Heidi Klum diyeti

Yazan: admin 31 Ağustos 2009  
Kategori: Diyet listesi

Heidi Klum diyeti

2005 yılından beri İngiliz müzisyen Seal ile evli olan 36 yaşındaki top model Heidi Klum sonbaharda dördüncü çocuğunu doğuracak.

Her doğumdan sonra incecik olmayı başaran ünlü manken doğum sonrası zayıflama sırlarını paylaştı…

Ünlü bir iç giyim firmasının modellerinden olan ve 2. çocuğunu doğurduktan 2 ay sonra podyuma çıkan 36 yaşındaki Heidi Klum, “Doğumdan sonra forma girmek önceliğiniz olursa kilo vermeniz kolaylaşır” dedi.

Dördüncü bebeğini dünyaya getirecek Heidi Klum’dan doğum sonrası zayıflama sırları..

Zayıflamak için korse gibi ürünler kullanmadığını, katı diyetler yapmadığını, yalnızca sağlıklı beslendiğini ve spor yaptığını belirten Klum “Çocuklarımla parka gidip oyun oynuyorum. Normal şeyler yapıyorum. Hiç diyet yapmadım, ancak koltuğa yayılıp abur cubur da yemedim. Sanırım her şeyden biraz yapmak gerekiyor” diyen Klum, “Kendime bu konuda hiç baskı yapmadım, ancak ben hemen forma girmenin daha iyi olacağını düşünürüm. Eğer bunu uzun vadeye yayarsam başaramam gibi hissediyorum. Doğumdan sonra eski durumuma döndüğüm zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Eski giysilerimi giyebilmek beni mutlu ediyor. Bugüne dek bu yöntem hep işe yaradı” diye konuştu.

Sonbaharda 4′üncü kez anne olacak olan ve kız bebek bekleyen Klum, şimdilerde ne giydiğiyle ilgili bir soruya ise, “Şimdi bana modadan söz etmeyin. İçine sığabileceğim bir şey bulduğuma seviniyorum” dedi.

Kalabalık aile
Heidi Klum ve 46 yaşındaki eşi Seal’in biri 3, diğeri ise 2 yaşında olan Henry ve Johan adlı iki oğulları bulunuyor. Klum’un önceki ilişkisinden de 5 yaşında Leni adlı bir kız çocuğu var. Seal, doğumundan bu yana Leni’ye de babalık yapıyor. Küçük kızın biyolojik babasının ise Formula 1 direktörlerinden Flavio Briatore olduğu iddia ediliyor.

Jennifer Lopez diyeti

Yazan: admin 31 Ağustos 2009  
Kategori: Diyet listesi

Jennifer Lopez diyeti

İkiz çocukları olduktan sonra eski formuna kavuşmak için sıkı bir diyet programı uygulayan Jennifer Lopez diyetinin sırrını paylaştı.

Jennifer Lopez, doğumdan bu yana tam 25 kilo verdi. Şu andaki halini çok beğendiğini söyleyen Lopez, güzellik sırlarını In Touch dergisiyle paylaştı.

Doğumundan bu yana zorlu bir süreç geçiren Lopez, “Dikkatli beslenme ve disiplinli bir spor programıyla herkes ideal kilosuna kavuşabilir” dedi. Şu sıralar yeni filminin çekimleri için günde 18 saatini sette geçiren Lopez, “Disiplinimden taviz vermiyorum” dedi.

Haftada ortalama dört gün, bir saat spor yapan Lopez, 10 dakika ısınma hareketleri yaptıktan sonra ağırlık kaldırma, kasları güçlendirme ve mekik hareketleri yapıyor. Lopez, iple egzersiz hareketleri yaparak kol, sırt ve bacaklarını güçlendiriyor. İp hareketlerinde ünlü yıldız ipe tutunarak kendisini yukarıya kaldırıyor. Ayrıca eliptik kondisyon bisikleti de kullanıyor.

* Ünlü şarkıcı her gün bin 400 kalorilik özel bir beslenme programı uyguluyor.

* Kahvaltı
Tam tahıllı undan yapılmış pancake, yanında çilek veya dilediğiniz kadar mevsim meyvesi.

* Öğlen
Rezene ile tatlandırılmış ızgara balık ve yanında haşlanmış sebze.

* Akşam
Tatlı patatesle servis edilen ızgara yağsız bonfile, yanında mantar ile.

* Ara öğün
Diyet için hazırlanan tahıllı bar’lar.

Kansere karşı doğal besinler

Yazan: admin 30 Ağustos 2009  
Kategori: Bitkisel ürünler, Sağlıklı beslenme

doğal besinler

Çağımızın en büyük vebasından korunmak ve onunla savaşmak için en etkin yol doğal besinlerdir.

Flavonlar kansere karşı etkili olduğu kanıtlanan bitkisel koruyucular. Yaklaşık 4 bine yakın meyve, sebze ve bitki türünde bulunuyor. En bol bulundukları meyve ise kara üzüm.

Çağımızın vebasından korunmak ve onunla savaşmak için en etkin yol doğal besinler. Birçok bitki meyve sebze türünün içlerinde barındırdıkları flavonların en bol bulunduğu meyve türü ise kara üzüm.

Günde bir salkım kara üzüm yemenin kanserden korunma konusunda yardımcı olduğu, bu hastalığa yakalananların tedavilerinde de son derece etkin rol oynadığı söyleniyor. Kara üzümde bulunan flavon miktarı 150 cıvarında… Beyaz üzümde ise 30…

DOMATES: Domatesin içinde bulunan likopen ve selenyum özellikle prostat, meme, kolon ve mide kanserinde koruyucu olarak büyük rol oynuyor. Bunun dışındaki bir çok kanser türü için de aynı etkiyi gösteriyor. Hastalığa yakalananların ya da risk

taşıyanların özellikle günde 4-5 domates yemeleri büyük fayda sağlıyor.

HAVUÇ: Domates kadar etkili bir başka sebze ise havuç. İçerdiği betakarontenlerle havuç DNA hasarını önleyici etkiye sahip. Bu bektakarotenler, genellikle kırmızı sebze ve meyvelerde, örneğin havuçta bolca bulunuyor. Betakarotenlerin en önemli özelliği DNA hasarına mani olmaları ve vücudun direncini artırarak bağışıklık sistemini uyarmalarıdır.

FLAVONLAR: Kanserin tedavi ve korunmasında son derece etkili olduğu bilinen bir başka bitkisel madde ise flavonlar. Yaklaşık 4 bin civarında flavon deposu bitki tesbit edilmiş. Bu tür meyve sebze ve bitkileri tüketmek kansere karşı insan vücudunda doğal bir bir kalkan oluşturarak çağın vebasına karşı koruyucu etki oluşturuyor. Bunların aralarında en etkin olanları ise asmalı bitkiler.

SELENYUM: Minerallerden selenyum, prostat kanseri başta olmak üzere bir çok kanser türünden korunmada etkili rol oynuyor. Yapılan araştırmalar yüzde 40 oranında prostat kanserini azalttığını ortaya çıkardı. Bunun dışında rahim, mide, ağız içi kanser türlerinde de etkin olduğu tesbit edildi. Selenyum en az 200 ünite alındığında etkinliği artan bir mineraldir.

