun birkaç nedeni olduğunu ifade etti. Öngün, “Bizim insanımız hala tansiyonunun yüksek olduğunun farkında değil. Her 10 hastadan ancak 4′ü tansiyon hastası olduğunu biliyor. Ayrıca tansiyon hastalığı hakkında bilgileri az. Çoğunluk, bir kutu ilaç içince hastalığının geçeceğini sanıyor. Oysa yüksek tansiyon tedavisi ömür boyu sürer” dedi.

Tansiyon hastalığının, “olmazsa olmazının” hastanın yaşam biçimini değiştirmesi olduğunu hatırlatan Öngün, buna çok az kişinin uyduğunu söyledi. Türkiye’de kişi başı günlük tuz tüketiminin 18 gram, önerilen miktarın ise 6 gram olduğunu vurgulayan Öngen, önerilenin üç katı tuz tüketildiğini ve her 6 gramda tansiyonun 4 derecelik artış gösterdiğini bildirdi.

Türk insanının tansiyon ile şişmanlık arasındaki ilişkiden de habersiz olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Zeki Öngen, kadınların yüzde 70′inin, erkeklerin ise yüzde 50’sinin göbekli olduğunu vurguladı. Öngen sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’de 18 milyon tansiyon hastası var. Yani 30 yaşın üstünde her iki kişiden birinin tansiyon sorunu var. Ancak yüzde 20’si tedavi görüyor. Ayrıca tansiyon hastalarının ancak dörtte biri ilaç kullanıyor.”

Tansiyon hastalığının kontrol altına alınabilmesi için toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini bildiren Öngen, “Bireysel tedavi için de hekimlerin bilgili olması lazım. Hasta eğitine zaman ayırmalılar. Bu da Sağlık Bakanlığı’nın konusu” dedi.

Prof. Dr. Öngen, devlet hastanelerinde performans almak için hekimlerin hasta eğitimine zaman ayırmadığını dile getirerek “O zaman hastalar da tansiyonun ciddiyetini algılamıyor. Ayrıca hekimler bu hastalığın artık tek bir ilaç ile değil 2-3 ilacın aynı anda kullanılmasıyla tedavi edilebileceğini de bilmiyor” diye konuştu.

Doktorların hastaları, doğru aletlerle ev ölçümlerine yöneltmesi gerektiğini ifade eden Öngen, ancak hastaların bunu da takıntı haline getirmemesi gerektiğini söyledi.

Tansiyon ile ilgili toplumda farkındalık yaratmak için ilköğretim okullarında sağlık dersi konulmasını öneren Prof. Dr. Öngen, çocuklara yönelik reklamlara bakıldığında tuz içeriği ve kalorisi çok yüksek ürünlerin yer aldığını bildirdi.

Öngen, ilköğretim okullarında sağlık dersi okutulması halinde, çocukların bu tür besinler tüketirlerse ileri yaşlarda tansiyonlarının çıkacağını bileceklerini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

Sonraki sayfa »