C VİTAMİNİ: Meyve ve sebzelerde bolca bulunan C vitamini hem kanserden korunmada, hem de yüksek dozlarda kullanılarak hastalığın tedavisinde barışla kullanılıyor.

OMEGA 3: Özellik Kuzey Denizi balıklarında bol olarak bulunan Omega 3 kanserden koruyucu özelliği saptanmış maddelerin başında geliyor. Başta meme kanseri, prostat kanseri ve kalın bağırsak kanseri olmak üzere koruyucu bir etki sağlıyor. Yeterli Omega 3 tüketilebilmesi içinde haftada en az üç kez balık yemek gerekiyor.

Şişmanlık bulaşıcı

Yazan: admin 29 Ağustos 2009  
Kategori: Sağlık haberleri

Şişmanlık

Şişman arkadaşınız varsa dikkat edin! Çünkü siz de şişmanlamak üzeresiniz demektir. Zira şişmanlık bulaşıcıymış!

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre aşırı kilolu gençler ile bu gençlerin yakın arkadaşları arasında güçlü bir ilişki olduğu ortaya çıktı.

Ekonomi ve İnsan Biyolojisi Bülteni isimli dergide yayınlanan rapora göre, özellikle aşırı kilolu arkadaşları olan 10 ile 20 yaş arası gençlerin de kilo sorunu yaşadıklarını, bunun çoğunlukla bu gençlerin kilolu arkadaşlarını taklit etmeleri ve kilolarıyla dalga geçmelerinden kaynaklandığına dikkat çekti.

Araştırmayı yapan uzmanlar, 2 yıl aralıklarla 5 bin genç üzerinde odaklandı. Uzmanlar araştırmalarında kilolu gençlerin birbirlerini bulduklarına ve sürekli bir arada bulunmaya başladıkları belirtildi. Araştırmada en dikkat çekici nokta ise, aşırı kilolu arkadaşları olan bir çocukta bu durum zamanla kilo almasına neden oluyor.

Uzmanlar örnek olarak ise, “1.75 metre boyunda ve 66 kilo ağırlıkta olan bir genç sağlıklı biri olarak kabul edilir. Ancak bu gencin aynı boyda olan fakat sonradan 3.17 kilogram kilo alan bir arkadaşından dolayı kendisi de belirli bir zaman içinde yaklaşık 1 kilo alıyor.” diyor. Raporda bu boy ve ağırlıkta olanların sağlıklı olmalarına rağmen bunun gençleri obeziteye kadar götürebileceği ifade ediliyor. Araştırmayı gerçekleştiren Hawai Üniversitesi, aşırı kiloluların kendi arkadaşlarına tesir ettiklerini ya da bu arkadaşların mı onlarla birlikte olmak istedikleri konusunda net bir sonuca varamadıklarını açıkladı.

İngiliz uzmanlar ise kilolu gençlerin kötü alışkanlıkları ve bulundukları ortamların önemli olduğu görüşünde. İngiltere Ulusal Obezite Grubu Başkanı Tom Fary, “Eğer bir çocuğun babası aşırı kilolu ise, bu babanın gidip spor yapması çok zor bir ihtimal. Çocuğu da gidip spor yapmaya öğreneceğine onun gibi yemeye alışır. Bazen anne-babalar da çocuklarına kötü örnek olabiliyorlar.” dedi

Sahurda çay içmeyin

Yazan: admin 29 Ağustos 2009  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Sahurda çay içmeyin

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Bingür Sönmez, sahurda çay içilmemesi uyarısında bulundu.

İstanbul Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, idrar söktürücü özelliği nedeniyle gün içindeki susuzluğu artıracağı için sahurda çay ve kahve içilmemesi gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sönmez, kalp hastalığının oruç tutmamak için yeterli bir neden olduğunu, 15 saat boyunca yeterli su alınamamasının tansiyon düşüklüğü, fenalık hissi ile sonuçlanarak kalpte sorunlar oluşturabileceğini kaydetti.

Karbonhidrat Diyeti

Yazan: admin 26 Ağustos 2009  
Kategori: Diyet listesi

56467609

Karbonhidrat Diyeti

Karbonhidrat Diyeti, az karbonhidratlı yiyecekler yiyerek kilo verme yolunda sizi hızlandırması düşünülerek tasarlandı. Hemen başlamak için tek yapmanız gereken aşağıdaki kategorilerden birini seçmek.

1. Yemek yerken başka bir şeyle meşgul olmayın.
İş yemeye gelince, sofraya şuursuzca oturmamak lazım. Böylece aklınız başka şeylerdeyken otomatik olarak gerçekleşen yeme ve atıştırmaları azaltabilirsiniz. Bunu başarmanın iyi bir yolu, yemekte yemekle olur, yemekte gazete okumak, ya da televizyon seyretmekle olmaz. Bunu yapmayı ne kadar sık başarırsanız, fark etmeden yediğiniz zamanları o kadar azaltmış olursunuz.

2. Yavaş yiyin ve her lokmanın tadını çıkarın.
İşte “En iyisini büyükannem bilir” başlığı altında dosyalayabileceğiniz bir ipucu daha. Yediklerinizi yavaş ve iyi çiğnemek ve yediğinizin keyfine varabilmek kilo vermenize yardımcı olabilir. Nedeni şu: Beyin, siz bir şeyleri yedikten 20 dakika sonrasına kadar mideden gelen “Tamam, adam doydu!” mesajını almaz. Bu, CCK (kolesistokinin) hormonunun işini yapıp beyne “bu kadar yeter” mesajını göndermesi için gereken zamandır. Bu nedenle hızlı yiyenler, beyin bu sinyali almadan önce, çoktan onları doyurandan fazlasını yemiş olurlar. Vücudunuzdaki bu mükemmel iletişim ağından faydalanarak, iştahınızı kontrol etme becerinizi arttırmak için önünüzde uzun bir yol var; bunu başarmak için yeterince zaman ayırmanız gerektiğini unutmayın. Ayrıca yavaş ve yediğinizden keyif alarak yemek, kilo almanıza neden olan şuursuzca yemeye karşı da iyidir.

3. Gün içinde yediklerinizin en büyük kısmını, günün erken saatlerinde yiyin.
Adele Davis “Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de yoksul gibi yiyin” derdi. Haklıydı. Yapılan önemli bir araştırmaya göre, kişiler 2000 kalorilik bir sabah kahvaltısı ettiklerinde (gün içinde başka bir şey yemiyorlar) kilo veriyorlar; ancak aynı öğünü sabah yerine akşam yediklerinde kilo alıyorlar. Kan şekeri ve insülin seviyenizi kontrol etmek için yiyeceklerinizi gün içine yayın; ama akşam fazla yemekten kaçının.

4. Her gün kahvaltı edin.
Kahvaltıyı kaçırdığınızda, olabilecek pek çok olumsuz şeyden biri de, bir sonraki öğünde salgılanacak insülin miktarının artmasıdır. Kan şekeri dengesi bozulur. Böylece canınızın bir şeyler çekmesi ihtimali artar. Büyük ihtimalle hiçbir şey yememişsinizdir ve bunu kahveyle maskeliyorsunuzdur. Sabahları iştahsız olan kişilerden biriyseniz, bunun muhtemel nedeni kendinizi doğal olmayan bu yeme şekline alıştırmış olmanızdır. Protein içecekleri bu durumu düzeltmek için iyi bir başlangıçtır. Sabahları aç olmayan kişiler bile bu içeceklerden birini içebilirler, hele de böğürtlen, ahududu, çilek, ya da bir çorbakaşığı fıstık ezmesi gibi ekstralarla tat katılmışsa. Sonunda gerçek yiyeceklerden oluşan bir kahvaltıya geçmeli (her gün kahvaltı edemeseniz bile haftanın çoğu günü etmelisiniz) ve bu kahvaltıda protein ve iyi yağlar olmasına dikkat etmelisiniz. Hala motivasyona ihtiyacınız varsa söyleyelim: Kahvaltıyı atlamakla fazla kilolu olmanın bağlantılı olduğunu gösteren en az yedi araştırma bulunuyor.

5. Her öğünde protein alın.
Her öğünde mutlaka protein olmalı. İdeali atıştırmalıklarda da protein olmasıdır. Proteinin insüline olan etkisi, karbonhidratlara göre daha az olduğundan, daha doyurucudur ve vücutta parçalanıp sindirilmesi için daha çok enerji (kalori) gerekir. Vücut, proteini (ve yağı) ihtiyacı olan bir şey olarak tanır ve bu yüzden midenizden beyninize doyduğunuza dair mesaj gönderen iştah kontrol mekanizması, proteinle iyi işler (ama karbonhidratlarla işlemez). Bir öğünün karbonhidrattan çok protein içermesi sayesinde, kan şekeriniz dengelenir, insülin tepkisi azalır. Yeni bir araştırmaya göre, proteinde bulunan bir amino asit olan lösin, kilo verme esnasında yağ yakarken, kas kütlenizi korumanıza da yardımcı oluyor.

6. Kendi yemeğinizi getirin.
Çoğu müşterimin ortak problemi, oradan oraya koşturdukları ya da ofise tıkılıp kaldıkları için, bir diyet programına nasıl sadık kalacaklarını bilememeleri. Bunun nedeni muhtemelen, tüm dünyanın çabuk ve kolay olan abur cuburla beslenmesi ve tavuğun yiyecek otomatlarına sığmaması. Çevrenizin kurbanı olmayın. Hayatınızın kontrolünü elinize alın. Kendi öğle yemeklerinizi ya da en azından atıştırmalıklarınızı kendiniz hazırlayın. Vücut geliştirenler bunu yıllardır yapıyor, siz de yapabilirsiniz.

7. Su için.
Şaka değil; su, kilo kaybına yardımcı oluyor. Ketojenik bir diyet uyguluyorsanız (Atkins başlangıç aşaması, ya da proteinin gücü birinci aşaması, vs.), keton ve atık ürünleri kaybettiğiniz yağla beraber atmanız gerekir. Ketojenik bir diyet uygulamasanız bile, kabızlığı önlemek, böbrek ve karaciğerin işlevlerini en iyi şekilde kullanmak gerekir (karaciğerin vücutta yağı işleyen bir fabrika görevi gördüğünü ve eğer düzgün çalışmazsa yağ metabolizmasının da çalışmayacağını unutmayın). Günde en az 8 bardak su içmelisiniz ve çoğu fazla kilolu kimse bundan da fazlasını içmelidir.

8. Kahvaltıda somon balığı yiyin. Ya da öğle ve akşam yemeklerinde…
Bu önerilerin hepsi, okuyan herkese uygun olmayabilir; ama eğer bunu yapabilirseniz, semeresini toplayacaksınız. Maalesef çiftlik somonunda, diğer tüm çiftlik hayvanlarında görülen sorunlar var. Balıklar havuzlarda üretilir, tahılla beslenir ve onlara antibiyotik verilir. Bu tahıl diyeti ve hareketsizlik nedeniyle, içerdikleri omega-3 yağı, denizlerde yaşayanlar kadar zengin olmaz. Ancak deniz balıklarında da her zaman için ufak da olsa bir cıva riski vardır. Peki ne yapmalı? Somon yemenin yararları o kadar çok ki, ben bu şartlara rağmen tavsiye ediyorum. Deniz somonu bulabilirseniz bu harika olur; öte yandan bazı konserve olanları da şaşırtıcı derecede sağlıklı ve gayet lezzetliler.

9. Ekmek yerine lahana yapraklarını kullanın.
Kıvırcık salata yapraklarını da kullanabilirsiniz, ama kırmızı lahana daha serttir. İstediğiniz bir et çeşidini -soğuk hindi, normal hindi, tavuk, hatta hamburger- büyük, sert bir lahana yaprağına, ya da kıvırcık salata yaprağına sararak “sandviç” (ya da tahılsız bir dürüm) yapabilirsiniz. Tavuğu birkaç dilim avokadoyla, ya da bifteği domatesle deneyin. Bu öneriyi, “kendi yemeğinizi getirin” önerisiyle beraber kullanabilirsiniz.

10. Kahve çekme makinası alıp bunu keten tohumu için kullanın.
Bu aslında genel sağlık açısından faydalı bir öneri; ama şu nedenle az karbonhidrat alanlar için de özellikle yararlı olabilir: Keten yağının aksine keten tohumu, zengin bir lif kaynağıdır ki bu, vücudu sadece kalın bağırsak kanserine karşı korumakla kalmaz, kilo vermekle de bağıntılıdır. Lif, kan şekerinin hızlı yükselmesini önleyerek, tokluk hissi verir. Lifin kilo verme üzerindeki etkisini doğrulayan pek çok araştırma vardır. Buna ek olarak keten tohumu, kalbi koruyanve antienflemmatuvar olan omega-3 yağı ve ALA (alfa linoleik asit) açısından zengindir. Yani taze çekilmiş keten tohumu, programınıza büyük katkı sağlar.

11. Sardalya: Konservedeki sağlıklı yiyecek
Hızlı, kolay, ucuz ve proteinle omega-3 yağı açısından zengin bir yiyecek isterseniz, sardalyayı geçecek bir yiyecek yoktur. Sardalyanın faydalarını, NevYorklu meşhur beslenme uzmanı Oz Garcia ile Florida’da seyahat edip seminerler verirken öğrendim. Çok yoğun bir programımız vardı ve etkinlikler arasında ağzımıza lokma atacak zaman yoktu. Oz ne zaman kan şekerinin düştüğünü ya da enerjisinin azaldığını hissetse, en yakındaki bakkal ya da şarküteriye koşup bir kutu sardalya alırdı. Bu yiyeceğin ne kadar enerji verici ve doyurucu olduğunu ilk ağızdan öğrendim. Eğer uyguladığınız az karbonhidratlı diyet izin veriyorsa, sardalyayı az karbonhidratlı ve az şekerli krakerlerle yiyin. Koşullarınız bizimkilerden iyiyse, sardalyalı yeşil salatadan harika bir az karbonhidratlı öğün olur. En iyi cinsi, kendi yağıyla konserve edilmiş olanlardır. Soya ya da çiğit yağında olanları almayın; çünkü bunlardaki Omega-6 yağları çok fazladır.

12. Günlük beslenme programınıza yoğurt ya da kefir ekleyin.
Kültürlü süt ürünlerinde vücudunuzda depolanan yararlı bakteriler bulunur ve süt ürünleriyle problem yaşayan kişilerin bile bunlara karşı toleransları genelde yüksek olur. Yemeniz gereken, içinde canlı kültürler olan sade yoğurttur (dibindeki tonla meyveyle abur cubur olan değil). Daha da iyisi, kefir kullanın. Süt ürünlerindeki karbonhidrat miktarı, ambalajda yazılan kadar yüksek değil. Aslında yarım fincan yoğurt, ya da kefirde sadece iki gramlık etkin karbonhidrat vardır. Bu nasıl olabilir? Bunun sebebi devletin karbonhidratları ölçme şeklidir. Gıdadaki her şeyi -su, kül, protein, yağ- ölçüp sonra da geri kalanın karbonhidrat olduğunu kabul ederler. Bu yöntem süt de dahil her şeyde işe yarar ama mayalanmış süt ürünlerinde değil. GO-Diet’ın yaratıcısı Dr. Jack Goldberg’in de belirttiği gibi, sütü mayaladığınızda, onu laktik asit bakterisiyle aşılamış olursunuz. Bu da süt şekerinin (laktoz) neredeyse tamamını yutup onu laktik aside çevirir. Laktik asit, sütün koyulmasını sağlayan ve ona o eşsiz tadı veren şeydir. Bu nedenle devletin üründe kaldığını düşündüğü süt şekeri aslında neredeyse gitmiştir; mayalama esnasında laktik asit ve bakteriler sayesinde dönüşmüştür. Yarım fincan sade yoğurtta, ya da kefirde kalan karbonhidratın “gerçek” miktarı 2 gram kadardır. Goldberg bunu kendi laboratuvarında bizzat ölçmüştür. Tavsiyem kefir, ya da yoğurdun tam yağlı çeşitlerini tercih edip, günlük olarak tüketmeniz.

13. Tahılları yeşillerle değiştirin.
Tahılların pek çok kişi için dünyadaki en sağlıklı gıda olmayışının pek çok sebebi var. Dr. Joseph Mercola’ya göre, tahıllarda çok az C vitamini var, A vitamininden ise hiç yok. Ayrıca B vitamini eksikliğinden kaynaklanan iki temel hastalık, fazla tahıl tüketimiyle bağlantılandırılıyor. Kahvaltı gevrekleri ve ekmek gibi işlenmiş tahıl ürünlerinde değersiz miktarda lif -bir iki istisna dışında- bulunuyor ki bunlar, sebze ya da diğer kaynaklardan zaten alınabilir. Bazılarının tahılla ilgili sorunu olmayabilir; ama eğer kilo probleminiz varsa muhtemelen onlardan biri değilsiniz. Karbonhidratınızı sebzelerden alın, en azından çoğu zaman. “Diabetes: Prevention and Cure” kitabının yazarı C. Leigh Broadhurst bana bir keresinde fazla kilolu ve şeker hastası olan hastalarının tek bir alışkanlığını değiştirebilse, bunun buğdayı hayatlarından çıkarabilmek olacağını söylemişti. Bir düşünün…

14. Yeşil içeceklerden için.
Yeşil içecekler, arpa, buğday çimeni, ya da tam yeşil gıdaların suları için kullanılan genel kategori ismidir. Bağışıklık sistemini uyarırlar ve fitobesleyenler ve vitaminler açısından zengindirler. Alkalin oluştururlar (bu nedenle de bol et içeren beslenme programlarını dengelerler), organik kaynaklardan elde edilmişlerdir, kalorileri düşüktür ve çoğu 3 ila 4 gramdan daha fazla (düşük glisemik endeksli) karbonhidrat içermez ki; bu da diyetin çok sıkı olan başlangıç safhasında değilseniz (olsanız bile gene de diyetinizde bunlara yer verebilirsiniz), oldukça önemsiz bir miktardır. Bunları sağlıklı gıdalar satan mağazalarda bulabilirsiniz. Onları diyetinizin bir parçası haline getirmeyi kesinlikle düşünün.

15. Badem yiyin, ama porsiyona dikkat edin.
Az karbonhidrat alarak beslenmek istiyorsanız, yemişler çok faydalıdır; ama kilo vermeyi de yavaşlatabilirler; çünkü kalorileri yüksektir ve kaçırıp yemeniz gerekenden fazlasını yemeniz çok kolaydır. Bunları kilo verme aşamasında yemeyi düşünüyorsanız, uygun porsiyonlara bölün. 15 badem bir porsiyon eder. Eğer büyük bir torba dolusu badem satın alırsanız, atıştırmak için hepsini yanınıza almayın; bir porsiyonluk bir poşet hazırlayıp gerisini kaldırın.

16. Tatlıya ihtiyacınız varsa, peynir ve böğürtlen/ahududu/çilek vs, ya da böğürtlen/ahududu/çilek vs ve krema isteyin.
Bunu GO-Diet’ın yaratıcısı Dr. Jack Goldberg tavsiye ediyor ve tatlandırmak için tatlandırıcı da ekleyebileceğinizi söylüyor. Eğer bu, size izin verilen karbonhidrat miktarına uyuyorsa, meyvelerle kremayı evde yiyin ve eğer tatlandırıcı kullanmanız gerekiyorsa, ksilitol kullanın.

17. Protein barlarına dikkat edin.
Bu konuda dikkatli olmalısınız. Yeni bir yeme şekline alıştığınız için, ilk iki hafta bunları kesinlikle önermiyorum. Pazar bu yeni tür şekere -atıştırmalık demek istiyorum- doydu. Bu nedenle de hem hiçbir faydası olmayanları, hem de o kadar da kötü olmayanları var. En iyileri PaleoBar, Sears Labs’ Omega-3 Zone ve Atkins barları. Protein barlarının hepsi birbiriyle eş değerde değildir; “enerji barı” terimi tam bir pazarlama hilesidir. Beslenme açısından “enerji” “kalori” anlamına gelir; ama üreticilerin düşünmenizi istediği şey, bu barları yedikten sonra maraton koşabilecek gibi hissetmenizdir. Bu pek de böyle sayılmaz. Aslında çoğu karbonhidratla yüklüdür. Hemen hepsinde hidrojen yağlar (trans-yağlar) vardır. Protein barlarında daha çok protein ve çoğu zaman daha az karbonhidrat vardır; ama gene de ambalajın üzerini okumakta fayda var. Bazıları içerdiği 330 kaloriyle atıştırmalık olmak için fazla kalorilidir. Buna ek olarak, şeker alkolü olan ve karbonhidrat sayıyorsanız dahil edilmesi gereken sorbitol ve mannitol gibi tatlandırıcılar içerirler. Özellikle mannitol gaz yapabilir. Barlarında sadece iki üç gram etken karbonhidrat olduğunu söylerken sevgili Dr. Atkins bile gliserini (gliserol olarak da tanınır) saymaz. Buradaki çelişki şudur: Kokusuz, renksiz, tatlı tadı olan bir sıvı olan gliserol, tatlandırıcı olarak kullanılır ve karbonhidrat klasmanına girer; ama Atkins, kan şekerini şeker gibi etkilemediği için gliserolü karbonhidrat içeriği olarak saymadığını iddia etmektedir. Belki öyle, belki değil. Az karbonhidratla beslenenler, bunun kilo vermelerini yavaşlattığını söylerken, bazıları da aksini iddia ediyor. Her durumda en iyisi gerçek gıdalarla beslenip bu barları en azından birkaç hafta kullanmamak.

18. Dışarıda yerken, ekmeği geri gönderin.
Garsonu hayal kırıklığına uğratmayın. Eğer ekmekler orada durursa iki şey olabilir: Ya yersiniz, ya da yemezsiniz. Geri gönderirseniz, ilk olasılığı elemiş olursunuz.

19. Benden sonra tekrarlayın: Meyve suyu sağlıklı bir gıda değildir, asla da olmamıştır.
Büyük gıda şirketlerinin pazarlama başarılarından biri Amerika’yı meyve suyunun yararlı olduğu konusunda ikna etmiş olmalarıdır. Şekerle yüklü aptal bir içeceğin aslında yüzde 10’unun gerçek meyve suyu olduğunu iddia eden reklamlar var. Meyve suyu meyve değildir (ki karbonhidrat tiryakileri fazla meyve yememelidir, en azından başta). Meyve suyu sadece abur cuburdur. Şeker doludur, meyvede bulunan liften eser yoktur ve glisemik endeksi yüksektir. Başka gıdalardan da alabileceğiniz az miktarda vitamin dışında diyetinize hiçbir katkısı yoktur.

20. O “meşru” tatlılara dikkat edin.
Bir şey az karbonhidratlı diye, bu onda hiç kalori olmadığı ve ondan sınırsızca yiyebileceğiniz anlamına gelmez. Az yağlı olduğunu düşünerek bol miktarda abur cubur tüketen, az yağlı gıdalar yiyerek kilo vermeye çalışanların düştüğü hataya düşmeyin. Az karbonhidrat içeren pek çok leziz tatlı var ve arada bir bunlardan yiyebilmek güzel bir şey; ama eğer bunları yemek, daha çok tatlı yeme arzusu uyandırıyorsa uzak durmakta da fayda var. Eğer düzenli olarak ana yemeklerin yerini de almaya başlamışlarsa, bu daha da kötü bir şey (az karbonhidrat içeren barlarla yaşanan durumun aynısı).

21. Yanınızda protein açısından zengin atıştırmalıklar taşıyın.
Yiyecek otomatlarını, havaalanlarındaki yiyecek satan yerleri ve 7-Eleven’ları unutun. Atıştırmalık deyince, protein (ve de yağ) açısından gerçek yiyecekleri düşünün; hani avcı ve toplayıcı atalarınızın oynadıkları vahşi oyuna ara verdiklerinde atıştırdıkları türden gerçek yiyecekler. Yemiş, peynir (dil peyniri iyi bir seçenektir), katı yumurta, söğüş tavuk etini bir poşette düşünün. Eğer beslenme planınız izin veriyorsa, buna arada meyve de ekleyebilirsiniz; ama bir paket cips, kraker, ya da çikolatalı bisküvi alamazsınız; tabii eğer kilo vermek istiyorsanız!

22. Canınız şeker mi istedi? Sote edilmiş badem yemeyi deneyin.
İşte tatlı ihtiyacınızı giderecek hoş bir şey: Biraz bademi tereyağında soteleyin; ya da fırına atıp üzerlerine azıcık tereyağ damlatın. İsterseniz az miktarda deniz tuzu da kullanabilirsiniz. Porsiyon miktarına dikkat etmeyi ihmal etmeyin.

23. Canınız bir şey çektiğinde, üstesinden bununla gelin.
Bir çorbakaşığı tahin ve organik misoyu (ana maddesi soya fasulyesi olan, tuz ve tahıldan (arpa, ya da pirinç) oluşan yüksek proteinli, mayalanmış macunumsu bir Japon yiyeceği) karıştırıp bunu kereviz, kıvırcık salata, ya da karbonhidratı az olan krakerlere sürün. Bu hem mineral eksikliğini, hem de iştahınızı giderecek.

24. Bu amino asitle iştahınızı yenin.
Bir çorbakaşığı toz glütamini (bir amino asit) ksilitolle tatlandırıp bir ya da iki çorbakaşığı kremada (ya da yarıma yarım çorbakaşığı) eritirseniz, bu tatlıya duyduğunuz en güçlü arzuyu bile dindirecektir.

25. Sebzeleri sevmenin en kısa yolu bu.
Sebzelerin ateşli karşıtı olan biri bile, bir tabak ızgara sebzeyle kazanılabilir. Dolmalık biber ve havuç, soğan ve pancar gibi kök sebzeler bu metoda en iyi tepkiyi veren sebzelerdir. Bunları doğrayıp ızgara yapılabilen tavalardan birinde pişirin. Çok az zeytinyağı ekledikten sonra 30-40 dakikalığına fırınlayın. Böylece bu sebzelerdeki varlığından bile habersiz olduğunuz şekerli tat açığa çıkacak.

26. Makarnayla hasar kontrolü yapın.
Makarnadan sonsuza kadar vazgeçmek zorunda değilsiniz, özellikle de hedeflediğiniz kiloya ulaştıysanız. Ancak pişirirken glikemik yükü azaltmak için, al dente pişirin; yani makarnalar sert olmasınlar ama diri olsunlar, fazla pişirmeyin. Ne kadar az kaynatırsanız, makarnadaki nişasta molekülleri o kadar birbirlerine yakın dururlar. Böylece enzimlerin makarnayı parçalaması zor olur ve kan şekeri üzerindeki etkisi azalır. Daha da iyisi, daha çok lif içeren, az karbonhidratlı makarnalardan alıp al dente pişirin.

27. Renkli alışveriş yapın.
Beslenmeyle ilgili hangi bilgilerin verildiğini takip etmek için kadın dergilerini düzenli olarak okuyorum (erkek dergilerini de okuyorum; ama tabii ki makaleler için). Okuduğum en iyi önerilerden bir tanesi şuydu: Renkli alışveriş yapın. Bir ton antioksidanı, proantosiyanidini ve fitokimyasalı ezberlemek istemiyorsanız, paranıza göre en yüksek beslenme değeri olan gıdaları almanızı garantilemenin yolu, kasada alışveriş sepetinizde neler olduğuna bakmaktır. Sepetiniz, kartpostallarda gördüğünüz Avrupa pazarlarına benziyor mu? Sepetinizin, yeşiller, kırmızılar, turuncular ve hatta mavilerle taşıyor olması gerek. Meyve ve sebzelerdeki renklerin sebebi bunların vücudunuzda benzeri bir amaca hizmet edecek olan doğal antioksidanlar oluşu. Aldığınız her şey, mukavva ya da karton rengindeyse bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir.

28. Marketin dışta kalan koridorlarından alışveriş yapın.
Şeker, işlenmiş gıda ve abur cuburdan aldığınız kalorileri sihirli bir biçimde azaltmak ister misiniz? İşte size basit bir hile: Marketin iç tarafında kalan koridorlardan uzak durun. Tüm iyi şeyler, dış koridorlarda. Vaktinizi marketin kenarda kalan bölgesinde geçirin (bu aynı zamanda bekarlarla tanışmak için de iyi bir yer; ne de olsa kimse bir yabancıya dönüp de “Bu mısır gevreği kutusunun taze olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?” diye sormaz).

29. Yemek kitabı alın.
Bana “Ne yiyebilirim?” diye soran, ya da sürekli aynı şeyleri yemekten bıktığını söyleyen her müşterim için tek bir bozukluğum olsaydı, şimdiye kadar zengin bir beslenme uzmanı olmuştum! Bu kitap için araştırma yaparken, sorunun cevabı birden netleşti. Her seviye ve farklı ilgi alanı için, yeni başlayanlar için olandan (ben) gurme şefleri için olana kadar düzinelerce -düzinelerce derken abartmıyorum- yemek kitabı var. Az karbonhidrat yemek için kendinizi sadece tavuk ve sebzelerle kısıtlamanıza gerek yok.

30. “Tamamen doğal” demek, tamamen iyi demek değildir.
Pazarlamacıların diğer bir başarısı da, ambalajın üzerine “doğal” yazınca, sanki bir anlamı varmış gibi sanmamızı sağlamalarıdır. Tamamen doğal ifadesi, denetlenmeyen ve tam anlamıyla manasız bir ifadedir. Herkes bunu herhangi bir ürün için kullanabilir. Marketteki donmuş öğünler, “enerji” barları, ya da kasap reyonunda parçalar halinde satılan tavukların nesi tamamen doğal? Normalde beslenmeyecekleri şekilde beslenince doğal mı beslenmiş oluyorlar? Sonra kendileri doğal olarak küçük parçalara bölünüp, küçük sarı köpükten kapların içine mi girdiler? Doğal ifadesini unutun. Zehirli mantarlar tamamen doğaldır, işlenmemiş yağ da öyle; ama bunları yemiyoruz. Gerçek gıdalar bulmaya çalışın, tercihen üzerlerinde barkod olmayan cinsinden. Atalarınızla neleri avlayabileceğinizi, toplayabileceğinizi, yolabileceğinizi, yetiştirebileceğinizi ya da hangi balıkları tutabileceğinizi bir düşünün. Bunlar doğal yiyeceklerdir, bunlardan yiyin.

31. Ambalajın üzerini okuyup şeker dedektifi olun.
Üretici, kanunen muhteviyatı, ürünün üzerine her içeriğin ağırlığını belirterek yazmak zorunda. Hangi içerik önce listelenirse bu, üründeki baskın maddedir, en sona yazılan içerik de miktar olarak en az olanıdır. Çoğu üretici, doğru olsa bile şekerin temel içerik olduğunu söylemeyi sevmez. Bu nedenle ürünlerine farklı tipte bir sürü şekerden az az koyarlar. Mesela; sakaroz, glikoz, mısır pekmezi, mısır tatlandırıcı, dekstroz, fruktoz, laktoz, maltodekstrin, invert şeker, konsantre meyve suyu, sorbitol, ksilitol, mannitol, arpa maltı, malt özü ve kesinlikle en kötüsü yüksek fruktozlu mısır pekmezi. Bunların küçük miktarlardaki karışımlarından koyarak, elinizde tuttuğunuz paketin şeker olduğunu yasal olarak saklamış olurlar. Yediğiniz gıdada kaç çaykaşığı fazladan eklenmiş şeker olduğunu öğrenmek istiyorsanız, ambalajda belirtilen şeker miktarını (gram cinsinden) dörde bölün. Bazı mısır gevreklerinde porsiyon başına yedi çaykaşığı şeker olduğunu bilseniz şaşırırdınız, üstelik de o porsiyonlar küçücük!

Kaynak:mynet

Oruç tutanlar neden sinirli olur

Yazan: admin 23 Ağustos 2009  
Kategori: Sağlık

Oruç tutanlar neden sinirli olur

Oruç tutan kişilerde sinir ve öfke hali yüksel oluyor… Bunun bilimsel nedeni kan şekeri ile ilgili…

Ramazan ayında oruç tutanların en çok dertli olduğu konudur; Sinirlilik durumu… Bunun bilimsel bir nedeni var… Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Altındağ’ın verdiği bilgiye göre sinirliliğin nedeni oruç döneminde kan şekerinin düşmesinden kaynaklanıyor.

Doç. Dr. Altındağ,  ”Oruç döneminde kan şekeri düştüğü için insanlar her zamankinden biraz daha sinirli ve öfkeli olabilir. Bu dönemde, mümkün olduğunca sıkıntı olacağı tahmin edilen durumları öngörerek ona uygun şekilde davranmak lazım” dedi.

İnsanların stresli, yoğun dikkat gerektiren işleri sabah erken saatlerde ya da akşam iftardan sonra yapmasını öneren Altındağ, şöyle konuştu:

”Mesela akşamları yoğun trafik olacağı biliniyorsa daha erken bir saatte ya da trafiğin yoğun olmadığı daha geç bir saatte yola çıkılabilir. Toplu taşıma araçları tercih edilebilir. Kişi iş yerinde uyum sorunu yaşıyorsa, izninin bir bölümünü Ramazan ayı içerisinde kullanabilir.

İnsanların bu dönemde kendilerini kontrol edemeyeceği zor ortamlardan uzak durması bir çözüm olabilir. Eşinizle bir konuyu tartışacaksınız ya da iş yerinde bir meseleyi halledecekseniz, bunu dikkatinizi toplayabileceğini ve daha sakin bir şekilde düşünebileceğiniz bir dönemde yapmalısınız.”

Ramazan da sağlıklı beslenme

Yazan: admin 23 Ağustos 2009  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Ramazan'da beslenme

Oruç tutarken iftar ve sahur yemeklerinize dikkat etmezseniz sağlığınızı tehdit edebilir.

Ramazan’a özel sağlıklı beslenme programı
İftar
1-2 adet hurma
1 bardak su
1 kase çorba
1 kase salata
(5 dk ara)

Akşam

60- 90 gram et, tavuk ,balık ( kuru baklagil yemeğiyle birlikte olabilir)
8-12 kaşık sebze yemeği (et grubu ile birlikte olabilir)
2 dilim kepekli ekmek veya 4 yemek kaşığı pilav ya da makarna
1 su bardağı süt ya da yoğurt
Bol salata (1 TK. Zeytin yağı)

Ara

1–2 porsiyon meyve veya taze sıkılmış meyve suyu
1 bardak süt veya yoğurt

Sahur
1 bardak süt ya da yoğurt
2-3 adet ceviz veya 7 adet fındık.
60 gram yağsız beyaz peynir ya da 40 gram kaşar peynir,
2–3 dilim ekmek(çavdar)
Biber, domates, salatalık
1-2 porsiyon meyve

İftarda ve sahurda fazlaca yemek yenilmemesi gerektiğini vurgulayan Mutlu, aşırı besin alımı, dengesiz beslenme ve yetersiz uyku birtakım sağlık problemlerini de beraberinde getirir, ayrıca midenin aniden dolması, hem tansiyon yükselmesine hem de hormonların hızlı salgılanmasına yol açar diye belirtti.

Bu nedenle; az ve sık aralıklarla yemek en idealidir. İftarda yenen ağır yiyecekler kan şekerini hızla yükselteceğinden, baş ağrılarına neden olabilmektedir.

Ramazan ayı sonrası mide rahatsızlıkları oluşabiliyor. Bunu önlemek için tahıl, sebze, meyve, kurubaklagil, yulaf, kabuklu pirinç gibi diyet posası açısından zengin besinler tüketmek, besinleri küçük parçalara ayırarak ve yavaş yavaş yemek yararlı olabilir.

Ramazan ayı boyunca özellikle posadan zengin beslenme sindirime yardımcı olduğu gibi kabızlığı da önler. Kabuklu meyveler ve bol sebze tüketimi tercih edilmeli.

Yağlı ve şerbetli ağır tatlılar yerine, komposto ve sütlü tatlılar tüketmekte fayda var. Ayrıca iftar ile sahur arasında 10-12 bardak su tüketmek sağlık açısından çok önemli.

Tok kalmak için sahurda ne yemeliyim?

Yazan: admin 20 Ağustos 2009  
Kategori: Sağlıklı beslenme

Tok kalmak için sahurda ne yemeliyim

Tok kalmak için sahurda ne yemeliyim?

Ramazan bu sene Ağustos ayına denk geldi. Vücut daha da çok su isteyecek. Bu yüzden de sahur çok önemli…

İşte sizlere Ramazan için çok işinize yarayacak 8 altın kural;

Bu yıl Ramazan ayının ağustos ayına rastlaması, vücuttaki su dengesini korumanın önemini de ortaya çıkarıyor. Sıcak havalarda, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu besinler tüketildiğinde terleme ile atılan sıvı miktarı da artıyor. Böyle durumlarda vücudun sıvı/su gereksinmesinde de artış oluyor.

Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sevinç Yücecan, oruç tutanları, sahur ve iftar sırasında dengeli sıvı tüketimine dikkat etmeleri konusunda uyardı ve beslenmenin 8 altın kuralını verdi…

Komposta gerekli

Prof. Dr. Yücecan, şunları söyledi: “Oruç tutanlarda su kaybı olduğu için komposto, hoşaf gibi yiyecekler ve meyve suları iyi birer seçenek olabilir. Ramazanda sağlıklı beslenmek için çeşitli besinlerden oluşan karışık bir diyetin ve bir öğünde yenecek yiyeceklerin yaklaşık iki saat içinde tüketilmesi gerekiyor.”

Sahurda muhakak et yiyin

Prof. Yücecan, Ramazan ayı boyunca doğru ve sağlıklı beslenmek için dikkat edilmesi gereken 8 altın kuralı da açıkladı;

1- Sahur yemeği, kişiyi gün boyunca oruca hazırlayan bir öğündür. Bu nedenle sahuru atlamayın.

2- Sahurda emilimleri diğer besinlere kıyasla daha yavaş olan, kan şekerini daha yavaş yükselten ve diğer besinlere kıyasla daha fazla tokluk hissi oluşturan et, süt, peynir, yoğurt, yumurta gibi besinler ve/veya bu besinlerden oluşan yemekler tüketin. Sebzeli börekler ve meyve de yenebilir.

3- Aşırı tuzlu yiyecekler ve içecekler örneğin turşular, tuzlu ayran, ağır tatlılar , börekler gün boyunca kişiyi susatan türde yiyecekler olduğundan sahurda yemeyin. Ayrıca mideyi uyarıcı olan çok acılı baharatlı yemeklerden de uzak durun.

4- İftarda ağır hamur işi yiyecekler, kızartmalar, baklavalar yerine çorbalar, haşlanmış-ızgara veya fırında pişirilmiş et ya da tavuk veya hindi, sebze yemekleri, bol salata ve meyve tüketin.

5- Tatlı olarak daha hafif olduğu için sütlü ve (sütlaç muhallebi) meyveli tatlılar (elma, kabak, ayva tatlısı) tercih edin.

6- Vücudun su kaybını su, ayran, komposto, hoşaf ve meyve suları ile giderin.

7- Fazla miktarda yiyeceği kısa sürede tüketmeyin yavaş yiyin.

8- Diyabet, kalp ve damar hastalıkları olanlar ve ilaç kullanma zorunluluğu olanlar, mutlaka doktorunuza danışın! Bu durum gebe ve emzikli kadınlar, yaşlılar, ağır işte çalışanlar için de geçerlidir.

Ramazanda tüm gün aç kalınacak. Bu nedenle kan şekerini hızla yükseltmeyen, glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi büyük önem taşıyor.

İftar ve sahur sofralarını, 11 ay boyunca tüketilen besinlerin yerine, hem gün boyu tok tutacak hem de sağlıklı beslenmeyi sağlayacak yiyeceklerle hazırlamak gerekiyor. Tokluğu uzun süre sürdürecek olan besin grupları; sindirimi ve emilimi uzun süren gıdalardır. “Kompleks karbonhidratlar” adı verilen sebze, meyve, kurubaklagiller, tahıllar, esmer (kepek, çavdar, tam buğday unundan yapılmış) ekmek, esmer pirinç, kepekli makarna gibi besinlerdir.

Kromlu yiyecekler vücuttaki insulin dengesini korumaya yardımcı olmaktadır. Kan sekerinin düşmesi açlığa yol acar. Krom ihtiyacını karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler ve tahıl ürünleri yemek gerekir.

Özellikle muz, avakado, yulaf ve peynirde bulunan triptofan ise can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.

Patates kızartması kolay acıktıran bir yiyecektir. Karalahana ve kırmızı biber iştah açıcı özelliğiyle çabuk acıktırır. Greyfurt da iştah açıcıdır.

Açlığın kaynağı kan şekerinin düşmesi ise meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmek gibi beslenmemizde çeşitli değişiklikler yapmalıyız. Bu besinler kan şekerimizin gün boyu dengede kalmasını sağlayarak açlık hissinin oluşmasını engelleyecektir. Ayrıca, iftar ve sahurda içilen bir bardak süt, içerdiği karbonhidrat, protein, yağ, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum ve B vitaminleri nedeniyle Ramazan’da sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Sıvı besinler mideyi çabuk terk ettiğinden kişiler çok daha çabuk açlık hissediyor. Bu yüzden çorba, ayran gibi besinler tek başlarına değil; protein içeriği yüksek ve posalı gıdalarla beraber tercih edilmelidir.

Ramazanda gün boyunca aç kalınacağı için yavaş sindirilen, mide bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve kana geçiş hızı düşük olan esmer tahıl ürünleri, sebzeler, kurubaklagiller, salata gibi gıdaları iftarda tercih etmek, iftar sonrası yaşanabilecek rahatsızlıkları ve aşırı tatlı isteğini engeller.

İftar yemeğine başlarken doyurucu ve sindirimi kolay çorba ile başlamak ve arada sadece salata tüketerek zaman geçirmeye çalışmak faydalıdır. İftardan 30 dakika sonra tüketilen ana öğünde etli veya etsiz, az yağlı sebze yemeği ile az miktarda pilav, makarna veya börek yenebilir. Bunun yanında yoğurt, ayran veya süt tüketimi ihmal edilmemeli; süt ürünleri tüketiminin günde 2 su bardağının altına düşmemesine özen gösterilmelidir. Yani pide yenilecek ise makarna ya da pilavı sınırlamak veya hiç yememek gerekir.

İftarda kan şekerini hızlı yükseltmeyecek besinleri önerilen zaman aralıklarında tüketmek iftar sonrasındaki oluşabilecek tatlı krizlerini ortadan kaldıracaktır. Bu şekilde fazladan alınabilecek kalori miktarı sınırlamış olacaktır. İftar yemeğinden 1.5-2 saat sonra meyve ara öğünü yapmak faydalı olacaktır. Yemeğin ardından şerbetli hamur tatlıları, kızartılan tatlılar yerine muhallebi, güllaç gibi sütlü tatlılar veya meyve tüketilmelidir. Ramazan ayının tatlısı olan güllaç oldukça keyifli ve sağlıklı bir seçim olacaktır. Meyve tatlıları, sütlaç gibi tatlılar da alternatifleri olabilir. Ama tabi miktarına dikkat ederek! Yemekten 1-2 saat sonra yarım saatlik ufak bir yürüyüş de yapılabilir.

İftar

* 1-2 bardak su.

* 1-2 kepçe mercimek çorbası.

* Salata. (Salata tüketerek biraz vakit geçirin. Hem sindirim sisteminiz bir anda yorulmaz, hem de tokluk hissi oluşur.)

* 3-5 köfte kadar et veya tavuk veya etli veya tavuklu sebze yemeği.

* 4-6 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği.

* 1 kase light yoğurt.

* 2 dilim tam buğday ekmeği.

Ara

* 1 elma veya 1 şeftali.

* 1 kutu probiyotik yoğurt veya 1 bardak kefir.

Sahur

* 1 dilim peynir.

* 1 yumurta.

* Bol domates, salatalık, maydanoz.

* 6 adet tuzsuz zeytin.

* 2 adet ceviz.

* 2-3 dilim tam buğday ekmeği.

Biraz aradan sonra

* 1 meyve.

* 1 bardak light süt veya 1 kutu probiyotik yoğurt.

Oruç tutarken zayıflayın

Yazan: admin 20 Ağustos 2009  
Kategori: Diyet

Oruç tutarken zayıflayın

Oruç tutarken zayıflayın, hem orucunuzu tutun hemde fazla kilolarınızdan kurtulun..

Eğer kilo vermek istiyorsanız mutlaka ama mutlaka sahura kalkmalı ve iftarda yediklerinize dikkat etmelisiniz.

İşte bizden size öneriler;

Ramazan’da en sık yapılan hata; sahura kalmamak. Uzmanlara göre zaten uzun olan açlık süresinin daha da uzaması kişinin sağlık ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkiliyor. Bunun neden olduğu iftarda aşırı yeme isteği, kişiyi gereksiz ve sağlıksız besinlere yönlendirir; süt, yoğurt sebze, meyve gibi sağlığı koruyucu besinleri göz ardı edebilir.

Sağlıklı pişirme yöntemleri

Özenle hazırlanan iftar sofraları miktar, çeşit ve hazırlanma yöntemi olarak sindirim sistemini yorabiliyor. Sağlıklı beslenme önerilerinin önemli parçası olan pişirme yöntemleri (ızgara, fırın veya haşlama) yerine önermediğimiz kızartmalar ve kavurmalar tercih edilebiliyor.

Su

Suyun süper besin olarak kabul edilmesinin en önemli nedeni “0” kalori olmasıdır. Eğer yüksek kalori içeren içeceklerden tüketirseniz bunu dengeleyebilmek için daha az yemek zorunda kalırsınız. Araştırmalar gösteriyor ki karbonhidratları içmektense yemek daha iyidir. Su, tüm vücut fonksiyonları için önem taşır ve günün her saatinde tüketilebilir. Suyunuzu sade olarak içmekten hoşlanmı-yorsanız, içinde taze meyve dilimleri bekleterek tüketebilirsiniz.

Çorba

Ana yemeğe başlamadan önce içilen et veya balık suyuna bol domatesli çorba kişiye doygunluk hissi verir. Böylece kişi ana yemeğe geçişte kendisini tok hissettiği için daha az kalori alma eğiliminde olur. Düşük kalorili çorbalar açlığı bastırmakta çok işe yarar.

Yoğurt

Yağsız yoğurdun içindeki kalsiyumun zayıflatıcı etkisi olduğu çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Bir çalışmaya göre günde 3 porsiyon yüksek kalsiyumlu ve yağsız yoğurt tüketen obez bireyler, düşük kalsiyum ve yağlı yoğurt tüketen obezlere göre yüzde 22 daha fazla kilo ve yüzde 61 daha fazla vücut yağı kaybetmiştir. Burada en etkileyici sonuç ise yüksek kalsiyumlu, yağsız yoğurt yiyenlerin yüzde 81 daha fazla trunkal (karın bölgesindeki) yağ kaybetmeleridir. Yoğurt hem karbonhidrat hem de proteini bir arada bulundurduğu için kan şekeri regülasyonunda ve açlık kontrolünde etkili olmaktadır.

Kuru baklagiller

Kuru baklagiller içeriğindeki lifler dolayısıyla kendinizi tok hissetmenizi daha çabuk sağlar. 1,5 bardak barbunya yaklaşık 8 gram lif, 7 gram protein ve yaklaşık 110 kalori içerir. Baklagilleri yemek olarak tüketebileceğiniz gibi haşlayıp, salata ve çorbalarınızın içine de ekleyebilirsiniz.

Yeşil salata

Düşük kalorili salatalar ana yemek öncesi kendinizi doymuş hissettirecek bir başka iyi seçenektir. Yapılan bir araştırmaya göre yemekle birlikte yenen düşük kalorili küçük salata, öğünde alınan toplam kaloriyi yüzde 7, büyük bir salata ise yüzde 12 azaltabiliyor. Ancak araştırmanın sonuçları yüksek kalorili salatalar için tersinin doğru olduğu ortaya koydu. Öğün sırasında yenen yüksek kalorili küçük bir salata alınan kaloriyi yüzde 8 artırırken, büyük bir salata yüzde 17 artırıyor.

Yeşil çay

İftar sonrası büyük boy bardak buzlu yeşil çay veya bir büyük bardak sıcak yeşil çay içmek farklılığı başlatabilir. Yapılan son çalışmalarda gönüllü olarak 3 ay boyunca her gün bir şişe yeşil çay içenler, diğer gruba oranla daha fazla yağ kaybetmiştir. Araştırmacılara göre yeşil çayın içinde bulunan kateşinler (yararlı bir fitokimyasal) kalori yakımını sağlayıp, kilo kaybını artırmıştır.

Kaynak:Milliyet

Sonraki sayfa »